e-günlük, Röportaj / Söyleşi

Hasan Söylemez: Hayat insanlarla güzel*

Hasan Söylemez'le söyleşi hatırası; Akademi Kitabevi - Kadıköy

Hasan Söylemez’le söyleşi hatırası; Akademi Kitabevi – Kadıköy

“Tamam o tabloyum ama Edvard Munch’ın Çığlık tablosu değilim artık. Çatı katından çıkıp artık bir galeriye asılmak üzere bekliyorum şu an. Tam olarak bir galeride değilim ama iyi bir yere geldiğimi düşünüyorum.”

Yıl 2012; bundan beş yıl önce. e-vren günlüğü’nde Hasan Söylemez’den, ilk kez şu yazıda bahsetmiş, onunla ilginç tanışma hikayemi anlatmış ve onun “İstanbul’da tanıştığım ilk ünlü kişi” olduğunu yazmıştım. Aradan geçen zaman zarfında Hasan, birçok başarılı işe imza attı, uzun bir yolculuğa çıktı ve 2015 Nisan’ında ilk kitabı Hayata Yolculuk’u** yayımladı. TÜYAP’taki tanışıklığımız yıllarca internet üzerinden pekişti ve Hasan’ın ‘ikinci hayatına yolculuğu’nu konuşmak üzere üç yıl aradan sonra ikinci kez bir araya geldik.

“Bir daha kitap yazar mıyım, bilmiyorum”

Hasan’ın az daha dişini sıksa 1 yıl sürecek bisikletli yolculuğu, elbette bir kitap yazma amacıyla başlamamıştı. Merak ettiğim konu, bugün binlerce insanın hayatını değiştiren Hayata Yolculuk’u yazma fikrinin o yolculuğun hangi aşamasında ortaya çıktığı idi. Seyahati boyunca tuttuğu notları işaret ediyor Hasan ve kitap yazmanın keyfi bir durum olmadığını anlatıyor:

Yolculuğumun sonlarına doğru baktım o kadar çok not birikti ki ve “bu yazdıklarını bir araya getirip kitap yapsan ne güzel olur” diye çok fazla talep geldi ki ben de ben de bu notların yok olup gitmesini istemiyordum. Bir kitap fikri yolculuğun sonlarında ortaya çıktı. Ama hemen öyle yolculuk biter bitmez kitap yazayım diye bir düşünceye de kapılmadım. Çünkü yazacağım kitabın basit bir gezi yazısı olmasını istemedim. Yolculuk esnasında düşündüğüm şey şuydu: Günlük tarzında bir kitap olmayacaktı bu, bir gezi kitabı olmayacaktı. Bu kitabın, aynı zamanda hem içsel yolculuğumu hem de insanlarla yapmış olduğum o güzel iletişimi, o duygu temasını daha güzel bir şekilde aktarabileceğim bir şey olması gerekiyordu. O yüzden yolculuktan sonra biraz dinlenmem ve bunları sindirmem gerekiyordu. Zaten aradan dört yıl geçtikten sonra kitap ortaya çıktı. Bu dört yıl zarfında sürekli düşündüm, yolculukta yaşadığım şeyler hep gözümün önüne geldi; onları biraz sindirdim. Sürekli notlar alıyordum. Yolculuk sonrasında kitabın kurgusunu kafamda oluşturdum; nasıl bir kurguyla başlamam gerektiğini düşündüm. Kitap kafamda bittikten sonra yazmaya başladım. Süreç çok sancılı oldu; 3 ay evden hiç çıkmadım.

“Hayata Yolculuk’un 40 sayfası silindi”

4 yıl boyunca sürekli notlar alıp yazacağı kitabı zihninde 2-3 defa tamamlayıp silerek tekrar baştan yazan Hasan, yazılarının gerçekten silinmesiyle büyük bir şok yaşayacaktır: 

Çok büyük bir talihsizlik yaşadım kitabın sonlarına doğru. Kitabı yayınevine teslim edeceğim sırada teknolojinin gazabına uğradım. Kitap sayfası olarak yaklaşık 40 sayfa silindi. Çok dehşet bir şeydi; kitap silindiğinde bir anda dünyam karardı. Daha sonra toparlanmaya çalıştım, ertesi gün kalktım araştırdım, Türkiye’nin teknoloji anlamında en iyi şirketine gittim; “Yazdıklarımı kurtarın” dedim. Adamlar uğraştılar, kurtaramadılar. Sonra Rusya’dan uzmanlar devreye girdi, onlar da kurtaramadı yazdıklarımı. Bu defa oturdum yeniden yazdım o kaybolan yazıları. Tabi ilki gibi oldu mu olmadı mı onu bilemeyeceğim ama sonuçta bu kitabı oluşturabildik. Bir daha kitap yazar mıyım onu da bilmiyorum. Kendiliğinden ortaya çıkıyor aslında. “Hadi kitap yazayım” demekle kitap yazılmıyor.

“Anadolu insanı ile şehir insanı arasında bir kuryeyim”

Anlamaya çalıştığım nokta, zorluklarla dolu on binlerce km yolculuk yapacak kadar kaçtığı metropol hayatına yeniden dönen Hasan’ın neler hissettiği idi. O, soruma karşılık hâlâ yollarda olduğunu hatırlattı:

Tam olarak bu modern hayatın içerisinde yaşayan bir insan değilim ki. Sonuçta yine yollardayım, yine Anadolu’dayım. Farkındaysan sürekli başka bir şehirdeyim; her gün bir yerlerdeyim. Anadolu insanının içine karıştıkça bu defa o insanların en saf duygularını, en gerçek duygularını şehirdeki insanlara gelip anlatıyorum. Ben burada bir kuryelik görevi üstlenmişim aslında, Anadolu’dan getirip şehir insanına anlatıyorum. Bir umut, bir mutluluk kuryesi diyebiliriz buna.

“İnsanların hayatını değiştirdiğimi görünce şaşırıyorum”

Dönüp dolaşıp gelinen yerin yine hengamesi her geçen gün artan İstanbul olması Hasan’a, o yolculuktan önce bıraktığı her şeyin aynı olup olmadığı sorusunu sormama sebep oluyor. Hasan, verdiği cevapla bir kaçış olarak gördüğüm o yolculuğa bakışımı bir kez daha sorgulamamı sağlıyor:

Her şey bıraktığım gibi elbette ama bu yolculuk beni değiştirdiği; bu yolculuk benimle birlikte hayata bakan birçok insanın düşüncesini değiştirdi. Çünkü bu yolculuk bana çok şey kazandırdı; aynı zamanda başka insanlara da birçok şey kazandırdı. Bu, tek başına yapmış olduğum bir yolculuk değildi; binlerce insanın yolculuğuydu. Hâlâ bu yolculuktan geri dönüş alıyorum; birçok insanın hayatını nasıl değiştirdiğimi görünce şaşırıyorum; bu kadar etkileyici olabilmiş mi diye. Çok mutlu oluyorum aslında. İnternette, sosyal medyada, televizyonda gazetelerde bu yolculukla ilgili haberler, kitabı okuyan insanlardan almış olduğum geri dönüşler benim boş işler yapmadığımı gösteriyor.

“Bu yolculuğu yapmasaydım bugün yaşamıyor olabilirdim”

Yolculuk sonrası babasını kaybetmesi Hasan için en acı olaylardan biridir. Bu uzun seyahatin ondaki değişimi de en belirgin şekilde bu süreçte kendisini gösterecektir. Hasan, artık eski Hasan değildir:

Şimdi hayata daha pozitif bakabiliyorum. Daha önce hayata pozitif bakamıyordum. Eskiden çok depresif bir hayatım vardı. Bu yolculuğun bana kazandırdığı en güzel şeylerden biri hayata daha pozitif bakmak oldu. Yolculuktan sonra çok büyük sıkıntılar yaşadım. Babamı kaybettim. Babamı kaybettikten sonra birçok ailevi sıkıntılar oldu; ailemiz parçalandı. Eğer bu yolculuğu yapmamış olsaydım şu an çok farklı bir yerlerde olabilirdim, çok kötü şartlarda ya yaşıyordum ya da yaşamıyordum; onu tam bilemeyeceğim. Bu yolculuk sayesinde hayata daha umutla baktım; aileme daha çok destek olabildim; daha çok güç verdim. Çevremdeki insanlar da bana baktıkları zaman, benimle konuştukları zaman enerjiyi alıyorlar. Onlara da pozitif duygular aşılıyorum. En güzeli oydu zaten. Hayata daha umutla bakıyorum. Önemli olan hayata umutla bakmak ve sımsıkı sarılabilmek.

Bir insan kendisini ünlü bir tabloya niçin benzetsin ki? Hele ki bir çatı katında unutulmuş, çığlığı duyulmayan bir tabloya… Hayata Yolculuk’ta Edvard Munch’ın tablosuna göndermede bulunuyor Hasan ve niçin o tabloyu seçtiğini biraz daha açmasını istiyorum:

O tablo olan sadece ben değilim. Hepimiz çok değerli birer tabloyuz. Ama böyle bir çatı katında unutulmuş haldeyiz. Edvard Munch’un Çığlık tablosundaki o dalgalanmalar, çığlığın ses dalgalanmalarıdır. Kendimi öyle çok yalnız, çaresiz ve mutsuz hissediyordum ki o tablodaki gibi çığlık atıyordum ama çığlığımı hiç kimse duymuyordu. Ben bile bazen kendi çığlığımı duyamıyordum. Çektiğim o karanlık acıların çaresizliğini benden başka hiç kimse hissetmiyordu. Şu an sokakta dolaşan insanlara bakın, herkes kendi içinde çok büyük devinimler yaşıyor. Bakıyorsunuz insanlar mutlu görünüyorlar ama içlerinde çok büyük alevler var, büyük yanardağlar fışkırıyor içlerinde. Ben de o ruh halimi anlatmaya çalıştım o tabloyla. Bu modern hayatın, bu kapitalist düzenin içerisinde hepimiz birer objeye dönüşmüş haldeyiz.

Yolculuk sonrası kendisini yine o tablo gibi görüp görmediğini merak ediyorum ki Hasan, beni şaşırtmayan şu cevabı veriyor:

Tamam o tabloyum ama Çığlık tablosu değilim artık. Çatı katından çıkıp artık bir galeriye asılmak üzere bekliyorum şu an. Tam olarak bir galeride değilim ama iyi bir yere geldiğimi düşünüyorum.

“Aynı yolculuğu tekrar yapmam mümkün değil”

Çalıştığı gazeteden istifa edip 8,5 ay sürecek yolculuğa çıkışının ‘bir cinnet anı’ olduğunu vurguluyor Hasan, bense başka bir şey daha merak ediyorum: 5 yıl öncesine göre bugün daha çok tanınır hale gelmen aynı yolculuğu tekrar gerçekleştirmeni mümkün kılar mı?

Aynı yolculuğu tekrar yapmam mümkün değil. Çünkü çok sayıda tanıyan insan var. Hatta yolculuğumun sonlarına doğru çok fazla gazetede, televizyonda haber olmamdan dolayı beni yolda tanıyan insan sayısı artmıştı. Beni görünce “Hasan gel sana yemek ısmarlayalım, gel bizim misafirimiz ol” diyorlardı. Bu beni çok fazla rahatsız ediyordu. Yolculuğum, amacının dışına çıkıyordu. O yüzden yolculuğu çok hızlı tamamladım; sonlarına doğru daha hızlı geçtim. Farkındaysanız kitapta da o hızı hissedebiliyorsunuz. Beni köylerden kovan insanların samimiyeti, yolda tanıdığı bana için yardımcı olmaya çalışan insanların samimiyetinden daha gerçekti. Ben, beni köyünden kovan adamı, beni tanıdığı için bana yardımcı olmaya çalışan adama tercih ediyorum.

Benzer bir yolculuğun tekrarının mümkün olup olmaması Hasan için çok da önemli değildir; öyle ki o bu görüşünün altını “Ömür boyu öyle bir hayat yaşayacağım düşüncesiyle yola çıkmadım ki. Ben sadece bir yolculuk yapmak istedim. Ömür boyu yollarda kalacağım diye bir şey de istemedim.”  cümleleriyle çiziyor.

