e-günlük

Hikâye mi Öykü mü

Kelimeleri, bazen bilinçli bazen bilinçsiz şekilde kullanırız. Bu, bizim kültürel birikimimizle ilgili ipuçları verir. Eş anlamlı kelimelerden hangisini kullandığımızın da çoğu zaman farkına varmayız ama hangisini tercih ettiğimiz de bizim hakkımızda fikir verebilmekte. “Bütün” mü diyorsun “tüm” mü? “Ayrıntı’yı mı kullanıyorsun “detay”ı mı? “Kelime”yi mi yoksa “sözcük”ü mü daha çok kullanıyorsun? “Mesela”yı mı “örneğin”i mi tercih ediyorsun? diye sorduğum arkadaşlarım olmuştur, kısa bir şaşkınlık yaşayıp bunun üzerine daha önce hiç düşünmediklerini söylerler, eş anlamlı kelimelerden hangisini kullandıklarını sorgularlar. Bu kez de “hikâye mi öykü mü?” bunun üzerine düşündüm. İlk bakışta eş anlamlı gibi görünen bu iki sözcük aslında tam olarak aynı anlama gelmiyor. Örneğin Doğan Aksan da dilde eş anlamlı sözcük olamayacağını savunuyor. Hikâye nedir, öykü nedir, biraz daha yakından bakalım:

Hikâye, Arapça kökenli bir sözcük; Osmanlıcada “hikâyet” şeklinde yazılıp söylenirdi. Öykü ise Türkçe bir sözcük.

Türk Dil Kurumu (TDK) hikâye için beş farklı anlam açıklamasında bulunuyor. TDK Güncel Türkçe Sözlük’te hikâye için “Bir olayın sözlü veya yazılı olarak anlatılması; aslı olmayan söz, olay; gerçek veya tasarlanmış olayları anlatan düzyazı türü, öykü” tanımları verilmiş. Yine TDK Güncel Türkçe Sözlük’te “öykü”nün anlamı “Ayrıntılarıyla anlatılan olay; hikâye” olarak veriliyorTDK’nın sözlüklerine bakıldığında öykü, hikâye demek; hikâye de öykü.

Ancak Feyza Hepçilingirler, öykü ve hikâye’nin eş anlamlı sözcüklermiş gibi kullanılamayacağını, bu iki sözcük dilimizde beraber yaşayacaksa anlam alanlarının belirlenmesi gerektiğini savunur.

Atilla Özkırımlı ise Türk Edebiyatı Ansiklopedisinde; geçmişteki örnekler için hikâye, çağdaş örnekler için öykü terimini kullanmayı tercih ettiğini belirtir.

Özkırımlı’nın mantığıyla eskiye “hikâye”, yeniye “öykü” demek ne kadar sağlıklı emin değilim ancak edebiyat yarışmalarının isimlerine bakınca Özkırımlı pek haksız görünmüyor. Örneğin 1954 yılında verilmeye başlanan ve günümüzde de devam eden “Sait Faik Hikâye Armağanı” gerçeği var.Günümüz edebiyat yarışmalarındaysa genellikle “öykü ödülü” adlandırması tercih ediliyor.

Tomris Uyar da, “Yazıya dayalı, yazılan örnekler için öykü; söze dayalı, anlatılan örnekler için hikâye” açıklamasında bulunur. Onun hikâye – öykü ayrımına benzer bir açıklamayı Murat Gülsoy yapıyor “Büyübozumu: Yaratıcı Yazarlık” kitabında:

“…hikâye sözcüğünün bir olay anlatımını ifade ettiğini, öykünün ise hikâye anlatmayı da içeren daha geniş bir edebi türe işaret ettiğini düşünüyorum. Öykünün şiir ve deneme evrenlerine yaklaştıkça hikâye anlatmaktan uzaklaşması bu duruma örnek olarak verilebilir. Buna karşın, gündelik dilde kullanılan “Bu filmin hikâyesi nedir?” ya da “Bu romanın hikâyesi nedir?” sorularında işaret edilen, gerçekten de o sanat ortamlarında (sinema filmi veya roman) anlatılan “hikâye”lerdir. Üstelik tüm bu sanat türleri anlattıkları hikâyeleri birer olay örgüsü içinde gerçekleştirirler. Biz kitabı kapattığımızda ve romanın anlattıklarını ifade etmeye çalıştığımızda dilimize gelen, hikâyesidir. Olay anlatımından söz ediyorsak “hikâye”, yazılı bir tür olarak hikâyeden söz ederken “öykü” diyebiliriz. ”

Bir de öykü sözcüğünün dilimize Nurullah Ataç sayesinde yerleştiğini savunan ve öykü ile hikâye sözcükleri arasında ayrım gözetmediğini dile getiren Âlim Kahraman‘ın Modern Türk Hikâyesi adlı eserindeki şu cümlelerine bir göz atalım:

“Bugün Türkçede her iki kelime de kullanılmaktadır. Ancak hikâyenin kullanımı çok eski olduğundan dil içindeki kökleri daha derine inmiş ve dallanıp budaklanmıştır. Modern Türkçenin bir ürünü olarak 1930’lu yılların ortasında kullanıma sunulan öykü, yetmiş seksen senelik bir geçmişe sahiptir. Öyle sanıyorum ki öykü kelimesinin dilimize yerleşmesini sağlayan Nurullah Ataç olmuştur. Bu knuda yapılan araştırmaya göre Ataç, yazılarında öyküyü 1949 yılında kullanmaya başlamıştır.”

