8 Sayı, 4 Bin Kelimeyle Erman Çetin

Erman Çetin vefatından 18 yıl 9 ay önce, Temmuz 2006’da ilk sayısı yayımlanan Aydın Life’ta “Yayıncılığın zor olduğu bir ilde, yeni bir projeye başlamak çok heyecan verici” sözleriyle okurları selamladı. 11 aya yayılacak 8 sayı boyunca yayın direktörlüğünü yürüttüğü Aydın Life’ın giriş yazısındaki “Doğru bir iş yaptığımızı biliyoruz” sözü, Erman’ın yıllar içinde Aydın yerel basınına vizyon kazandıracağının da ilk işaretiydi. İlk sayıda “Aydın basın tarihinde yeni bir dönem” olarak nitelendirdiği, üçüncü sayının giriş yazısında “Aydın’ın simgelerinden biri haline gelmesini amaç edindiğimiz” dediği Aydın Life’ın, sekiz sayılık kısa ömrüne rağmen hâlâ hatırlanan, benzeri tekrar etmeyen bir yerel yayın olarak tarihe geçmesinin sırrı Erman’ın yine birinci sayıdaki yazısında gizlidir: Ne derler, “İşi aşkla yaparsanız, tarifine bakılmaz”.

aydinlife.com.tr için yazdığım ikinci yazının devamını buradan okuyabilirsiniz.

Nerede Kalmıştık?

Aydın’ın yayıncılık hayatında iz bırakan Aydın Life’ın ilk sayısı, bundan tam on dokuz yıl önce Temmuz 2006’da yayımlandı. O yıllar, Adnan Menderes Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü son sınıf öğrencisi, aynı zamanda henüz yolun başında bir blog yazarıydım. Bugün, bu satırları yazarken de blog yazarlığında yirmi yılı geride bıraktım. Merhum Erman Çetin de bloğum (evrengunlugu.net) sayesinde benden haberdar olmuştu. O dönem Ramazan Paşa Camisi yokuşundaki ofislerine beni davet edip Aydın Life projesinden bahsederek orada yazmamı istemişti. Dijitalde hayat bulan yazılarım, ilk kez süreli ve basılı bir dergide okurla buluşacaktı. Öyle de oldu, her sayısı sadece benim için değil Aydın için de büyük bir heyecan dalgası yarattı Aydın Life’ın. aydinlife.com.tr için 19 yıl sonra yazdığım ilk yazının devamını buradan okuyabilirsiniz.

Aydın’ın Yaşayan En Ünlü Efesi!

evrengunlugu.net © 2010

Şimdi hâlihazırda Aydın’ın en meşhur, en yaşlı efesi benim. Beni tanımayan mı var zaten!

Bu sözlerin sahibi, tartışılmaz bir şekilde Aydın’ın en renkli ve tanınan efesi 1928’li Talat ARZUHAN’a ait. 82 yıllık ömrünün neredeyse tamamını efelik ruhuna harcamış bu yaşayan tarih sadece Aydınlı bir efe değil, bir şair, bir Atatürk sevdalısı, bir tarih koleksiyoncusu. Öyle ki katıldığı her program veya etkinlikte mutlaka şiirler okuyor ve bunların büyük çoğunluğu kendi kaleminden dökülüyor. O, valilerden belediye başkanlarına kadar herkesin illa ki tanıdığı saygı duyulan bir şahsiyet; Aydın’daki efe derneklerinin temelini atan isimlerden… İçtenliği ve güler yüzlülüğünün yanında saatler süren sohbetimiz ve sonrasındaki fotoğraf çekimi sırasında Aydın’la ilgili bazı konularda sinirlendiği de oldu. 7 Eylül kutlamalarında silah atışının yasaklanmasından sessiz sedasız çekilen Çete Ayşe filmine, Aydın Tekstil’in başına gelenlerden kadın efe olur mu? tartışmalarına kadar birkaç konuda söyleyecekleri vardı yaşayan en yaşlı efe Talat Efe’nin.

