Yazdığım her yazı, her okuyanda ayrı ayrı yeniden yorumlanıp yazılıyor. Okuduğum her yazı da bende bambaşka alt metinler açıyor. Çoğunlukla okurken veya yazdığımız yazılar okunurken metnin kendisine odaklandığımızı sanırız; kelimelere, cümlelere, yazarın bakış açısına… Oysa okuma dediğimiz şey, zihnin görünmez bir sahne kurmasıyla başlıyor. Her okur, o sahnede kendi geçmişini, duygularını ve merakını da işin içine katıyor. Bu sebeple okuma, yalnızca “anlama” süreci değil; aynı zamanda yeniden kurma, dönüştürme ve yeni bir şey üretme süreci. İşte yaratıcı okuma tam da burada devreye giriyor: Okumayı bir eyleme dönüştüren, okuru metnin ortağı hâline getiren bir yaklaşım. Yazının devamını Medium’daki sayfamdan okuyabilirsiniz.