Bütün bu açıklamaların ardından ben illa ki “hikâye”yi kullanacağım, hayır ben “öykü”yü tercih ederim demek ne kadar doğru? Eğer öyleyse “Bu iş yılan hikâyesine döndü”deki deyimi bozup “yılan öyküsüne döndü” diyebilecek miyiz veya “Dede Korkut Hikâyeleri”nden “Dede Korkut Öyküleri” diye bahsedebilecek miyiz? Deyimlerin kalıplaşmış sözler olduğunu ve bu kalıpları değiştiremediğimizi hemen hemen hepimiz biliyoruz.

Doğan Aksan’ın “eşanlamlı sözcük olamaz” sözünü kulağıma küpe edip Tomris Uyar’la Murat Gülsoy’un hikâye – öykü tanımlamalarına kendimi daha yakın hissediyorum. Twitter’da da “hikâye mi öykü mü?” diye sorarak sizin tercihlerinizi öğrenmeye çalıştım:

Bir önceki Blog yazmaya yeni başlayacaklara önerilerim başlıklı yazımda blog, blog yazarlığı ve Çocuk Kalbi hakkında bilgiler bulabilirsiniz.

Bu yazılarım da hoşunuza gidebilir

7 Yorumlar

  • Yanıtla Sesli 19 Temmuz 2019 at 02:03

    Elinize sağlık makalenizi okudum. Hepimizin sıkıntı yaşadığı bir konuya değinmişsiniz.

  • Yanıtla Aytül Laçin 08 Temmuz 2019 at 00:06

    Merhaba Sevgili Evren,
    Mektup gibi başlayıp Hikayeyle devam edeyim :) Bloğumun isminden dolayı özellikle dikkatimi çekti yazın. Normalde de sözcüklerin kökenleri ve anlam içeriklerini merak edip ara sıra araştırırım. (Demek ki kelimeden çok sözcüğü tercih ediyormuşum bu arada :)) Konuşurken de yazarken de özellikle arapça sözcüklerden kaçınsam da, öyle kelimeler var ki, diğerini kullanınca aynı anlamı hissettirmiyor. Bu noktada anlam, her zaman bir adım önde olmalı çıkan sesten diye düşünüyorum. Yani yine her şeyde olduğu gibi dengeyi sağlayan hangisiyse onu seçmek düşüyor bize :)
    Bu iki sözcüğün bendeki hislerine bakacak olursam, öykü bir çocuğun hayatı ise, hikaye tüm insanlığın hayatlarının anlatımı duygusunu yaratıyor bende. Benden bize, bizden bana yansıyan bir Ayna Hikayesi misali :)
    Çokça sevgiler…

    • Yanıtla e-vren günlüğü 09 Temmuz 2019 at 11:04

      “…öykü bir çocuğun hayatı ise, hikaye tüm insanlığın hayatları…” Harika bir tanım Aytül, yüreğine sağlık. İzmir’e selamlar ;)

  • Yanıtla Bir Tutam Karınca 15 Mart 2019 at 21:47

    Güzel bir makale olmuş. Blogumda mikro öyküler diye bir bölüm var. Bazen acaba hikaye mi demeliyim diye üzerine düşünüyordum. Şimdi anlıyorum ki öykü tanımı daha uygun ve yerinde olmuş. Bunun yanı sıra bazı kelimeleri, kulağa daha hoş gelecek şekilde, eş anlamlıları ile değiştirerek kullandığımı söyleyebilirim.

    • Yanıtla e-vren günlüğü 16 Mart 2019 at 22:07

      İnsanın eli, dili, üslubu neye yatkınsa öyle yazmalı bence, türler arasındaki keskin sınırlar da kaldırılırsa belki daha rahat yazarız. Hem yazan kaç kişi kaldı ki? Katkın için teşekkür ederim.

  • Yanıtla MUSA ÖZSARI 16 Şubat 2019 at 16:42

    Elinize sağlık makalenizi okudum. Hepimizin sıkıntı yaşadığı bir konuya değinmişsiniz.

    ”Öykü”, ”Hikaye” kelime sorunsalı hakkında farklı düşünceler var. Benim düşüncem, her kelimenin kullanımı yer ve zamana göre değişiklik içerir. Bazen hikaye daha mantıklı gelirken bazen öykü daha mantıklıdır. Bu durum farklı kelimeler için de geçerli. Ayrıca dil değişken olduğu için bugün A kelimesini kullanırken yarın ayını durum için B kelimesini kullanabiliriz.

    Açıkçası öykü ve hikaye kullanımı hakkındaki fikirlerim Murat Gülsoy’un yaratıcı yazarlık derslerine katıldıktan sonra değişti. Sizin de yukarıda bahsettiğiniz gibi bana daha yakın olan Murat hocanın kullanımı.

    • Yanıtla e-vren günlüğü 16 Şubat 2019 at 16:52

      Dilimize yerleşmiş kelimeleri “eskidir, kökeni Arapçadır, İngilizcedir, zaten Türkçesi var” gibi gerekçelerle yok saymak bana doğru gelmiyor. Zaten Türkçe söyleyiş ve yazılış kurallarına uydurmuş oluyoruz o kelimeleri. Elbette Türkçesi varken onu kullanmak daha güzel ancak farklı dillerden dilimize giren sözcükler de Türkçeye zenginlik katıyor. Bir paragraflık yazıda peş peşe “ayrıntı, ayrıntı, ayrıntı” diye yazmaktansa araya “detay” kelimesini de yerleştirip dili zengin tutmak gerekir. Murat Gülsoy’un yaratıcı yazarlık eğitimlerine ileri de katılmayı planlıyorum, bu anlamda çok şanslısın. Görüşlerini paylaştığın için teşekkür ederim Musa.

    Bir yorum yazın