Podcast #9 Tek tık’la şöhret olmak – Nesrin Öztürk Salgar

internet günlüğü podcastinin dokuzuncu bölümünde Fırat Üniversitesi İletişim Bilimleri Yüksek Lisansı mezunu İletişim Bilimci Nesrin Öztürk Salgar’la sosyal ağların mümkün kıldığı kısa ve kolay yoldan şöhret olmak üzerine konuştuk. Yayında Salgar’ın İstanbul Ticaret Üniversitesinde Mayıs 2018’de düzenlenen Uluslararası İletişimde Yeni Yönelimler Konferansında sunduğu “Yeni Medyada Tek Tıkla Şöhret Üretimi” başlıklı bildirisini ele aldık.

Bu podcasti aynı zamanda iTunes Podcast uygulamasından da dinleyebilirsiniz.

Podcasti dinleme imkanı olmayanlar için Salgar’la sohbetimizden satır başlarını aşağıda özetlemeye çalıştım.

Tek tık’la gelen tanınırlık: Şöhretimsi

Evren: Facebook,  İnstagram, Youtube  ,Twitter gibi sosyal mecralarda  sıradan insanın yükselişi ve şöhret  basamaklarına tırmanması tek tıkla mümkün olmaktadır. Sosyal  mecralara  boş zamanı  geçirme ve eğlence maksadıyla  yüklenen videolar kişiyi bir anda  şöhrete kavuşturmakta.” diyorsunuz? Paylaşılan içerik her ne olursa olsun yüz binlerce ya da milyonlarca takipçiye ulaşmak bence hem tek tıkla olacak kadar kolay değil hem de bu, şöhret olmak değil belki geçici bir popülarite olarak adlandırılabilir. 

Nesrin: Söz konusu bireyler Facebook, YouTube, Instagram gibi sosyal paylaşım mecralarında paylaşımlarıyla tek tık’la şöhret olabiliyorlar. Yasemin Sakallıoğlu, Nilay Toprak, Kerimcan Durmaz örneğini verebiliriz. Sadece tek bir videoyla milyonlarca tık’a ulaştıktan sonra bir anda herkesin kendi sosyal mecrasında paylaşmasıyla gündeme oturan insanlar. Buna geçici ya da şöhretimsi de diyebiliriz. İnsanın şöhretinin devam etmesi yine insanın kendi yeteneklerine bağlı. Ama maalesef ki Internet ortamında yeni medyayla birlikte şöhret olmak mümkün hale geldi. Belki tam şöhreti karşılamasa da tanınırlık oranı arttı.

Evren: Son birkaç yıldır internette bir video devrimi yaşandığı sıklıkla dile getiriliyor. Yazılı içerikten çok, video içeriklerin hem öneminin hem de tüketiminin arttığını hepimiz gözlemliyoruz. Makalenizi okuduğumda, orada videolar için “boş zaman etkinliği” ifadesini sıklıklı yineliyorsunuz. Hatta; şöyle diyorsunuz: Videoların bu kadar artmasının altında yatan nedenlerin arasında şöhret olma arzusu, değişen eğlence anlayışı ve boş zaman etkinliği olarak internet kullanımı başı çekmekte.

Örneğin YouTube ve Instagram’da video içerik üretenler için, hadi buna dijital medya aktörleri olarak biz blog yazarlarını da dahil edelim, bu içerik üretimlerini sadece şöhret olma arzusu veya boş zaman etkinliği ile sınırlamak pek mümkün gibi gelmiyor bana.

Nesrin: Kısa vadeli çekilen, eğlence maksadıyla atılan ya da daha çok doğal ortamında çekilen ve bir anda tıklanan videoları kastediyorum. Yeni medya mecrasında çoğu eğlence maksadıyla video çeken insanların tanınma, doyuma ulaşma, şöhret olma arzusuyla kamçılanmış olmalarını da görmek mümkün. Mesela Enis Arıkan; o da geleneksel medyada yerini almasına rağmen yeni medyada şöhreti yakalamış, tanınırlığı artmış bir isimdir ki röportajında “Bana şöhreti yeni medya getirdi.” diyor.

Geleneksel medyanın albenisi hâlâ var

Evren: Her iki mecra da birbirini besliyor.

