e-günlük, VideoBlog

Dilara Tan Ersözlü: İlk bloğum çocuğum gibiydi

Bloglarımız sayesinde 2008’de tanıştık Dilara’yla, yine aynı yıl bloğumda misafir kalem oldu. O dönem çok sık iletişimde olduğum, ilk blog yazarı arkadaşlarımdandı. Hatta şu an WordPress kullanıyorsam Dilara’nın yıllar önceki ısrarı sayesindedir. 2005 yılında yazmaya başladığı bloğu edpharos.com, on yıllık bir sürecin sonunda yanlışlıkla silinince rotayı YouTube‘a ve Instagram’a çevirdi. Ama blog tutkusu ağır bastı ve birkaç yılın ardından bu kez genç bir anne olarak icimdekianne.com bloğunu açtı. Dilara’yla Eylül 2018’de YouTube canlı yayını yaptık ancak hemen ardından sağlık sorunlarım ortaya çıkınca canlı yayın kaydını montajlayıp burada paylaşabilmem dört ayı buldu.

10 yıllık blog içeriğiniz silinse ne yapardınız?

Dilara’nın on yıllık bloğunu kaybettiğinde hissettiklerini dinlerken ben aynı durumda olsam ne yapardım diye düşündüm. Açıkçası tekrar yazamazdım. Zaten on dört yılı aşkın süredir yazmaya devam etmenin en büyük motivasyonu da bu istikrardan kaynaklanıyor. Alan adını elimde tutmaya devam ederdim ama yeni baştan blog yazmaya elim pek varmazdı diye tahmin ediyorum. Başka mecralarda içerik üretmeyi denerdim herhalde. Belki de tamamen vlog olayına odaklanırdım.

Dilara da bir süre yazamadığını, YouTube’a yöneldiğini anlattı. “Çocuğum gibiydi” dediği bloğundaki bütün yazıların geri dönüşümsüz silinmesi üzerine çok üzüldüğünden ve günlerce ağladığından bahsetti. Ama insanın hayatında yeni bir dönüm noktası olunca ve içinde blog tutkusu da varsa aynı hevesle yazmaya başladığını söyledi. “Fakat hayatımda böyle bir şey olmasaydı ben de başlamazdım, kâğıt kalemle devam ederdim.” diye de ekledi Dilara.

Blog yazarlarının büyük çoğunluğu zaten günlük tutuyor

“Blog, içten gelen bir şey. Biri yazıyor diye başlayıp devam ettirebileceğin bir şey değil kesinlikle. Ben zaten blogdan önce de kâğıt kalemle sürekli yazan biriydim. Kendimi bildim bileli, ilkokuldan beri tuttuğum defterler var. Sürekli yazıyordum ama blog olayı olduktan sonra direkt sanal mecrada tutmaya başladım yazıları.” Dilara, blog yazarlığına başlama macerasını bu şekilde özetliyor. Hepimizin blog yazmaya başlama hikâyesi hemen hemen aynı. 2000’li yılların başında blog yazmaya başlayan bizler, bunun tam olarak ne zaman ve nasıl olduğunun pek farkında değildik. Dilara da blog yazma fikrinin kendisinde nasıl ortaya çıktığını, yazmaya nasıl başladığını tam hatırlayamadığını belirtti sohbetimizde. Bizim bu durumumuzu da çok güzel özetledi: “O bir geçiş dönemiydi, o geçişi hatırlayamamak da gayet normal.”

Bilgisayar ve internetle tanışmadan önce ajandalara günlükler tutardım. Bugün bloğuma yazdıklarımı yıllar önce günlüğüme gizli saklı yazardım. Dilara da dahil birçok blog yazarının halihazırda defterlere, ajandalara günlükler yazdıklarını, kalem kâğıtla başlayan bu sürecin dijital ortama taşındığını duyunca şaşırmadım. Yaşı daha genç olan blog yazarlarının aynı süreçten geçtiğini pek sanmıyorum ancak içlerinde hâlâ arada bir kağıt kalemi eline alıp günlük yazanlar varsa ne mutlu!

Dilara tekrar YouTube’a döner mi?

Hamilelik günlüğü tuttuğu vloglarıyla YouTube’da epey ilgi gördü Dilara, aynı etkileşimi Instagram’da da yakaladı. Blog ve YouTube birbirinden farklı iki mecra. Dilara, her iki mecradaki deneyimini “Vlog olayı, blog gibi değil. Elinde kamerayla geziyorsun, çekiyorsun, montajlıyorsun, yüklüyorsun, inanılmaz vakit alıyor. Orada  durdurdum,  kanalı dondurdum, çekmeye devam etmedim. Takip eden insanları bloğa yönlendirmeye karar verip blog açtım. Yazmaya devam ettim, o benim için daha kolay çünkü yattığım yerden de yapabildiğim bir şey.” sözleriyle özetledi.

Yazınsal içerikler son yıllarda pek rağbet görmese de birçok blog yazarı tanınırlık ve daha fazla gelir motivasyonlarıyla YouTuber olma yoluna girse de asl’olan, insanın kendisini en iyi ve rahat ifade edebildiği ortamda içerik üretmesi.

Dilara’ya YouTube’a tekrar dönmeyi düşünüp düşünmediğini sordum. “Çok geliyor bu soru bana. Aslında istiyorum. Çok eğlenceli bir şey çünkü. Ama her an hazır olman lazım. O enerjiyi tekrar yakalayabilir miyim, bilmiyorum. İstek var evet. Olabilir de olmayabilir de, ucu çok açık.  Bir gün tekrar dönerim diye kanalı tamamen kapatmadım. İnsanlara okumaktansa bir şeyi seyretmek daha kolay geliyor, benim için de öyle. Döner miyim dönmez miyim göreceğiz.” şeklinde kesin olmayan bir cevap aldım ancak anladığım kadarıyla Dilara’yı yazılarıyla blogda, videoalarıyla YouTube’da görmeye devam edeceğiz.

Canlı yayının montajlı kısmını aşağıdan seyredebilirsiniz. 16.sını gerçekleştirdiğim blog yazarlarıyla canlı yayın söyleşilerinin gelecekte Türkçe içerikli bloglar adına önemli bir kaynak olması dileğiyle, iyi seyirler:

Bir önceki Çok okumak mı az ama nitelikli okumak mı? başlıklı yazımda Adobe Acrobat Reader, Baharda Yine Geliriz ve Barış Bıçakçı hakkında bilgiler bulabilirsiniz.

Bu yazılarım da hoşunuza gidebilir

4 Yorumlar

  • Yanıtla Ali Yatarkalkmaz 28 Ocak 2019 at 15:47

    Eline sağlık abi tekrar röportajlarını görmek çok güzel. :)

  • Yanıtla Can 28 Ocak 2019 at 01:21

    Hocam çektiğin video içerikleri direk ilgi alanım giriyor. Hepsini izlemek istiyorum. Fakat arkadaki şu müzikten nefret ediyorum. Dikkatimi çok fazla dağıtıyor. Odaklanamadığım için kaç kere yarım bıraktım.

    Müzik olayı tekrar düşünsen?

    • Yanıtla e-vren günlüğü 28 Ocak 2019 at 11:05

      Videolar da müziksiz çok durağan ve sıkıcı geliyor bana. Ama müziğin sesi daha az olursa belki bahsettiğin rahatsızlığa yol açmayabilir. Yenilerinde denerim. Görüşünü paylaştığın için teşekkür ederim.

    Bir yorum yazın