Continue reading →

2010 KPSS Skandalının Anatomisi

Son 11 Yılın En Büyük Skandalı: KPSS

{Evren’in Aydın Life Dergisi Eylül-Ekim 2010 sayısındaki yazısıdır}

39 ay aradan sonra tekrar merhaba değerli Aydın Life okurları. e-vren günlüğü köşesiyle sizlerle buluştuğum Aydın Life sayfalarının 2010 yılının ikinci yarısında yeniden hayat bulmasından dolayı çok mutlu ve heyecanlıyım. Her sayıda özenle seçtiğim konulara Aydın Life’ın yeni yüzünde ilk olarak neyi  ekleyeceğimi çok düşündüm. Sonunda benim de bizzat mücadele verdiğim KPSS gerçeğinin bu yıl   akıllara durgunluk veren ve bir skandala dönüşen rezaletini kaleme almaya karar verdim.

 ***

Hiçbir kamu personeli sınavı adından bu denli söz ettirmemişti. Sokaktaki sıradan insanın bile diline dolanan bugünkü KPSS rezaletiyle ilgili konuya girmeden önce KPSS’nin tarihçesine kısaca bir göz atalım:

KPSS, bundan 11 yıl önce Ekim 1999’da DMS (Devlet Memurluğu Sınavı) olarak hayatımıza girdi. Aralık 1999’da ise 2010 KPSS skandalında şimşekleri en çok üzerine çeken kurum olan ÖSYM’ye DMS’yi uygulama yetkisi verildi ve o gün bugündür bu görev kesintisiz devam etti. Türk insanı ülkenin genelini ilgilendiren merkezi sınavların isminin değiştirilmesine alışkındı. DMS için de öyle oldu: Temmuz 2001’de yeni ismiyle uygulanan KMS’ye (Kamu Memurluğu Sınavı) ilk kez öğretmen adayları da girmeye başladı. Bir yıl sonra Temmuz 2002’de KPSS, bu son ismiyle uygulanır oldu.

11 yıl önce elindeki diplomayla üniversite kapısından “öğretmen” olarak çıkanlar bugün KPSS ile gelinen noktada “öğretmen adayı” olarak kampüs dışındaki hayata adım atıyorlar. Üstelik bu adım çoğunlukla fakülte amfilerinden KPSS kurslarının sıralarına oluyor.

“Anayasa Değişiklik Paketi” için yapılacak referandumu bile gölgede bırakıp gündemin ilk sırasına oturan 2010 KPSS’nin baş döndüren skandal trafiğini de kısaca hatırlayalım:

10-11 Temmuz 2010: KPSS uygulandı. Özellikle Eğitim Bilimleri sınavına giren öğretmen adayları bugüne kadar görülmemiş tarzda ve zorluktaki sorular karşısındaki ilk şoku yaşadı.

11 Ağustos 2010: KPSS sonuçları açıklandı. Adaylar ikinci şoku yaşadı. Puanlar beklenenden çok düşüktü. Kiminin netleri eksik, kiminin yanlışları fazlaydı. Hatta çözmediği alandan doğrusu yanlışı olduğunu iddia edenler bile vardı.

17.08.2010: KPSS’de puanların yanlış hesaplandığı iddia edildi.

18.08.2010: ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ünal Yarımağan, sınavda kesinlikle hiçbir hata olmadığını, adayların bir kaşık suda fırtına kopardığını açıkladı.

19.08.2010: ÖSYM, 2010 KPSS hakkında ortaya atılan iddialar üzerine inceleme başlatma kararı aldığını açıkladı.

20.08.2010: 350 kişinin KPSS’nin Eğitim Bilimleri sorularının tamamını doğru yanıtladığı belirlendi. Bugüne kadar Eğitim Bilimleri sorularında tam net yapan olmamıştı.

