e-günlük

Bir Cumartesi Sözlüğü*

Van Gölü, Gevaş - Van

Van Gölü, Gevaş – Van

*Aşağıdaki liste yaşanmışlık sıralamasına (kronolojik) göre değil alfabetik sıraya göre hazırlandı.

  • Akdamar Adası ve Akdamar Kilisesi: 24 saatlik Van ziyaretim içine sıkıştırabildiğim tek yer Akdamar Adası ve adada yer alan Kutsal Haç Kilisesi adıyla da anılan Akdamar Kilisesi’ydi. Gevaş ilçesinden Akdamar Adası’na geçilirken teknelere biniliyor ve o yolculuk kesinlikle harika. Ama adayı ve kiliseyi ille de görmek gerekiyor mu? Maalesef hayır. Adanın kıyıları çöplerle dolu, kilise çok kötü kokuyor ve oturup karnınızı doyurabileceğiniz düzgün bir yer de yok. Tekneden iner inmez bilet kesiliyor ve adaya ancak öyle girebiliyorsunuz. Bu detaya gösterilen özen kadar adanın bakımı konusunda da özen gösterilse daha iyi olur diye düşünüyorum. Bu arada adada onlarca badem ağacı vardı ve henüz çok taze olan bademleri yemeye doyamadım. Ayaklarımı da göle soktum fakat su gerçekten çok soğuktu ve dakikalar sonra bile ayaklarım suyun soğukluğuna alışamadı.
  • KPSS 2015: On kere düşünüp taşınıp sonunda bu yıl KPSS’ye girmeye karar verdim. Bugün İstanbul’daysam 2010 yılında KPSS’de yaşanan kopya skandalının payı çok büyüktür. 5 yıldır mağduriyetimiz hâlâ telafi edilmemişken tekrar KPSS için ÖSYM’ye para yatırmak ve sınava girmek bana biraz saçma geldi. Öğretmenlik için alan bilgisi sınavına hiç girmediğim için nedir ne değildir diye bu sene bir bakayım dedim. Belki seneye daha iyi hazırlanmak için bu sınav beni biraz motive eder.
  • Kredi Kartsız Yaşam: 5 Haziran tarihi itibarıyla Yapı Kredi Bankası kredi kartımı iptal ettirdim; hatta şubeye kadar gitmişken vadesiz hesabımı da kapattırdım. Tek şaşırdığım noktaysa kredi kartımı iptal ettirmek istediğimi söylediğimde hiçbir şekilde beni caydırmaya çalışmamaları. Sadece birikmiş 21 liralık world puanım olduğunu hatırlattılar ;) Kredi kartsız bir yaşamı daha önce de tercih etmiş ve bunu {şurada} yazmıştım. Tek kafama takılan internetten uçak bileti alırken kredi kartım olmadığı için sorun yaşayacak olmam. Diğer yandan kredi kartsız yaşamın yanında akıllı telefonsuz bir yaşamı da tecrübe etmeyi ciddi ciddi düşünmeye başladım.
  • Pegasus Havayolları Deneyimim: Van yolculuğumdaki ilklerden biri de Pegasus Havayolları ile uçuşumdu. Gerçi ben mi onunla uçtum Pegasus mu benimle uçtu tartışılır. Online Bilet alma süreci bile oldukça karışıktı; daha o aşamada ilave ücret bombardımanından rahat nefes aldırmazken uçak içinde de reklam bombardımanı devam ediyor. Şehir içi ve şehirler arası servis anonslarında bile ‘ama ücretliyiz’ vurgusunu yapmayı ihmal etmeyen Pegasus’un yolcularını uçağa binme sürecinden evlerine ulaşana kadar birer para kaynağı gibi görmesi inanılır gibi değil. İddia edildiği gibi en ucuz uçuş kendileriyle sağlanmıyor. Örneğin Atlas Global’de bu saydığımız her şey bilete dahil ve çok ilginçtir yine de Pegasus’tan ucuz ;) Sabiha Gökçen Havalimanı’ndan uçağa binerken hoş geldiniz karşılamasını bile çok gören hostes hanım sayesinde, tek bir müşterisini karşılamayı ihmal etmeyen Atlas Global ailesinin kıymetini iyi anladım. Atlas Global’de uçaktan inerken pilot bile kapıya çıkarak yolcularını uğurlar. (Şimdi anlıyor musunuz niçin Atlas Global yolcusunu en çok seven havayolu şirketi?) Pegasus bu denli ücret odaklı hizmet verirken atladığı bir detay vardı: uçuş saatine riayet etmek. 20.10 uçağı, istanbul’dan Van’a bizim kalkış saatimizden dakikalar önce inmişti ve yolcuları boşaltmakla meşguldü; öyle ki mürettebatın İstanbul’dan gelip yine dinlenmeden bizi İstanbul’a uçurduğundan şüpheliyim. Pegasus, adeta havayollarının Metro turizmi gibi bir imaja büründü gözümde. Zaten hemen her yere dolmuş kaldırır gibi uçak kaldırıyor; Van’a Atlas Global’le gidemeyişim de bu yüzden. Atlas Global, az uçuyor, öz uçuyor ve ekonomik uçuruyor ;)