Nesrin: Yeni medya var olduğu anda eski medyayı yok etmeyecek. Tamamıyla iç içe geçmiş bir yakınsama söz konusu. Biz de şöhret üzerinden yeni medyayla geleneksel medyanın iç içe geçtiğini; yeni medyada şöhret olan ismin televizyonda da yerini aldığını söylüyoruz. Ki bunun örneği Yasemin Sakallıoğlu ve Cem Gelinoğlu’dur.

Geleneksel medyanın albenisi hâlâ var. İzler kitle bu noktada çok daha önemli. Şu an dijital çağın içerisinde doğup da dünyaya gelen kişileri televizyonda tutma oranımız gittikçe azalabilir.

“Şöhretsen, rezil olmazsın” inancı var

Evren: Oldukça çarpıcı bir ifadeniz var: “Şöhret  toplum tarafından  tüketilmekte, bir meta haline  gelmekte, şöhret olan isimlerse  sosyal hesaplarından paylaştıkları  videolarla firmaların ürün reklamını,  tanıtımını yaparak firma sayfasının takipçi  sayısını artırmaya yönelik girişimleriyle kapitalist sistemin taşıyıcısı olmaktadırlar.” diyorsunuz. 

Nesrin: Zaten kişi, bence şöhretin ne olduğunu bilerek geliyor. Getirisi kadar götürüsü olacağını da tahmin ediyor. Şöhret olan insanların çok fazla rezil olmadığı bir gerçeği de var. “O, şöhrettir yapabilir” denilir. İnsan bunun için dahi şöhret olmak isteyebiliyor. Kendi duygularını kamçıladığı için kişi kendini var etmek, görünür olmak istiyor. Sosyal mecrada görünür olmak var olmakla eş değer. Sen sosyal mecrada yoksan görünür değilsin. Paylaşımlarını sürekli yeniliyor, devam ediyor ve kendisine belki de olmayan bir kimlik yaratıyor. Kendi kimliği dışına çıkabiliyor. Görünürde olan kişi o değil ama sırf görünür, tanınır olmak için bunu yapıyor.

Artık 15 dakikalığına değil 15 dakikada şöhret olmak mümkün

Evren: Çok etkileyici bir yorumunuz var: “Eskinin Unkapanı, yerini sosyal medyaya bırakmıştır. Andy WARHOL’un ‘Bir gün herkes on beş dakikalığına da olsa şöhret olacaktır.’ sözü gerçeğe dönüşmüş ve artık yeni medyayla on beş dakikalığına değil, on beş dakikada tek tıkla şöhret olunabilmektedir. Sosyal medyada ünlenen birkaç isme göz atıldığında bu isimlerin şanslı oldukları kadar yetenekli oldukları söylenebilir. Bir de yetenekleri olmadığı halde tıklanıp, şöhrete ulaşıp, doyuma ulaşan tekrar kitle tarafından yok edilen şöhretler bulunmaktadır. İnternet kendi starlarını yaratmakta ama on beş dakika değil, on beş asır silinmemek kişinin yeteneklerine, zekasına bağlıdır. Mesele şöhret olmakta değil ölümsüz olabilmektedir.” diyorsunuz.

Nesrin: Şöhret, ünlü kavramının içi yavaş yavaş boşaltılmaya başlıyor. Yeni medyada şöhretin tamamen değiştiğini görüyoruz. Kişi artık kendi özelini kendi sayfasından çok güzel şekilde paylaşabiliyor. Magazin programları dahi o ünlünün sosyal mecrasından aldığı birkaç paylaşımla onun haberini yapabiliyor. “Çekmeyin kardeşim” denilen dönemden artık “Bakın ne kadar da güzel eğleniyoruz.” diyen sanatçıların kendilerini ortaya koydukları bir döneme geldik. Bir gün herkes on beş dakikalığına şöhret olacaktır sözü gerçeğe dönüştü. Bir video, anlık dikkat çeken bir konuşma, bir yazı, bir fotoğraf saniyeler içinde bir anda tıklanıyor, takipçi sayısı artıyor; bir bakıyorsunuz geleneksel medya içerisinde talkşovlara konuk olmuş, kendini anlatıyor, kendini tanıtıyor. O zaman Andy Warhol’un cümlesi gerçeğe dönüşüyor, hatta gerçeğe dönüştüğü yetmiyor. Warhol “Bir gün herkes on beş dakikalığına şöhret olacaktır” diyor. Şimdi on beş dakikada şöhret olunuyor. Yeşilçam sanatçılarının, şarkı söyleyenlerin hep açıklamaları vardır biz ünlü olmak için Unkapanı’na geldik. Ama artık Unkapanı yok. Herkes sosyal mecralar üzerinden kendi yeteneklerini ya da olmayan yeteneklerini sergileme derdinde.