21.08.2010: Eğitim Bilimleri’nde 120’de 120 yapan 350 kişiden en az 20’sinin karı-koca, akraba veya arkadaş olduğu anlaşıldı.

22.08.2010: Milli Eğitim Bakanlığı, kopya ve çalıntı iddialarına rağmen 31 Ağustos’taki öğretmen atamalarının iptal edilmeyeceğini bildirdi.

23.08.2010: Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, KPSS’de “kopya çekildiği ve soruların çalındığı” iddialarıyla ilgili soruşturma başlattı.

24.08.2010: ÖSYM Başkanı Prof.Dr.Ünal Yarımağan, kopya çektiği iddia edilen adaylarla ilgili tüm verileri incelediklerini ancak bir sonuca varamadıklarını, bundan sonra olayı savcılığın aydınlatacağını açıkladı.

26.08.2010: Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, KPSS skandalına el koydu; Devlet Denetleme Kurulu’nu iddiaları araştırması için harekete geçirdi.

28.08.2010: Türk Eğitim-Sen, KPSS sorularının ham halinin sınavdan 5 gün önce e-postayla dağıtıldığını tespit ettiklerini iddia etti.

29.08.2010: YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, birbirleriyle ilişkileri olduğu tespit edilen 3 bin 227 KPSS katılımcısını yakın takibe aldıklarını açıkladı.

30.08.2010: MEB, KPSS ile ilgili iddialar konusunda durum netleşinceye kadar 31 Ağustos’ta yapılacak öğretmen atamalarını ileri bir tarihe erteledi.

31.08.2010: Sınavda şebeke tarafından dışarı çıkartılan soruların sadece Eğitim Bilimleri’ni kapsamadığı, Genel Yetenek ve Genel Kültür olmak üzere sınavın başka bölümlerinde de soruların sızdırıldığı belirlendi.

01.09.2010:

YÖK Denetleme Kurulu, “Sorular sızdırılmış olabilir” kanaati ağır basarak KPSS için “kopya olabilir.” açıklamasını yaptı.

CHP, KPSS için “Meclis Araştırması” istedi.

Ankara Emniyeti Bilişim Uzmanları ÖSYM’ye baskın düzenledi; merkezdeki kurul üyelerinin bilgisayarlarını da incelemeye aldı.

Başbakan’ın talimatıyla Milli İstihbarat Teşkilatı, ÖSYM sınav komisyonunda görev yapan 6 akademisyenin geçmişe yönelik tüm telefon konuşmalarının dökümleri ile ÖSYM Başkanı Ünal Yarımağan da dahil olmak üzere, yönetici ve çalışanların bilgisayarlarını incelemeye aldı.

02.09.2010:

KPSS ile ilgili YÖK Denetleme Kurulu’nun hazırladığı raporda, ÖSYM’de çok sayıda güvenlik açığının olduğu ve sınav sorularının güvenliğinin yeterli derecede olmadığı tespiti yapıldı.

KPSS sorularının sınavdan 5 gün önce basılmak için matbaaya gönderildikten 3 saat 22 dakika sonra e-posta halinde dağıtıldığı netlik kazandı.

ÖSYM merkezindeki bilgisayarların IP adreslerinin, soruların gönderildiği e-mail hesabının ortaya çıkmasından sonra değiştirildiği ortaya çıktı.

YÖK Denetleme Kurulu, Devlet Denetleme Kurulu ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın üç koldan yürüttüğü soruşturmada KPSS sorularının ÖSYM içinden sızdırıldığı bilgisine ulaşıldı.

KPSS sorularının tamamı veya tamamına yakınını doğru yanıtlayan adayların teknik takibi sonrası bazı adayların sınavdan günler öncesinde sorulara 10 Bin Dolar karşılığı ulaştığı belirlendi.

03.09.2010: ÖSYM Soru Hazırlama Komisyonu Üyesinin KPSS eğitimi veren bir dershanenin sahibi olduğu ortaya çıktı. Aynı zamanda eşi de ÖSYM’de daire başkanı olan üyenin Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu’nun soruşturmasında mal varlığının orantısız olarak arttığı tespit edildi.