  • Sabiha Gökçen Havalimanı: Bu arada Sabiha Gökçen Havalimanı’ndan da ilk defa uçtum. Atatürk Havalimanı’nın telaşı, karmaşası burada yok. Güvenliği geçtikten sonra gerçekten sessiz ve dingin bir şekilde uçağımı beklerken çok şaşkındım ;)
  • Van Ziyaretim: Elazığ’da askerliğimi yaptıktan sonra doğuya yolum bir daha düşmedi. Geçen hafta (30 Mayıs) ilk defa Van’a gittim ve doğunun nazar boncuğu bu şehirde sadece 24 saat geçirdim. Depremin izlerini şehirde görmedim, bu beni sevindirdi ancak Van’ın daha gelişmiş olduğunu düşünüyordum ki bu konuda hayal kırıklığına uğradım. İnsanları oldukça saygılı ve muhabbetli; özellikle taksi şoförleri ;) Hatta teşekkür ettiğinizde size ‘başım gözüm üstüne’ diye cevap veren belediye otobüsü şoförleri var ki buradan İETT şoförlerimize selam olsun. Akşam 22.00’den sonra köşe başlarında dükkan önlerinde gruplar halinde erkekler var ama ortalıkta hiç kadın yok. Ama ertesi gün motosikletli gençlerin arkasında kasklı kızları görmek de mümkün. Güzel mekanlar var Van’da, hatta çoğu zincir markanın Van şubeleri bir harika. Özellikle, Şişli Öğretmenevi’nin hemen ilerisindeki Kahve Durağı’nı çok beğendim; hem çalışanları hem de servisleri çok iyi. O yüzden oraya iki defa gittim. 1 gece kaldığım Şişli Öğretmenevi de otel konforunda ve oldukça temizliğe önem veriyor. Daha iyi olabilir mi? Kesinlikle! Van halkı, Van gölünün tadını iyi çıkarıyor; sahil boyunca insanların birlikte vakit geçirebileceği, piknik yapabileceği yerler var. Hatta martılar da var. Onlar hep orada mıydı yoksa birileri tarafından mı oraya getirildiler, düşünmeden edemedim. Van’a gideceğimi söylediğimde arkadaşlar akşam yemeğini mutlaka Mevlana Kebap diye bir yerde yememi ve güzel bir Van kahvaltısı yapmamı önermişlerdi. Sabah kahvaltısı için Gevaş yolu üzerinde Sütçü Fevzi diye bir yere gittik ama kahvaltı adına tam bir hayal kırıklığıydı. Marketteki hazır kahvaltılıklarla masayı donatmak marifetse Sütçü Fevzi’ye değil benim eve gelin daha iyi ;) Çay servisinin bile garsonlar tarafından bardak bardak yapıldığı bir kahvaltı kültürü eminim ki Van’a özgü değildir. Çayı masaya termosla getirmelerini defalarca rica etmeme rağmen sonuca ancak doyduktan sonra ulaşabildim. Başta seçim arabası sandığım gelin arabaları bizim alıştığımız gibi beyaz tüllerle çiçeklerle süslenen gelin arabalarından çok farklı. Yeşil, mavi, kırmızı, sarı renklerden oluşan tüllerle süslenen gelin arabalarını şehrin her yerinde görmek mümkün. Bu renk cümbüşü hayatlarının her alanına öylesine sirayet etmiş ki göl kenarında ip atlayan kızların ellerindeki halat bile bu renklerden oluşuyordu.

Evren’i Sosyal Ağlarda Takip E+

Bu yazılarım da hoşunuza gidebilir

3 Yorumlar

  • Yanıtla bi' blog e-vren! 21 Haziran 2015 at 15:42

    […] havalanmak Pegasus’a özgü bir şey değilmiş; Ankara dönüşü Anadolu Jet de 1 saat gecikmeyle […]

  • Yanıtla cem kazan 08 Haziran 2015 at 14:23

    Kardeşim böyle hayata dair yazmani ozlemisiz. Devamini bekleriz. Zira bagimlilik yapıyorsun:))

    • Yanıtla e-vren günlüğü 08 Haziran 2015 at 14:29

      Bu eleştiriyi son zamanlarda sıkça duyar olmuştum Cem ;) Aslında paylaştığım hiçbir yazı hayatın çok uzağında değil; hepsi yaşanmışlıkların notları ;) Teşekkür ederim katkın için.

    Bir Cevap Yazın