“Kovulduğum köylere tekrar giderim”

Hayata Yolculuk’ta heyecanı artıran en önemli detaylardan biri Hasan’ın kovulduğu iki köyde yaşadıklarına dair satırlar. Hasan, o köylerden birinin Antalya – Manavgat’ta, diğerinin Sakarya – Karasu’da olduğunu kitapta tarif ediyor ama isimlerini açıkça yazmadığı gibi bana da söylemiyor. Her iki köyde yaşayanlardan kitabı okuyup da Hasan’a ulaşan birileri henüz olmamış ancak benim asıl merak ettiğim konu, yolu düşerse Hasan’ın o köylere tekrar gitmek isteyip istemeyeceği:

Giderim tabi. Benim o köylerden kovulmam -özellikle Sakarya Karasu’daki köyden kovulmam oradaki insanların art niyetli insanlar oldukları anlamına gelmiyor. Bunu kitapta da çok detaylı anlatmışım. Daha sonra adamlar benim peşimden geliyorlar, beni köprünün orada durduruyorlar, 15 20 kişi benden özür diliyorlar. İlçe merkezine araba gönderiyorlar, bana pizza getirtiyorlar. O gece beni evlerinde misafir ediyorlar. Sadece iki kişinin art niyetinden dolayı ben köyden kovuluyorum. Yoksa oradaki köylülerle hiçbir problem yaşamadık, aksine oradaki köylülerle çok güzel anlar yaşadık.

“Hayata Yolculuk, yolculuğumun sadece onda biri”

10 bin kilometrelik yolculuğu 8,5 aya sığdıran Hasan, bütün o yol hikayelerini de 176 sayfaya sığdırmaya çalışır. Bunda başarılı da olur ancak arada atladığı, kendine sakladığı olaylar olup olmadığını da sormadan edemiyorum:

O yolculuğun onda birini kitaba aktardım diyebilirim. Bütün yaşadığım her şeyi yazarsam ansiklopedi çıkar. Hepsini yazmaya kalkmam mümkün değil. Köyü şeyler de yaşadım ama insanlara böyle kötüleri anlatıp da kimsenin gözünü korkutmak istemiyorum. Şehir hayatında da çok kötü olaylarla karşılaşabiliyoruz. Kapının önüne çıktığımızda her an kör bir kurşuna kurban gidebiliriz. İnsanlar çok agresif artık. Mutsuz oldukları için onların yanından geçtiğinizde, yanlışlıkla dokunduğunuzda aniden çok sert müdahalede bulunabiliyorlar. Ama yollar sürprizlerle dolu. Yola çıktığınızda zaten bu sürprizleri göze alıyorsunuz. Kafanda bir korku yaratırsan anı yaşayamazsın, yolculuktan keyif alamazsın. Ben korkmuyordum; ya korktuğum zamanlar oluyordu elbette ama o korkularla yaşamıyordum.

Hasan, kitabımı imzalarken...

Hasan, kitabımı imzalarken…

“Hayat insanlarla güzel”

Aylar süren yolculuk boyunca karşılaşılan yüzlerce; kitapla birlikte ulaşılan binlerce insan… İnsanın bunca dostu ve okuru varken artık kendisini yalnız hissetmesi mümkün değildir diye düşünüyorum; Hasan da bu düşüncemi doğruluyor:

Çok kalabalığım! Kendimi hiç yalnız hissetmiyorum. Şu an iyi ki de yalnız değilim. Eğer yalnız olursam yine o eski bunalımlı Hasan’a dönerim. İnsanlar çok fazla yalnız yaşadıkları için aslında etraflarında bir sürü arkadaşları var ama yalnızlar. Kendilerini çok iyi ifade edemiyorlar, kendilerine fazla zaman ayıramıyorlar. Kendi içlerine doğru bir yolculuk yapmadıkları için bunalıma giriyorlar. Ben de o dönemde çok yanlış yolculuk yapıyordum kendi içime doğru. Oysa hayat insanlarla güzel. Hayat tabiatla, doğayla, canlılarla temas edince güzel. Ben bu yolculukta bunu daha iyi anladım. Kitabın kapağında ne diyor: İnsan, insana ve tabiata dokundukça insan kalır. Eğer onlardan ayrı kalırsak yolumuzu kaybederiz. Yolu kaybetmemenin tek yolu kendinizin, insanların, tabiatın ruhuna dokunmaktır.

*Hasan Söylemez’le söyleşi 26.04.2015 tarihinde Kadıköy’deki Akademi 1971 Kitabevi / Kafe’de gerçekleştirildi.

**Hayata Yolculuk’la ilgili yazımı ve kitapta ismi geçen Ulaş Baydar’ın görüşlerini buradan okuyabilirsiniz.

Evren’i Sosyal Ağlarda Takip E+

Bu yazılarım da hoşunuza gidebilir

Yorum yapılmamış

Bir Cevap Yazın