09.09.2010: YÖK Denetleme Kurulu, bazı adayların kitapçık üzerine tek çizik atmadan tam puan aldığını belirledi. Şüpheli adayların matematik sorularında bile hiçbir oynama yapmadan soruların hepsini doğru cevaplandırdıkları ortaya çıkarıldı.

11.09.2010: YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan, KPSS’nin iptal edilip edilmeyeceğine ilişkin karar için savcılık soruşturmasını bekleyeceklerini söyledi.

15.09.2010: Ankara Cumhuriyet Savcısı Şadan Sakınan, soruların “telekulak” yöntemiyle çalınmış olma ihtimaline karşılık 50 bilişim polisiyle birlikte ÖSYM’ye baskın yaparak özel araçlarla binada “böcek” araması yaptırdı.

16.09.2010: TÜBİTAK ile Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı (KOM) Bilişim Suçları Şubesi’nin uzman ekiplerince yapılan incelemelerde soruların, sınavda dağıtılan orijinal kitapçık halinde yaklaşık 6 bin şüpheliye eposta yoluyla gönderildiği anlaşıldı.

17.09.2010: ÖSYM Başkanlığı, KPSS Eğitim Bilimleri testinin, sınav sürecinde bazı usulsüzlüklerin meydana geldiği kanaatine varıldığından, telafisi mümkün olmayan zararların ortaya çıkmasını engellemek için iptal edildiğini ve en kısa zamanda yenisinin yapılacağını açıkladı.

2010 KPSS ile ilgili gelişmeler kamuoyunu hayretler içerisinde bıraktı, bırakmaya da devam edecek gibi görünüyor. Son nokta ne zaman ne şekilde konur bunu kestirmek çok güç. Artık bu sınavla ilgili alınan ve alınacak kararların hiç kimseyi tam anlamıyla memnun etmeyeceği kesin. Kesin olan bir şey daha var ki zaten hâlihazırda mağdur olan öğretmen adaylarının “haklı olarak yürütülen” soruşturma sürecinde yine de yeni mağduriyetlerle karşı karşıya kaldıkları. Bu zaman zarfında elleri kolları bağlı beklemek zorunda bırakılan öğretmen adaylarının kendi iç dünyalarında, aile ve sosyal çevrelerinde yaşadıkları / yaşayacakları sorunları da göz ardı etmemek gerekir. Bu ciddi sorunların yaşanma ihtimalini önceden kestiren KPSS koordinatörü bir akademisyen kopya skandalı patlak verir vermez boşuna veryansın etmiyor: Hükümet, bütün devlet hastanelerinin psikiyatri kliniklerini yüz binlerce KPSS mağdurunun hizmetine ücretsiz olarak acilen sunmalı!

SUStum {da} KONUŞtum!

SUStum {da} KONUŞtum!

{Evren’in Aydın Life Dergisi Temmuz sayısındaki yazısıdır}

Bilmem ki bunun adı aşk mıdır? Yoksa… {yoksa?} Seninle konuşmak çok güzeldi inan. Sanki kendimi buldum. İkinci karşılaşmamızda sana hayatımla ilgili neredeyse her şeyi anlattım. Bunu neden ve nasıl yaptım hatırlamıyorum. Trafik kazasına benzettim o zamanı. Kaza anı hiç hatırlanmaz, nasıl olduğu da… {Seninle savaşmaya bile gücüm yoktu o masada. Senin varlığın çok ağır, çok ağır!} Nasıl? {Okuduğun onca şeyi yazan yürek, güçlü olduğu için değil, çok fazla sevdiği için yazabiliyor. Sıradan ilişkilerde ve insanlarda evet, çok güçlüyüm ama aşkın, sevdanın, dostluğun karşısında benim hiçbir fonksiyonum olmuyor. Bütün hayatım felç oluyor. Sende de olur mu böyle?} Bilmem, bilmiyorum. Hangi aşk, hangi sevgi? {Gösterilebilir şeyler değil ki bunlar. Ben günün 24 saatinde yirmi dört ayrı aşkı yaşayabiliyorum, gün geliyor...} Hem sevdiğin, çok sevdiğin için yazabiliyorsun hem de korkuyorsun; seni anlayamıyorum ya da anlamak istemiyorum. {Korkmak? Ben böyle bir duygudan bahsetmedim. Mevlana-Tebrizi aşkını duymuşsundur değil mi?} Evet {Onu düşün. Mevlana’yı Mevlana yapan Hocası Tebrizi’ye duyduğu aşktır, özlemdir, hasrettir ve 6 ciltlik mesnevi bu aşk üzerine ortaya çıkmıştır. Benimse hayatımda cismi değişen Tebriziler var. Ben ömrüm boyunca Tebrizi’yi bulmaya çalışıyorum ve her yürekte bu yazıları doğuruyorum. Anlat bakalım, aşk değil de nedir senin yaşadıkların?} Aşk ‘onu öptüğünde salıncakta sallanıyor gibi hissetmek’tir. {Sallandığını hissetmiyor musun?} Kendimi anlamaya çalışıyorum. Bunun (tanımsızlıklarımın) bir geçiş dönemi olduğunu sanıyorum. (umuyorum) {Herkes kendisini anlamaya çalışıyor hayatı boyunca. Nedir senin kafanı kurcalayan? Neden bu kadar sorguluyorsun?} Kendimi sorguluyorum ama sebebi yok. Kendimi anlamak istiyorum. Bu benim seçimim. {Kimse kendisini çözemiyor ve anlayamıyor. Ama hayatından memnun olmadığın bazı şeyler var değil mi? Hâlbuki kendi tercihlerini yaşıyorsun.} Mutlu olmadığımı ve edemediğimi biliyorum. Bu beni üzüyor. Çünkü kendi tercihlerim. {Peki, ne olsaydı da mutlu olurdun? Bunun cevabı var mı sende?} Şu an yok ama yarın olur mu bilemem.  Birine evet demek tüm dünyaya hayır demek mi? Evet bunu çok düşünüyorum bu aralar.  Ama bütün bunlar geçecek biliyorum. {Mutlaka…} Bu kargaşa bitecek. Sadece biraz zaman… {Kesinlikle… Sağlam adımlarla ilerlemişsin bugüne kadar. Herkesin yanlışları vardır, hata yapma hakkı da. Bir yerde okumuştum: “Hiçbir zaman 3 gün üst üste yağmur yağmaz. Atmosfer bile 3. gün değişir.” diyordu. Kötü günler 4. gün geçecektir. Dediğin gibi, sabır ve zaman…} Seni tanımak çok büyük şans. Buna eminim. En azından şimdilik… {Çok doğru bir cümle kurdun farkında olmadan: En azından şimdilik.} Şimdilik mi? {Çünkü yarın birgün buna pişman olduğun, çok sinirlendiğin, tahammül edemediğin zamanlar olacak hayatımda yer aldığın müddetçe.} İnanıyorum. {Ben duygularını gizleyemeyen biriyim. Sevgimi de nefretimi de paylaşırım mutlaka. İnanmak ya da inanmamak sana kalmış.} Benim problemim bu işte: Senin anlattığın ben ile benim aynada gördüğüm ve her gün bin bir savaşa girdiğim ben aynı değil. Kim peki bu iki ayrı insan? Bunu da şu an bilmiyorum. Tanımsızlıklar içinde zırvalıyorum farkındayım ama geçecek. {Geçecek evet. Ben de zaman zaman şaşırıyorum, bu bahsettiklerin ben miyim diye. Herkesin “kendisine sakladığı” bir kendisi var mutlaka. Dost muyuz sence?} Ben kendi içimde yaşattığım SEN’le dost oldum. O ne isterse o olsun. Sence? {Bu kadar ucuz verilmemeli dost unvanı. Benim hayatımda böyle en azından. Ben, senin için ağlayabilmeli, uykusuz kalabilmeli, senden habersiz ismine şiirler yazabilmeli ve seni üzmeli, dünyayı sana dar etmeliyim. Dost muyuz hala peki?} Evet, bende dostuz; bence dostuz.

BASİT YAŞAYACAKSIN!

BASİT YAŞAYACAKSIN!

{Evren’in Aydın Life Dergisi Mayıs sayısındaki yazısıdır}

Basit yaşayacaksın, basbasit. İki çift ayakkabın olacak, iki çift pantolonun, iki gömleğin, bir kazağın… Herkes saçını boyatırken sen doğal renginde bırakacaksın. Berbere gitmeyecek, kuaförün önünden geçmeyeceksin. Ne sigaran olacak ne alkolün. Karı-kız muhabbetlerine girmeyeceksin. Adam olmaya çalışmayacaksın; adam gibi olacaksın. En güzeli basit yaşayacaksın!

Televizyon, klima, müzik seti için ayrı ayrı kumandaların olmayacak. Olsa da hepsinin tek bir açma düğmesi olacak. Cep telefonun olmayacak, olsa da kullanmayacaksın; kullansan da içinde 100 kontörden fazla kontör olmayacak. Her GSM operatöründen birer tane hattın olmayacak. Tek hattın olacak, birini açıp diğerini kapatmayacaksın. En güzeli basit yaşayacaksın!

Faturalara otomatik ödeme talimatı vermeyeceksin. Onları gidip paşa paşa kendin yatıracaksın. Bahaneyle halkla bütünleşeceksin. Kredi kartı almayacaksın, zorla mı verdiler kullanmayacaksın. Kullandırttılar mı taksite böldürmeyeceksin. Borcunu gidip bankamatikten zarflı/zarfsız yatırmayacaksın. Hususi bankaya kadar zahmet edip, vezneden yatıracaksın. Banka personeliyle de yüz göz olacaksın. Her bankanın kredi kartı illaki cüzdanında olmayacak. Cüzdanını her açtığında onlarla hava atmayacaksın. Kredi kartlarının limiti kadar değil, maaşın kadar zengin olduğunu unutmayacaksın. En güzeli basit yaşayacaksın!

İnternetten alışveriş yapmayacaksın. Kitapmış, telefonmuş hepsini gidip ellerinle dokunarak alacaksın. Kitapçının raflarında dolaşacak gözlerin, sayfalarını açıp o kâğıt kokusunu çekeceksin içine. Esnafla da içli dışlı olacaksın. Sanallaşmayacak, elle tutulur gerçek bir insan olacaksın. En güzeli basit yaşayacaksın!

Sırf yürüyen merdiveni var diye devasa alışveriş merkezlerine gidip, oralarda gezip dolaşmayacaksın. Hadi gittin diyelim bir seferde bilmem kaç yüz ytl’lik alışveriş yapmayacaksın. Hayatta sana neler lazımsa sadece onları alacaksın. Biraz sokağa inip bakkalla çakalla da sohbet edeceksin. Gösterişli ışıl ışıl vitrinlerin önünde, rengârenk reyonlarda gezeceğine parklarda bahçelerde adım atacaksın. En güzeli basit yaşayacaksın!

Büyük hayallerin olmayacak. Boyunu aşan laflar etmeyeceksin. Ağzından çıkanı kulağın duyacak, duymadan önce içinden on defa düşünüp tekrar edeceksin. Sözünün arkasında duracak, tükürdüğünü yalamayacaksın. Sözünün eri olacak, “lâf” ile “söz” arasındaki ince ayrıma dikkat edeceksin. En güzeli basit yaşayacaksın!

Saçın için ayrı, vücut için ayrı şampuan; yüzün için ayrı, elin için ayrı, ayakların için ayrı krem kullanmayacaksın. Yüz maskelerin, peelinglerin, gece kremlerin, ter önleyici spreylerin olmayacak. Jöle kullanmayacak, saç spreyini eline almayacaksın. Doğal geldin dünyaya, doğal olacaksın. En güzeli basit yaşayacaksın!

Yan apartmandaki komşuna bayram tebriği için cepten mesaj çekmeyeceksin. Mesaj çektin diyelim, öyle yüz kişiye yolladığın hazır mesajlardan yollamayacaksın. Bir zahmet yola düşüp el sıkacaksın, kucaklaşacaksın, gerekirse el öpeceksin. Çocukların başını okşayacak; onlara mendil, çikolata, bayram harçlığı vereceksin. Öyle her canın sıkıldığında telefona sarılmayacaksın. Gidip eşin dostun, arkadaşın kardeşin boynuna sarılacaksın. 3-5 tane elektronik posta adresin olmayacak. Olacaksa bir tane olacak. Öyle zırt pırt da e-posta yazmayacaksın. Alacaksın eline kâğıdı kalemi, özene bezene mektup yazacaksın. En iyisi basit yaşayacaksın!

“Neyim eksik, neyim yok, neye ihtiyacım” var demeyeceksin. Nelere sahipsin onları düşüneceksin. Aza kanaat getirecek, çoğu bulabileceksin. “Hep bana hep bana” demeyecek, biraz da sağına soluna bakacaksın. Kafan yukarıda değil, aşağılarda gezecek. “Seviye seviye” diye tutturup, üst kültür insanı gibi ortalıkta dolaşmayacaksın. Biraz da geçmişine bakıp, her zaman haddini bileceksin. En iyisi basit yaşayacaksın!

“Başımı sokacak bir göz evim olsun” diyenleri, kaloriferli, asansörlü, deprem sigortalı, çift camlı lüks dairende oturduğun yerden yadırgamayacaksın. Bir adada bir modada evin; iş için ayrı, gezi için ayrı arabaların olmayacak. Biraz da otobüse binecek, trenlerde seyahat edeceksin. Yan koltuğunda oturan yol arkadaşınla sohbet edecek, gazeteni okumasına izin vereceksin. Unutma sen Türk’sün, geleneklerini, geçmişini, değer yargılarını unutmayacak, herkesi potansiyel tehlike olarak görmeyeceksin. İçin fesat olmayacak, art niyetli düşünmeyeceksin ki karşıdaki masumu da öyle görmeyeceksin. En güzeli basit yaşayacaksın!

Öyle çok büyük adam olmayacaksın. Aydın’ın bulvarında elini kolunu sallaya sallaya dolaşacaksın. İnsanlar sana paran, mevkiin için değil “sen” olduğun için güler yüz gösterecek. Saygı gördüğün zaman, içinde soru işaretleri olmayacak. Her gün ayrı bir kıyafetle salınmayacaksın ortalıkta. Ulaşılmaz edalarıyla tepeden bakmayacaksın kimseye. Yolda tökezlediğin zaman başkaları gibi sen de gülebileceksin kendine. Fazla ciddiye almayacaksın kendini, dalga geçmeyi bileceksin kendinle. En iyisi basit yaşayacaksın!

Ölmeyecek kadar yiyecek, bir kuru soğan, bir dilim ekmekle yetinmeyi bileceksin. Sağlığın yerinde mi; bunun en büyük zenginlik olduğunun farkında olacaksın. Etrafındaki sevenlerinin, “yoksulluğun, sıradanlığın, ulaşılabilirliğin, alçakgönüllülüğün”den dolayı yanında olduğunu, malın mülkün için seni sevmediklerini bilecek, daha bir huzurlu olacaksın. Büyük adamların büyük dertleri olur misali, bu dünyada basit yaşayacaksın, basit! Şairin de dediği gibi “rakı şişesinin dibinde balık” olacaksın. Hiç başın ağrımayacak! Basit yaşayacaksın, basbasit!

Bir Elin N’si Var İki Elin S’si Var

bir elin N‘si var
iki elin S‘si var

{Evren’in Aydın Life Dergisi Ocak sayısındaki yazısıdır}

NEDEN nadide, nadir, namlı, namuslu, nariniz? NİÇİN nârlı, nasihatçi, nasipli, nasir, nazlıyız? NEZAMAN nazik, nefesli, nesnel, neşeli, nezaketliyiz? NASIL nispetsiz, niyetli, nizamlı, noksansız, normaliz? NEREDE nurlu, nüfuslu, nüfuzlu, nükteci, nükteliyiz? Ne naçarız ne naçiz. Ne nadanız ne nadim. Ne nahifiz ne nahoş. Ne nankörüz ne namert. Ne nifakçıyız ne nobran. nokta nokta nokta

Saat saat, saniye saniye, sabah sabah, saf saf, safha safha, sayfa sayfa, satır satır, santim santim, sakır sakır, sakin sakin, saklı saklı, sapır sapır, seke seke, sekizer sekizer, sepil sepil, serin serin, serpe serpe, sert sert, sıra sıra, sızım sızım, siyim siyim, sokak sokak, sorgu sual, soğan sarımsak, sulu sulu, süre süre, sürte sürte, sürüne sürüne, süzüm süzüm, sık sık, sıkı sıkı, sımsıkı, salkım salkım, salkım saçak, salkım söğüt, sersem sersem, sersem sepelek, soğuk soğuk, sopsoğuk, sıcak sıcak, sımsıcak, sıpsıcak, sinsi sinsi, sinsice, sivri sivri, sipsivri, sabırlı sabırsız, sedalı sedasız, sahipli sahipsiz, sakıncalı sakıncasız, samimi samimiyetsiz, sancılı sancısız, sansürlü sansürsüz, saygılı saygısız, sayılı sayısız, sebatlı sebatsız, sebepli sebepsiz, seciyeli seciyesiz, sesli sessiz, sessiz sedasız, sevimli sevimsiz, seviyeli seviyesiz, sıkıntılı sıkıntısız, sigortalı sigortasız, sobalı sobasız, sorumlu sorumsuz, sorunlu sorunsuz, soslu sossuz, sözlü sözsüz, suçlu suçsuz, suratlı suratsız, süreli süresiz, saç saça, saçıla saçıla, sere serpe, salına salına, sakına sakına, sallana sallana, söylene söylene, sayıklaya sayıklaya, savsaklaya savsaklaya, sarsıla sarsıla, sendeleye sendeleye, sırıta sırıta, sırt sırta, sızlana sızlana, sindire sindire, sinirli sinirli, sitemli sitemli, sonra sonra, sora sora, soya soya, söke söke, söve söve, sömüre sömüre, süze süze, süslü süslü, saçlı sakallı, sağ sol, sağlı sollu, sazlı sözlü, senetli sepetli, saçma sapan, sağ sağlim, sağlıklı sıhhatli, selamsız sabahsız, sarıp sarmalama, sarsak sursak, sandık sepet, seçme seçilme, ses soluk, soluk soluğa, soy sop, soylu soplu, soysuz sopsuz, somut soyut, sudan sebep, sapasağlam, sapsarı, sersefil, sırılsıklam, simsiyah, saman sarısı, sayı sıfatı, seçim sandığı, seçme süresi, sempatik sinir sistemi, sert sessiz, sert sesli, seyyar satıcı, sıra sayı sıfatı, sırma saç, sineksavar, soğuk savaş, sinir savaşı, sivil savunma, sokak süpürgesi, sosyal sorumluluk, soru sıfatı, sosyal statü, sosyal sigorta, su samuru, su sarnıcı, su sayacı, su seviyesi

satır sonu, son ses: N‘ihayet S‘on!