Sıradan insandan tüketilen nesneye

Evren: Mecra ve tanım bulanıklaşması var. Şöhret, ünlü, fenomen, influencer nedir ya da sosyal medya ile geleneksel medyanın geçişkenliği arasında bir bulanıklık söz konusu. Yeni medyanın, internetin Unkapanları artık farklı sosyal ağlar. Bugün Facebook’un bile eskidiğini ve orada kimsenin kalmadığını söylüyor, orada paylaşım yapmıyoruz, orası aklımıza bile gelmeyebiliyor. Yeni bir mecra çıkacak, bu sefer bütün enerjimizi oraya vermeye başlayacağız içerik üretme veya içerik tüketme anlamında. “Sistem halkın içinde sırada bireyi sıradan hayat hikayesiyle internetten alarak televizyon ekranlarına sürmektedir.” diyorsunuz ve bunu “Geleneksel medya yeni medyanın neresinde? “ sorusu üzerinden şöyle açıklıyorsunuz: “Yeni medyada şöhret olan isimlerin sunulduğu yer, geleneksel medyadır. Yeni medyada tutulan isimler teker teker geleneksel medyada boy göstermekte ve geleneksel medyanın da izler kitlesini artırmak için televizyon ekranlarındaki yerlerini almaktadır.”

Özellikle yemek programları ve ses yarışmalarında sıradan insanı bulmanın, onu ekrana çıkarmak daha kolay ve daha az masraflı olduğu için tercih edildiğini düşünüyorum.

Nesrin: Muhakkak. Ekonomik politik perspektiften bu konuya bakmak lazım. Medya ve medya patronları için şöhret kavramının önemi büyüktür. Çok ünlü birini televizyona çıkarmak onlar için maliyetli olabilir ama şöhret olmak isteyen sıradan insanı televizyona ücretsiz bir şekilde de çıkarabilirsiniz. O dikkat çektiği an sizin izler kitleniz artacak, izler kitle size reklam olarak dönecektir. Toplumun gereksinimleri ve beklentileri doğrultusunda üretilen ve toplumu oluşturan bireylerce tüketilen bir nesne olarak o sıradan insan ekrandaki yerini alıyor.

Toplum olarak galiba biz gerilimden de hoşlanıyoruz. Geleneksel mecrada da hep bir kaos var aslında. Seyirci mi bunu istediği için mi medyayı elinde bulunduran güç bunu veriyor yoksa medyayı elinde bulunduran güç bunu veriyor da seyirci bunu seyretmek zorunda kalıyor. Bu cevabı yıllardır verilememiş bir sorudur. Bu sebeple halk bunu istiyor ve medyayı elinde bulunduran güç bunu veriyor diyemiyorum. Çünkü tematik kanallar da var, açıp belgesel programlarını da seyredebilirsiniz ama belki de biz bunu istiyoruz.

Mahremiyet, yeni medyada ortadan kalktı

Evren: Yemekteyiz programını tartışırken bugün bambaşka bir program formatını tartışıyoruz. Yıllar önce özel yaşam mahremiyetini yerle bir eden Biri Bizi Gözetliyor yarışmasını eleştirirken bugün bambaşka bir toplum yapısı ortaya çıktığı için aynı formatta bir yarışmanın ekrana gelmesi artık mümkün değil. Ancak diğer yandan Instagram’da TikTok’ta özel yaşam sınırlarını zorlayan paylaşımlarda bulunuyoruz. Her şey artık neresinden tutsak elimizde kalacak hale geldi.

Nesrin: Yeni medyada da mahremiyet ortadan kalktı. Görünür olmak için mahremiyeti ortadan kaldırmak gerekiyordu ve bunu ortadan kaldırdılar. Artık kişi var olmak, kendini ispat etmek veya şöhret olmak için kendisi paylaşıyor.

yeni-medyada-tek-tikla-sohret

Bir önceki Kendi kitabını kendi yapan yazar: Cihan Gülbüdak başlıklı yazımda Cihan Gülbüdak, Habis Kıssa ve theremin hakkında bilgiler bulabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir