e-günlük

İstanbul’da 4. Sezon

İstanbul’a doğru Aydın’dan yola çıkalı yaklaşık 4 saat olmak üzere. Koridorları valizlerle dolu bir otobüsteyim. Valizlerin üzerinden atlayarak koltuklara geçen yolcular arasındaki muhabbet, muavinin içecek servisini elden ele yapmasıyla daha da koyulaştı. Dönüş yolunda herkesin keyfi yerinde görünüyor.

1 Hafta Önce

İstanbul’daki 13. ayımda memlekete üçüncü gidişim. Memlekete gideceğim için her seferinde heyecanlıyım ancak hiçbir zaman İstanbul’u ardımda bıraktığım için mutlu olmadım. Mesela evimi çok seviyorum ve kapıdan çıkmadan dönüp evimle vedalaşınca kendimi iyi hissetmiyorum.

Memleketimin ne kadar güzel koktuğunu ve sükunet dolu olduğunu Aydın’a her ayak bastığımda fark ediyorum. Ailemi ve sevdiklerimi görmenin yanında beni İstanbul’da rahatsız eden tek şey olan metrobüs kalabalığından birkaç gün uzaklaşmış olmanın rahatlığını hissediyorum. Yoksa, İstanbul’un 17 milyonluk hengamesi dışında şikayetçi olduğum bir durum yok.

Sayılı gün çabuk geçiyor ve özellikle düğün, bayram gibi özel günlerde memlekete gidince yapılan hiçbir plan program istenildiği gibi gerçekleştirilemiyor. Başta Harun olmak üzere ziyaret etmek istediğim birçok kişiyle görüşemedim. Viyana’da yaşayan eski sınıf arkadaşım Ergün’le buluşmak için 3 defa telefonlaşmamıza rağmen bir türlü görüşemedik. Yüksel abimin dünyaya yeni gelen oğlu Yavuz Selim’i ve yenilenen Aydın il Halk Kütüphanesini çok istememe rağmen göremedim. Ve daha pek çok kişi…

Bayram ziyaretinde Ziya dedemi daha düşkün gördüm. 90’lı yaşlarına giren dedem 29 Ekim’de doğmuş biri olarak tam da Cumhuriyet’le yaşıttı. iki kare fotoğrafını çektim ve beş yıl süreyle saklamak üzere arşivime kaldırdım. Dedemin fotoğraf çekerken verdiği tepkisi içimi çok acıttı ve beni çok duygulandırdı. O sadece bizim sülalemiz için değil Aydın için de yıllardır bir imparatorluğun başındaki adam gibi oldu.

Aydın’dayken hiçbir şeye ve hiç kimseye yetmediğimi yetişemediğimi anladım. Bir de daha içine kapanık ve melankolik olduğumu fark ettim. İstanbul’da kronik yorgunluğumu saymazsak daha hareketli ve konuşkan biriyim ama nedense Aydın’a gittiğimde daha suskun ve duygusal bir Evren’le yüzleşiyorum.

Geçen yıl İstanbul’a taşınalı 20 gün olduğu için Kurban Bayramı’nı Güngören’deki evde tek başına geçirmiştim. Bu yılki bayram, kurbanlıkların kesilmesi, etlerin evimizin bahçesinde doğranmasıyla gayet keyifli başladı. Bayramın üçüncü günü akşamı da Deniz’in organizasyonuyla Ziya’ya sürpriz doğum günü partisi yaptık. Ancak bayram dolayısıyla art arda gelen misafirlerden dolayı evden çıkamadığımız için 45 dakikalık bir gecikmeyle sürprizimizi yapabildik.

Bayram tatiline dair anlatacak çok şey var. Şimdi İstanbul’da dördüncü zaman dilimini yaşamaya başlayacağım. Yine yeni hayallerim ve hedeflerimle geçen üç sezonun üzerine yeni bir şeyler eklemeye çalışacağım.

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni ] RSS abonelik

Bu yazılarım da hoşunuza gidebilir

Yorum yapılmamış

Bir Cevap Yazın