İstanbul’u Layıkıyla Yaşayabilmek

Hasan Yaşar‘ın konuk olduğu Podcast Asıl Bunu Konuşalım’ın yeni bölümünde hayatı ertelemeyi konuştuk. Hasan, ötelediği birçok şeyde İstanbul’un zor yaşam koşularının etkili olduğunu düşünüp ani bir kararla Konya’ya taşındığını anlatınca, sohbetimizin bir bölümü “İstanbul” oldu. Bu vesileyle ben de onuncu yılımı doldurduğum İstanbul’un bendeki tesirini yazmak istedim.

Bu podcasti Apple Podcast ve Google Podcast‘ten de dinleyebilirsiniz.

Verilecek maaşa ve sunulacak yan haklara (ki maaş çok iyi, yan haklar da öyle abartılacak gibi değildi) bakmadan yapılan iş teklifini kabul edip 2012 Eylül sonu İstanbul’da yaşamaya başladım. Hayatımdaki en cesur ve kesinlikle en doğru kararlardandı. O günden beri İstanbul maceramın işsizlik vs gibi sebeplerle sona ermesinden hep korktum. Çünkü her zorluğuna rağmen (ki bence güzellikleri, zorluğundan daha fazla) İstanbul’u çok seviyor; burada yaşamaya doyamıyorum.

İstanbul’u tek kelimeyle tarif et deseler, direkt “yürüyen merdiven”e benzetirdim. Belki bu dediğim gezmeye gelenler için geçerli olmayabilir ama İstanbul’da çalışıp yaşamaya başladığınızda -adımınızı attığınız an nasıl ki yürüyen merdiven sizi alıp götürüyorsa- İstanbul da sizi alıp götürüyor. Yeter ki kendinizi onun insanı besleyen, eğiten özelliklerine teslim edin. Bu alıp götürmek, tamamen İstanbul’u yaşama tercihlerinize göre yukarıya da olabilir, tam tersi aşağıya da. İstanbul’da tutunup başarılı olmak da dibe vurmak da sizin İstanbul’dan nasıl beslendiğinize, bu şehrin imkânlarını nasıl değerlendirdiğinize bağlı.

Ben de İstanbul’a yıllar önce iki kez gezmeye geldim. Gezerken algıladığım İstanbul, -çok net hatırlatıyorum- beni ürkütmüştü. Her şey inanılmaz karışıktı. Bir an evvel otobüse binip sakin ve dingin şehrim Aydın’a dönme isteği duymuştum. Ancak yaşamaya başladığımda algıladığım, hissettiğim İstanbul, çok daha farklıydı. Burada barınacaksam İstanbul’u yaşamak, onu anlamak ve bu harika şehre layık olmak zorundaydım. Yaşamaya başladığınızda da İstanbul, yavaş yavaş daha konforlu hâle gelmeye başlıyor (tabii trafiğinden bahsetmiyorum ama onun da pratik çözümlerini bir şekilde bulmaya başlıyorsunuz); bunu başka şehirlere gittiğimde daha iyi görebiliyorum. Bunca imkânın bir arada olması da İstanbul’u eşsiz kılıyor.

İstanbul, benim gibi birçok insan için vazgeçilmezken bazıları için de kaçarcasına terk ettikleri bir şehir. Ama gidenlerden çok akın akın İstanbul’a gelenlerin daha fazla olması -sosyo-ekonomik dengeler açısından sağlıklı olmasa da- şehrin bir türlü tükenmeyen, besleyen ve büyüleyen gerçeğinin de kanıtı sayılır. Peki gidenler, çoğunlukla neleri bahane edip gidiyor? İstanbul’la ilgili sürekli şikayet ettikleri şeylerin olmadığı Anadolu şehirlerine gittiklerinde, erteledikleri/öteledikleri şeyleri gerçekten yapmaya başlıyorlar mı? Artık daha fazla kültürel etkinliğe katılabildikleri için entelektüel seviyeleri artıyor, sanatsal açıdan üretken oluyorlar mı? İstanbul’da zaman sorunundan yapılamadığı söylenen şeyler, Anadolu şehirlerinde yapılabiliyor mu? İzmir’de, Ankara’da ve diğer büyük şehirlerde durumlar nasıl? Gerçekten bilmiyorum, merak ediyorum.

Bir de ister istemez şunu da sorguluyorum: Madem trafiğinden kalabalığına, hayat pahalılığından güvenlik sorunlarına kadar İstanbul, insanı tüketen, yoran, vakit alan bir şehir, niçin edebiyatın, gösteri sanatlarının, medyanın, üretimin ve daha birçok şeyin hâlâ daha merkezi. Bu şehrin zorlukları madem bize vakit bırakmıyor ve bizim enerjimizi sömürüyor niçin YouTuberlar da Influencerlar da sanatçılar da edebiyatçılar da hep burada; romanlar, edebiyat dergileri çoğunlukla burada yazılıyor; diziler, filmler, reklamlar hep İstanbul dokusuyla çekiliyor; yani üretimin en âlâsı bu şehrin sınırları içinde devam edebiliyor?

Demek ki besliyor. Demek ki mesele daha sakin, daha tenha ve yolda geçirilen sürenin az olduğu bir şehirde olmak değil. Belki insan, gittiği şehirde kendi İstanbul’unu oluşturup değer katmaya devam edebilir ama İstanbul’da da tercihleriyle kendi yaşanabilir İstanbul’unu inşa edebilir. Ben özellikle, İstanbul’dan şikayet edip memleketlerine veya küçük bir sahil kasabasına gidenlerin, İstanbul’u da yanlarında götürmeye ya da orada da alıştıkları İstanbul’u arayıp bulmaya çalıştıklarını gözlemliyorum.

Herkesin vatanı, başkenti farklı. İstanbul, Ankara veya İzmir hiç fark etmez. İnsan nerede kendini huzurlu, daha iyi hissediyor ve üretken buluyorsa o şehirde yaşasın. Ben bu açılardan İstanbul’dan razıyım, umarım o da benden razıdır.

telegram

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir