(3+1) Hüseyin Ahmet Çelik: Yazmasanız da Olur

edebî blog’un zincir yazı dizisi 3+1‘in ilk ismi İtibar ve Muhayyel dergilerinin editörü, Sevinebilirsin Suâda İşte Yalnızız kitabının yazarı Hüseyin Ahmet Çelik. Çelik’ten Türk edebiyatının önemli isimleri Nuri Pakdil, Rasim Özdenören ve Sevinç Çokum‘un Yüz Yüze Buluşmalar – Yaşayan Edebiyat kitabında yer alan söyleşilerinden seçilmiş cümlelerinden yola çıkarak görüşlerini yazmasını istedik. Çelik, +1 olarak da İstanbul Öykü Festivalinin “Dergilerde Öykü ve Öykü Dergileri” oturumuna birlikte katıldığı Naime Erkovan‘ın konuşmasından bir bölümü yorumlamadı.

Nuri Pakdil: Biz edebiyatı sadece güzel söz üretme eylemi olarak görmedik, görmüyoruz. Biz sanatı ve edebiyatı bir romantizm üreteci olarak tanımlamıyoruz. Edebiyat bir duruş, bir tutum alış, karşı koyuş, muhalefet aracıdır. Edebiyatçı da emek sömürücülerine, karası siyasaya karşı bir duruş sergilemelidir.

Rasim Özdenören: Yazmanın anlamı okumadır. Okuma, anlam vermedir. Ayete anlam verme… Ayet, gördüğün ve düşündüğün her şey… Salt Kur’an-ı Kerim’in ayetleriyle sınırlı değil.

Sevinç Çokum: Yazarlığımı bir çeşit kendimle savaş olarak tanımlarım. Bu da hiçbir zaman “oldum, tamam” dememekten kaynaklanır. Her zaman geriye dönüp daha iyisini yapmak için çabaladım. Ancak zaman zaman da hakkımın yendiğini düşünüyorum. Türkiye’de öteden beri edebiyat ortamında bir ayrımcılık sürüyor; o bizden şu sizden gibi. Asıl olan yazdığınız eserin kalitesidir. Çünkü bana göre bir doğru değil birçok doğru vardır.

Hüseyin Ahmet Çelik’in Görüşü:

Yol hakkında konuşmak için hiç değilse yolu yarılamak gerekir. Edebiyat, benim için uzun ve düşünülmüş bir yol, bir yolculuk demek. Epeydir yürüdüğümü söyleyebilirim fakat edebiyatta kilometre taşı, eserdir. O halde henüz yolun başında olduğumu kabul etmeliyim.

Yaşam, gürültülü bir ırmak. Karşıya geçerken illa ki ıslanıyoruz. Kaçmak, kurtulmak için herkesin başka bir seçeneği olabilir. Benimki yazmak oldu. Yazarken anlıyorsunuz ki aslında kaçtığınız şey, belinize bağlı bir teneke gibi siz koştukça hem arkanızdan geliyor hem gürültü çıkarmaya devam ediyor. Daha sonra yazmanın, ondan kaçmak değil onunla boğuşmak olduğunu anlıyorsunuz. Yaşamla, insanlarla, iliştirildiğimiz kayıtsızlıkla mücadele etmenin arenası oluyor yazı. Kimin kazanacağına dair en ufak bir fikrim yok. Yazı elbette bir sığınak, bir tutamak nihayetinde.

“Hikâye bir biçim sorunu. Önemli olan insanı savunmak. Ruhumuzu savunmak. Kimliğimizi ve kişiliğimizi savunmak.” diyor Ömer Faruk Dönmez. Yazmanın büyüsünden ve coşkusundan sıyrılıp ‘gerçekten yapmam gereken nedir’ diye sormak gerekir bazen. Küçümsemelere, bıyık altından gülmelere, layık görmemelere, suçlamalara inat dünyayı kurtarmak için yazarız. İnsanlığı kurtarmak için. Siz yazdıktan sonra dünyanın artık başka bir yer olduğuna inanmıyorsanız yazmak fazla yorucu bir eylem sizin için. Yazmasanız da olur.

+1

Naime Erkovan‘ın İstanbul Öykü Festivalinde dile getirdiği “Öykücü, yolda gördüğü her şeyi öyküye dönüştürebileceğini düşünmemeli, her şey öykü malzemesi değildir. Öykü yolculuğunda hayati olan malzemeyi yanımıza almalı, öykümüzü bunlarla kurmalıyız.” görüşüyle ilgili sizin yorumunuz nedir?

