HayaT Bana Bir Kurşun Sıktı

Bu gece seni anlatmaya gidiyorum ey HayaT!

Alıp O’nu karşıma -kim bilir belki de yanıma- ismini vermeden senden bahsedeceğim O’na. “HayaT!” diyeceğim, “aklımı başımdan aldı, sonra beni silkeyelip attı.”

Ey HayaT, ilk kurşunu öyle bir sıktın ki, daha yarası geçmeden son kurşunla toprağa düşürdün beni. Ben seni, sever bilirdim. Silahın, gönlünün ateşidir; kurşunun, aşkınla döktüğün gözyaşlarındır sanırdım. Meğer yan yanayken ne çok uzakmışız birbirimize. Gözlerimi kapatıp bırakıp gittiğimde kendimi sana, sen bambaşka diyarlardaymışsın.

Suç sende değil ey HayaT, bilip de bilmezlikten gelen bende. İlk kurşunu sıkan benim, gönlüne gönlümdeki sevdayı zorla kabul ettirmeye çalışan da… Az zamana sıkıştırılmış büyük beraberliğin tadını çıkarmaya çalışırken ruhunda kopan fırtınaları fark edememişim. Kendimi düşünüyorum söylediğin gibi, içindeki tezatlıkları hiçe sayarak. Ulaşılamayanın, ulaşılamayana ulaşmaya çalışması yer yüzünün en büyük sarsıntısıymış; bu ne büyük bir depremmiş ruhumda!

Elaya kaçan gözlerine vurulduğum ey HayaT! Bana yasak etme denizini, yeşilini, yaşadığın mekanları. Sesindeki hüznü duyur, fotoğraflarda kalmasın aklımı başından alan güzelliğin. Ben senin için ağlasam ne fayda, kendi ruhumu susturamadıktan sonra.

Bu gece seni anlatacağım gözyaşları içinde. “O’nu ilk yeşilleri içinde gördüm, sevdim” diyeceğim. Adını vermeden derdime nasıl derman bulurum bilmiyorum. Ama öyle ağır ki varlığın içimde, gök kubbe dar geliyor bana bu yeryüzünde. Ayağımda zincirler, gönlümde yaralar ne zor şimdi bu yolda yürümek. Unutur muyum.. unuturum elbet… unutturmasan keşke… Arasan, sorsan, beni o ilk günkü gibi yine sevsen…

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni RSS abonelik

Eğitim Felsefesi / Veysel Sönmez

Prof. Dr. Veysel Sönmez‘in Eğitim Felsefesi kitabının Eğitim Akımları bölümünde birkaç filozofun eğitim ve kadın – erkek eşitliği konularında ilginç görüşlerine yer verilmiş. Şöyle ki:

Eflatun‘a göre yönetici ve koruyucu sınıfına mensup kadın ve erkeklerden en sağlıklı olanlar birbirleriyle ilişki kurmalı ve bu ilişkiden doğan çocuklar yabancı annelere verilip onlar tarafından emzirilip büyütülmelidir. Burası daha da ilginç: Aynı yılda doğan kız ve erkekler kardeş sayılmalı, bunların birbirleriyle cinsel ilişki kurmaları yasaklanmalıdır. {s.74}

Aristo‘ya göre eğitilmesi gerekenler sadece hür ve akıl yönünden baskın olan vatandaşlardır. Zanaatkar, tüccar ve kölelerin eğitilmesine karşı çıkar. Erkek ve kadının akıl yönünden eşit olmadığını savunur ve erkekler daha akıllıdır diyerek sadece onların eğitilmesi gerektiğini söyler. {Bak sen bizim Aristo’ya!} Bir sonraki sayfada da şu ifadelere yer veriliyor: …erkeklerin eğitimi, kadınların eğitiminden farklı olmalıdır çünkü kadınların beyni erkeklerin beyninden daha küçük ve hafiftir. Bu nedenden dolayı kadınlarda akılsal yön daha azdır. (!) {s.82-83}

Heraclitos da eğitim anlayışı bakımından Aristo’dan geri kalmaz. O da seçkim grupları, aristokratları en iyiler diye niteler ve bunların evrensel akıldan en çok payı aldıklarını savunur. Halk ise evrensel akıldan en az payı almıştır, yani aptaldır. Bu yüzden sadece en iyiler eğitilmeli ve devleti onlar yönetmelidir. (!) {s.95}
Kaynak: Veysel SÖNMEZ, Eğitim Felsefesi, Anı Yay.

Şaka Gibi: Formasyon Bitti :)

Hiç aklıma gelmezdi birgün eğitim fakültesinin giriş merdivenlerinde fotoğraf çekileceğim. Hani biz Fen Edebiyat geleneğinden geliriz ya, hani biz kaç yıl formasyon alırsak alalım mutasyona uğramaz, fen edebiyatlı olarak hayatımıza devam ederiz ya :) Tezsiz yüksek lisansın son günü de kendimizi eğitim fakültesiyle çok kaynaşmış gördüm. Herkes birbiriyle fotoğraf çekilme, eğitim fakültesi binası önünde poz verme yarışında :)

Kitap İncelemesi dersinin final ödevi, sıfırdan bir kitap hazırlamaktı. Semih, Hacer, Mahmut ve Hey sen! Esengül ile Kitap-lık grubu olarak muhteşem bir kompozisyon kitabı hazırladık. Artık yeni eğitim öğretim döneminde Milli Eğitim Bakanlığı, lise edebiyat kitapları için bize komisyonda yer alma teklifinde bulunur mu bilemeyiz ama biz bu işi pek bir sevdik :) Kitabın kapak tasarımının bana ait olduğunu gerine gerine yazmadan edemeyeceğim.

 

Ve bizim Richard Gere’miz {yazılışı için Ankara’dan Ayşe’ye teşekkürler}, profösörümüz Müfit Kömleksiz hocamızın odasındayız ödev teslimi için. Formasyonun en fotoğraf delisi ekibi olarak, Müfit Hocayla fotoğraf çekilmemek ayıp olurdu. Yabancı filmlerde harika profesörler olur bilirsiniz, çok karizmatik ve öğrencileriyle son derece barışıktırlar. İşte Müfit Hocamız da öyle bir profesördü ki ne PAÜ’de ne ADÜ’de daha görmedim kendisi gibi birini. “Yani” ve “Pardon”unu sevdiğim Hocam, özleyeceğim sizi :)

Çok alışıldık olacak ama daha dün gibi sanki. Geçen yıl Haziran’da mezun olduğumda yüksek lisansa başvurup akademik kariyer planları yapan biriydim. Sürekliiçim rahat değil dedim, kendimi sürekli yol ayrımında hissettim. Ve ruhumdaki bütün bu inişleri çıkışları, geleceğimle ilgili belirsizlikleri yaşarken bir taraftan da e-vren günlüğü’ne ince ince işledim. Birgün ansızın başardım! deyip toparladım kendimi. Zafer sarhoşluğu kısa sürdü, yağmur durdu ve ben yaşanan büyük hayal kırıklığının ardından kendi hayatımın başrolünü oynamaya karar verdim. Bugün, formasyonun bu son gününde birisi ya da birilerinin yüzünden -kimbilir belki de sayesinde- bir edebiyat öğretmeni adayıyım. İlk defa bu kadar çok susan, sabreden bir edebiyat öğretmeni adayı….