Kırk dördüncü sayfa da doldu

Ömrüm kaç sayfadan oluşacak bilmiyorum ama 26 Haziran 2025 itibarıyla kırk dört sayfayı doldurdum. Koca kırk dört yıl. Ancak itiraf etmeliyim ki yaşamaya hâlâ başlamadığımı düşünüyorum. Çok eskiden beri böyle hissederim, yeni bir şey değil. Bu duygunun psikolojideki adı nedir bilmiyorum. Hâlâ hayatım tam istediğim gibi değil, sanki bir şeyler benim için henüz gerçekleşmedi, çoğu konuda bazı şartlar daha iyi hâle gelecek de ben sanki o zaman arkama yaslanıp “oh tamam, şimdi oldu ve artık istediğim gibi yaşayabilirim” deyip derin bir nefes alacakmışım gibi hissediyorum; daha doğrusu bekliyorum. Ve bunun hiçbir zaman tam anlamıyla gerçekleşmeyeceğinin, böyle diye diye, bazı şeylerin gerçekleşmesini beklerken koca bir ömrü tüketeceğimin de farkındayım. Umarım öyle olmaz. “An”ın, içinde bulunduğum her yaşın, yaşamakta olduğum her mutluluğun, hüznün, sağlığın, hastalığın, güzelliklerin, sıkıntıların, daha doğrusu “benim sürecimin” farkında ve bilincinde olarak alırım her nefesimi. Çünkü biliyorum, ne geleceğe takılıp kalarak ne de gelecekten kaygı duyarak, korkarak yaşanıyor.

Hayatımın kırk dört sayfasının dolduğunu, kırk beşinci yeni sayfanın yazılmaya başladığını idrak ettiğim saatlerde “niçin her yılı özetleyen birkaç kısa cümle yazmıyorum” diye düşündüm. Sonra üşendim, tıpkı bu yazıyı doğum günümde, yani dün yazmayıp bugüne bıraktığım gibi. Kırk dört yılı özetlemek elbette mümkün ancak bugün burada yapmak istediğim tek şey yeni yaşın ve geride kalan kırk dört yılın şu an bendeki hissiyatını çalakalem yazmak; kırk beşinci yaşımın ilk günlerinden bir hatıra bırakmak.


Kırk dördüncü yaşımın ortalarına yani 2024’ün sonuna doğru, bazı konularda neredeyse tüm tuşlara basmıştım. Çünkü tam olarak hissettiklerim şunlardı: Debelenip duruyorum. Kendini tekrar ediyorum. Uzunca süredir değişmesini umduğum hayatımdaki bazı şeyler değişmiyor. Zaman zaman tükenmişlik sendromu yaşıyorum. Vesaire vesaire. Ben tüm tuşlara bastığımı sanıyorum ancak ya hâlâ basmadığım tuşlar var ya da Rabbim henüz bazıları için “ol” emrini vermedi. Öyle ki bir süre sonra bazı şeyleri oldurmaya çalışmayı bıraktım; “epey azalttım” desem daha doğru olacak.

Mesela şu da var: Yılların geride kalmasına, yaş aldığıma biraz üzülüyorum. Ancak geri dönüp de tekrar yaşamak istemezdim hiçbir yaşımı. Bu da ilginç. Çocukluğuma, 90’lı yıllara dair özlem duyduğum şeyler elbette var. Annemin daha genç ve sağlıklı olmasını elbette tekrar isterdim. Kardeşlerimin o masum hâllerini, beraber oyunlarımızı burnumun direği sızlayarak hatırlıyorum. Büyüdüğüm mahalle eskisi gibi çimenlerle, kargılıklarla, papatyalarla, gelinciklerle dolu olsun; yağmur yağdığında çamura batacağımızı bile bile evimizin üç tarafından geçen yol yine toprak olsun isterdim mesela. Ama yaşadıklarımı tekrar yaşamayı, herhangi bir yılda sabitlenip kalmayı istemezdim.

Çoğu insana kıyasla daha dingin ve yavaş bir yaşantım olabilir ama hepimiz bir şekilde dört nala koşuyoruz. Nereye bunca telaşımız bilmiyorum. Zamanın, yirmi dört saatin hiç kıymeti yok. Ne zaman durup dinleneceğiz, bu telaşlar ve koşuşturmacalar ne olacak da duracak veya azalacak bilmiyorum. İşte bütün bu sebeplerle “ben ne ara 25’tim, 30’unda napıyordum?” gibi çok sorarım kendime. Artık böyle sormak istemiyorum; 45 yaşımın 365 gününü üçer beşer atlamadan, bilincinde olarak yaşamak istiyorum. Sadece 45’imi değil ömrümün geri kalanı için bu temennim.

Blog yazımı, doğum günümün gecesi Instagram hesabımdan yaptığım paylaşımdaki şu cümlelerimle noktalamak istiyorum:

Kırk dört yıllık yolculuğum kimi zaman eksilerek kimi zaman çoğalarak; bazen düşe kalka bazen güle ağlaya sonsuz bir evrene doğru uzanmaya devam ediyor.

Yanımda olan ve olamayan, hayatımda var ettiğim, hayatımda artık yer almak istemeyen, beni besleyen, zenginleştiren, çoğaltan herkese selam olsun. Ama en çok da evrenin tüm karmaşasına rağmen on yıllardır benimle olmaya devam eden, çoğu zaman bana tahammül edip katlanan, beni dinleyen ve dinlendiren özel insanlara, canım anneme, kardeşlerime, aileme, beni eğitenlere; zannedildiğim gibi biri olmadığımı çok iyi bilip beni sımsıkı sarıp sarmalayan dostlarıma sonsuz teşekkürlerimle.


e-vren günlüğü sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Bu yazıya katkı sunun