Hüseyin Ahmet Çelik: Bize hangi yüzden ne hikâyeler akar bilemeyiz. Hayata iyilik ve esenlik nazarıyla bakmak gerekir. Bırakalım hikâye, hayatın satır aralarında doğsun. Devenin ayak seslerinden aruz veznini keşfeden Arap, yola bu niyetle çıkıyor değildi. Yol esastır, yürümek esastır. Yol boyunca karşımıza çıkanlar bazen hikâyenin, bazen kaderin mevzusu olur.

Dergilerde Öykü ve Öykü Dergileri

Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi çatısı altında gerçekleştirilen İstanbul Öykü Festivalinin ikinci günü son oturumunda öykü dergileri ve dergilerde yer alan öyküler konusu ele alındı. Oturum konuşmacılarından Hüseyin Ahmet Çelik, dergilerde ürün yayımlamaktan öykülere yer kalmadığı eleştirisinde bulunurken Naime Erkovan öykücülerin, öyküleri yayımlanır yayımlanmaz tanınacakları yönünde yanlış bir beklentiye düştüklerine bunun da gelişimlerini olumsuz etkilediğine dikkat çekti.

Öykülerin dergilerde çok yer almasını isterdim

Konuşmasına “Her tespit, bağrında bir miktar tenkid de barındırabilir. Bu sebeple tespitte bulunmak biraz tehlikeli olabiliyor.” sözleriyle başlayan Hüseyin Ahmet Çelik, dergi mutfağında yer alan biri olarak dergiler ve dergilere gönderilen öykülerle ilgili deneyimlerini paylaştı:

Edebiyat dergileri, daha çok ürünlerle dolu. Öykülere kısıtlı yer veriliyor. Dergilerde öykülerin uzun uzadıya yer almasını, irdelenmesini isterdim.

Dergilerde yayımlanan kadar yayımlanmayan öykülerin de bir karakteri var. Dergilerin içinde yer alanla dışarıda kalan öyküler arasında bir rabıta kurmak gerekir.

Edebiyat dergileri ve öykü dergileri bize bir vasat sunar. Öyküye yeni başlayanların, dergilerdeki metinleri örnek kabul etmesi bu bakımdan risk taşır ve vasatın devam etmesine yol açar. Öykü şöyle olursa dergilerde yayımlanır, şu olmazsa yayımlanmaz demek tuzağa düşmektir.

Gençler, edebiyata şiirle başlıyor. Ömer Seyfettin’in de yola şiirle çıktığını görüyoruz. Öykü, artık büyük ustalar yetiştirmiş bir tür.

Dergilerin posta kutusuna en çok öykü geliyor. Genç öykücülerden dergilere gelen bu öykülerin büyük çoğunda kırsalın anlatılması, öykülerin köylerde geçmesi şaşırtıcı.

Derginin ve editörünün sosyal medya hesabının takip ediliyor olması o derginin içine girildiği anlamına gelmez ama öyle zannediliyor. O derginin muradının ne olduğunun, ne tür yazılar yayımlandığının bilinmesi ve dergilere ona göre yazı gönderilmesi gerekir. Oysa bir dönem çalıştığım ve sadece kitap tahlillerine yer verilen dergiye sadece şiir veya öykü gönderildiğine şahit oldum.

Hepimiz dünyanın en iyi, en sarsıcı konusunu yazdığımızı sanıyoruz. Oysa edebiyat olanı, olduğu gibi değil bambaşka kurguyla anlatma sanatıdır. Sarsıcı konuyu ellinci sayfada anlatıyorsan ellinci sayfaya kadar beni nasıl oyalayabileceğini bilmeli, ilgimi canlı tutabilmelisin.

Hüseyin Ahmet Çelik, Naime Erkovan

Her şey öykünün malzemesi değildir

Öykücünün iki çeşit yolu olduğuna, ilkinin kimsenin bilmediği ikincisinin ve en risklisinin insanların öykücüden haberdar olduğu yol olduğunu belirten Naime Erkovan, kişinin yazma yolculuğunun henüz başındayken denemeci mi romancı mı yoksa öykücü mü olduğuna karar vermesi gerektiğinin altını çizdi.

En önemli engel, kendi ürettiklerimiz.

Bir öykü yazınca herkes bizi tanıyacak, takdir edileceğiz zannediyoruz. Öyle bir şey yok. Bu beklenti ya da hayal kırıklıklarına aldırmadan yola devam etmeli, üretmeliyiz.

Herkesin yürüdüğü yoldan gitmek bir öykücü için akıllıca bir karar değildir. Öykücü, yolcu olduğunu kabul etmeli.

Öykücü, yolda gördüğü her şeyi öyküye dönüştürebileceğini düşünmemeli, her şey öykü malzemesi değildir. Öykü yolculuğunda hayati olan malzemeyi yanımıza almalı, öykümüzü bunlarla kurmalıyız.

Öykücünün yolu aynı zamanda insan olmanın yoludur. Bu yolda da elbette yorulacağız.