Podcast #10 Hikâye, blog yazarak başladı – Haydar Özkömürcü

internet günlüğü podcastinin 10. bölümünde Pazarlama Danışmanı ve aynı zamanda blog yazarı Haydar Özkömürcü ile sohbet ettik. 2003 yılından beri blog yazan Haydar, bloğun hayatını nasıl değiştirdiğini ve ona açtığı yeni kapıları anlattı. Sohbetimizin sonunda Haydar, blog yazmak isteyenlere çok önemli önerilerde bulundu.

Askerlik yapanlar bilirler, terhis dönemi yaklaşanlar “şafak sıkıştırıyor” derler. Ayrı bir gerginlik, tahammülsüzlük içindedirler. Günler, saatler geçmek; o terhis günü bir türlü gelmek bilmez. Beynimizin içinde dönüp duran yazı fikrinin bizde yol açtığı o sabırsızlığı, başka işlere yoğunlaşmayı engelleyen baskısını “şafak sıkıştırmaya” benzetirim. Kafamın içinde dönüp duran o yazı birikir birikir, demlenir ve nihayet bir blog yazısına dönüşür.

Sosyal medya bombardımanın yoğunlaştığı bu dönemlerde blogların daha çok korunalklı bir sığınağa dönüştüğünü, kıymetinin de farkında olmadan artacağını düşünenlerdenim. 

Kendi adıma bazen YouTube ve podcast içerikleri üretmek değil sadece oturup yazmak ve hatta görsel bile kullanmadan sadece yazı eklemek istiyorum. Bu yorgunluğu hissediyorum.

Podcastin de bir blog kadar geçmişi var Internet dünyasında. ama niyeyse son birkaç yıldır tekrar ısıtılıp parlatılmaya çalışılan bir sosyal mecra. Blog da bir zirve yaptı sonra düşüşe geçti ama vakti geldiğinde insanlar hem seyretmekten hem dinlemekten hem de başkalarının hayatını takip etmekten sıkılıp tekrar blog okumaya yönelecekler.

Bu blog benim kendi kişisel bloğum, dilediğim gibi yazarım keyfiliğinde olmamamız gerekiyor. Çünkü bütün dünyaya açık yayın yapan dijital bir ortamda yazıyoruz. Kimlerin bilgisayarında, kimlerin cebinde kimler tarafından okunduğunu k,imlere nasıl etkide bulunduğunu bilemiyoruz. Belki de bunu öngörerek bu sorumluluıkla yazıları oluşturmakta fayda var.

Bu podcasti, iTunes Podcast uygulamasından da dinleyebilirsiniz.

Haydar Özkömürcü’nün podcastteki sohbetten öne çıkan cümleleri:

  • Blog dünyası çok farklı kapılar açıyor insana. Bir yerden bir yazıyı okuyorlar, seminere çağırıyorlar. Seminerde biriyle tanışıyorsun. Beş sene sonra çok farklı bir dünyaya doğru ilerlediğini, hayatının zincirleme değiştiğini hissediyorsun. 
  • Hayatımı blog ya da bloğu hayatımın paralelinde götürdüğümü fark ediyorum. Her şey blogla başladı. Kariyerime dair bir hedefim dahi ortada yokken bir blog üzerinde hayatımı yazmaya başladım.
  • Bloğumun açtığım kapı evleneceğim insana, çalıştığım yerlere kadar hepsine bir şekilde değdi ve ona göre hayatımı şekillendirdi.  
  • Herkes yazıları kısaltmaya doğru giderken ben yazıları gittikçe uzun yazıyorum çünkü sadece ilgilisi okuyacak. Son yazdığım yazı iki bin kelimeyi geçti. 
  • Eskisi gibi her gün yazmıyorum çünkü iş hayatı vs meşguliyetler arttı. Birikim, nadasa bırakma süreci biraz daha uzadı çünkü kendimce bir kalite standardı oturtmaya çalıştım. Kötü bir içerik koymamaya çalışıyorum. Bu da yazı yazma sayısını azaltıyor. 
  • Niş alanlarda insanlar blogları okumaya devam ededecek. Yazı var olduğu sürece bu, devam edecek. Zaten dünyadaki hiçbir yayın, herkese hitap eden bir yöne doğru gitmiyor. YouTube’da da Instagram’da da bir süre sonra niş kanallara doğru herkes devam etmeye başlayacak. Blog tarafında, sokaktaki vatandaşın okuyabileceği şeyler olmayacak ama bir konuyla alakalı en geniş uzmanlığın bulunduğu yayınlar hâlâ bloglar olarak devam edecektir.

Medeniyet, yazıyla başladı anlatımla değil

  • Yazı çok daha güçlü. İnsan okuyarak öğreniyor. Yazının ayrı bir yeri var. Zaten dünyadaki medeniyet yazıyla başlamış, anlatımla değil.
  • Bloğumda yazdıklarımı YouTube’a da Spotify’a da koydum. Hangisinin daha fazla etki gösterdiğini karşılaştırdığımda hiçbiri yazıyla kıyas götürmüyor. 
  • Bizim için önemli olan kaç kişinin okuduğu kaç kişinin tıkladığı değil. kimin okuduğu, kimin dinlediği ve nasıl bir etki bıraktığı. 
  • Bir tivit ve podcast ile blog yazısı arasında çok ciddi farklar var. 
  • Bloğunuzu kimlerin okuyacağı neyle karşılaşacağınız hiç belli olmuyor. Her gün farklı bir şekilde şaşırıyorum. Bloğun etkisi çok daha muazzam. Bloğun etkisi Twitter, YouTube değil hepsinden daha fazla. Bloğun öldüğüne beni kimse inansıramaz.Hâlâ çok güzel çalışıyor, devam ediyor.

Podcastin sonlarına doğru Haydar’ın blog yazmak isteyenlere önerileri de oldu:

Herkesin kendi uzmanlık alanıyla ilgili deneyimlerini paylaştığı yer olmalı bloglar. Bir yerlerden çeviriler yaptıkları veya özetler çıkardıkları yer değil, deneyimlerini aktardıkları yer olduğu zaman çok lezzetli bir yere dönüşüyor ve çok güzel meyveler verir bir hale geliyor blog. Yeterki bir alanda deneyiminiz olsun ve onu anlatın. Bu deneyim illa uzmanlık olacak değil. Bu deneyim, bir iş görüşmesi deneyimi ya da okulunda yaşadığı bir anı dahi olsa bunları paylaştığı bir blog çok değerli bir hale geliyor.

Bir önceki Kendi kitabını kendi yapan yazar: Cihan Gülbüdak başlıklı yazımda Cihan Gülbüdak, Habis Kıssa ve theremin hakkında bilgiler bulabilirsiniz.

PlayPlay

Podcast #10 Hikâye, blog yazarak başladı – Haydar Özkömürcü” için bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir