Ölümün yamacındaki teşekkürler

Belki nefesim yetmez diye bu geç kalmış teşekkürler:

Fotoğrafların silinmiş olabilir ama o küçük odadaki sıcacık muhabbetin asla hafızamdan silinmeyecek. Hoş sohbetinden ve zencefil çayından dolayı SEMİHA, sana çok teşekkür ediyorum. Yeşil gözlerinin ışığı ve ışıl ışıl gülüşün gittiğin yerlerde ve yeni mesleğinde hiç eksilmesin inşallah.

Bekle dedin bekledim. Gerek ofisteki, gerekse metrodaki samimi ve içten sohbetin, beni Pınarbaşı‘ndan Konak’a kadar yalnız bırakmadığın ve emaneti sağ salim sahibine teslim ettiğin için GÜLER, sana çok teşekkür ediyorum. Nazillili de olsan seninle gurur duydum :) Yeni işinde son derece başarılı olacağına olan güvenim sonsuz. 

Mutlu’m benim. Bir kütüphane masasında, bir ÖSS maratonunda başladı kardeşliğimiz. Hayat bizi farklı yollara, farklı şehirlere savurduysa da bitiremedi aramızdaki sevgiyi.  Bütün sıkıcılığıma rağmen bunca yıl katlanabildin ya bana, helal olsun sana. İki gün beni en iyi şekilde ağırladığın için yürekten teşekkürler sana. Allah birbirimize ulaşamayacağımız uzaklara göndermesin bizi.

Gecenin bir yarısında aramandan anladım kötü şeyler olduğunu. Sesin buz gibiydi, kesik kesik konuşmaya çalıştın. Cümlelerin bitince, tükenip kaldım hattın diğer ucunda. Onca zamandan sonra verilecek haber miydi bu…

Onca insanın içinde, çekip çıkarmıştın beni dışarı. Yürüdükçe yürüdük, Aydın’ın uçurumuna kadar. Yüzünü şehre döndün; biliyordum: hayatın alt üstü olmuştu. “Hayatım alt üst oldu!” dedin ve benim de hayatımı alt üst ettin.

Bu beyazlıktan bir an önce kurtulmalıydım. Karşımdaki beyaz önlüklü adamın neler söylediğini duymuyordum bile artık. Bir an önce kapına dayanıp tutup kolundan alıp götürmek istedim seni. Karşında dimdik durup “ölümün yamacındayım” diye haykırmak istedim yüzüne…

Zaman ne kadar da kısaymış meğer. Ve ne kadar da anlamsızmış hayat. Ansızın nasıl da yerle bir oluyormuş hayaller. On yıl önce evin bir tarafının göçtüğünü görmemden on iki ay sonra sen göçüp gittin yaşamımdan. O zaman da anlamıştım böyle olacağını. Ondandır saçımdaki bunca beyazlık. Yüzüm bu yüzden gülmez pek. Konuşmak beni hep bundan yorar. Onca yazı, adına yazılmış onca şiir hep bu yüzdendir.

Elinde çiçek buketleriyle sana sevdiğini söylemeye fırsat bulamayan bir sevdanın yolun ortasında kazaya kurban gitmesindendir bunca acı. Sevgilin var mıdır? Ne önemi vardır ki…. Ölümünü söyleyip de kapanan telefonun ucunda kalakaldıysan… Ölümün yamacındayken …

Leyla Teyze, “sen evren günlüğü ile kendininkini değil koca bir kainatın günlüğünü tutuyorsun” demişti. Bunca sanal gerçekliğin ortasında sen nasıl cesaret edebiliyorsun evrenin içine dalmaya? Ben bile işin içinden çıkamıyorum artık…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir