e-günlük, e-vreniyyat

Ölümün günlüğü yazılabilir mi?

Çağlar bir gün yazdı ve gitti. Günlerce yeni yazı eklemedi. Yorum üzerine yorum bırakıldı sayfasına. Kimse onun ölmüş olabileceği ihtimalini düşünmedi. Blogger küsebilir, yazmayı bırakabilir, ara verebilir, işlerinin yoğunluğundan yazı ekleyemeyebilir ama ÖLEMEZDİ sanki…

Sahi, yakından takip ettiğiniz bir blogger’ın sayfası günlerce, haftalarca, aylarca güncellenmezse aklınıza artık onun ölmüş olabileceği gerçeği gelir miydi? Bir zamanlar Batumania‘nın sayfasında okumuştum. Çok yakın arkadaşının beyin tümörüne yakalandığını ve yaşadığı şoku yazmıştı. Bunu arkadaşının ölüm haberi takip etti diğer günlüklerinde. Bir başka olay da adresini hatırlamadığım bir blogta çıkmıştı karşıma. Blog sahibi çok şiddetli bir trafik kazası geçirmişti. Son derece ciddi bir beyin ameliyatına girecekti. Ameliyattan günler önce yazdı, yazdı, yazdı… Sonra kesildi yazılar… 

Bütün bunlar beni “yazıyorum ama ne zamana kadar?” sorusunun cevabını aramaya yöneltti. “Çağlar DEMİR’i Biz mi Öldürdük?” başlıklı yazıma yaptıkları yorumlarında benimle aynı duyguları paylaşan iki blogger arkadaşa insanı bir an felç eden yukarıdaki soruyu sordum ve işte böyle bir proje çıktı ortaya…

Evren öldüğü zaman e-vren günlüğü de son bulacak… Sağlığım el verdiği müddetçe yazmaya devam etmeyi düşünüyorum. Olur da ölüm dışında yazmama engel olacak herhangi bir durum çıkarsa karşıma yine bu sayfalardan “bundan böyle yazmayı bırakıyorum” diye paylaşırım… Fakat ölüm kapıyı çalıp da sonsuz yolculuğa çıkarttığında beni yapabileceğim hiçbir şey yok. Messenger’im açılmayacak, yeni yazılar eklenmeyecek, ziyaretçiler bir gün uğrayacak, iki gün uğrayacak, bunu haftalar aylar takip edecek ve unutup gidecekler e-vren günlüğünü. Peki ya e-vren günlüğü? Son eklenen, hayat kokan son yazıyla servis dışı bırakılana kadar gösterimde olmaya devam edecek. Ölümün yüzü hiçbir zaman değemeyecek buraya. Ne ailem ne de dostlarım, Evren‘in ölümünü yazmaya yanaşmayacak, akıllarına bile getiremeyecekler… Birgün kesilirse yazılarım sebepsiz ve habersiz, sitem edilmesin… Hak’lar helal edilsin…

[siyahceketimincebi]

Ben! 

Yazmıyorum artık. Her gün bloguma giriyorsun ama yeni bir yazı göremiyorsun. Muhakkak cevap verdiğim yorumlara da bir şey yazmamışım. Allah Allah… Nasıl olabilir böyle bir şey? Neredeyim ki ben? Bir sessizlik hâkim. Ciddi bir sessizlik. “Gelir gelir, dersleri yoğundur” diyen sesler çıkıyor komşu bloglardan. E insanlık hali, HAYAT hali… Her şey olabilir, olamaz mı yani? Belki internet bağlantımda bir sorun çıktı (internet cafeler ne işe yarıyor der bir ses) Belki sıkılmıştır yazmaktan (Ama düşünceli kızdır o, bunu muhakkak yazardı sayfasında der diğer bir ses) Hımm… Belki de şifresini kırdılar ve giriş yapamıyor kontrol paneline (Yeni bir blog alırdı o zaman ama… :( diye çaresiz bir ses, ses verir derinlerden) Bir gün geçiyor… İki gün geçiyor… Bir hafta oluyor… Takip eden kitle, hatırı sayılır bir kitle. Dostlar telaş etmeye başlıyor hafiften. Yorumların ardı arkası kesilmiyor.

[herhazansensiz]

Ölüm Gün[lüğ]ümüz

Ölüm günlügümüz diğer günüklerden farklı olmayacak, tek farkı; son günlüğümüz olmasıdır…

Belki mazimizden hatırladığımız ufak bir anıyı paylaşacağız, belki geleceğe dair kurduğumuz hayalleri, bir başarımızdan bahsedeceğiz belki, bir müze gezisinden, yüreğimizden kopanlardan, belki yarin gözlerine yazılmış bir şiir, hayata düşülmüş bir not ekleyeceğiz…

Ölüm günlüğümüzün diğer günlüklerden farkı olmayacak, tek farkı; son günlüğümüz olmasıdır…  son kez ´yazi ekle´ye tıklamış olmamızdır…

Bir önceki Blog yazarlarına kitap önerileri başlıklı yazımda adalet ağaoğlu, Adnan Binyazar ve Aklını Kullan Aksini Düşün hakkında bilgiler bulabilirsiniz.

Bu yazılarım da hoşunuza gidebilir

Yorum yapılmamış

Bir yorum yazın