e-günlük

Üstün Dökmen’in Eşitler Evi’nden Birkaç İlginç Not

ustun_dokmen_esitler_evi

Üstün Dökmen‘in Küçük Şeyler serisiyle çıktığım yolculuk çok zevkliydi; Eşitler Evi de Küçük Şeyler’in dördüncü ve son kitabıydı.

Konu psikoloji ve isim Üstün Dökmen olunca açıkçası kitaplarını okuduğum dönemler kendimi daha iyi ve güçlü hissettim. Her kitabında altını çizdiğim ve dönüp arada bakabileceğim mesajlar buldum. Onlardan birkaçını bu yazımda paylaşacağım ancak öncesinde Dökmen’in Eşitler Evi’nde değindiği ve çok şaşırdığım üç bilgiye değinmek istiyorum.

İlk Gece Hakkı (Prima Nectura)

Dökmen, Avrupa’da birkaç yüz yıl önce sör (sir) diye hitap edilen köle sahiplerinin yaşadığı dönemde çok sıradan bir durum olan “ilk gece hakkı”ndan bahsediyor. Bu geleneğe göre sörlerin, pazardan satın aldıkları kölelerin eşleri üzerinde ilk gece hakkı vardı. Avrupa’daki derebeyler de emri altındaki hizmetliler evlendiğinde gelinle ilk gece yatma hakkına sahipti. (Hatta damatlar eşleriyle ilk geceyi kendileri geçirebilmek için zamanla derebeyine para ödemeye başladı. Parası olmayan damatlarsa eşlerini düğün gecesi derebeyine vermek zorunda kaldı.)

Batı’nın bu çirkin adeti hakkında bilgi vermeye devam eden Dökmen, daha da şaşırdığım bir ayrıntıya değiniyor. Ona göre gelin arabasının önünü kesme geleneği de ilk gece zorbalığının bir uzantısı. Zamanla hafifletilmiş bir şekil alan ilk gece hakkı için gençler kimi zaman silahlarla gelinin önünü keserek damattan haraç almaya başlar. Dökmen bu durumun bugün gelin arabasının önünü kesmekle arasındaki bağlantıyı şu cümlelerle kuruyor: Günümüzde gelin arabasının önünün kesilip bahşiş istenmesi de güçlülerin zayıfları ezdikleri eski dönemlerin bir kalıntısıdır.

Tırnak uzatma geleneği

Tırnak uzatmayla ilgili ilginç bir ayrıntı da paylaşıyor kitapta. Çin’de eskiden asillerin ‘ben zenginim ve iş yapmıyorum’ mesajını vermek için tırnaklarını 10 santim uzattıkları anlatılıyor.

Shakespeare özürlü çocuğunu bırakıp gitti

Dökmen, bu bilgiyi ‘bir rivayete’ dayandırıyor ama araştırmaya değer buldum. İddia edilen konu Shakespeare’in, eşini ve özürlü çocuğunu bir başlarına bırakıp gitmesi ve yıllarca geri dönmemesi. Dökmen, Shakespeare’in uzun yıllar süren bu uzaklaşma sonunda hem yetenekleri hem de yeteneklerinin ortaya çıkabilmesi için gerekli olan uygun ortamı oluşturması sayesinde dünyanın en ünlü tiyatro yazarı olduğunu anlatıyor. Dökmen’in burada dikkat çektiği asıl konuysa yeteneklerini sergileyebilmesi için erkeğe uygun ortamlar sağlayan toplumun, aynı cömertliği kadına göstermemesi. Öyle ki özürlü çocuğunu kocasına emanet edip giden Shakespeare’in eşi olsaydı ‘orada burada sürten vicdansız kadın’ damgası yiyecekti.

Çok kırılgansın

Rahatsızlıklarını ve şikayetlerini genelde pek dile getirmeyen biriyim ama bazen sabrımın taşıyor ve duygularımı karşı tarafa aktardığım oluyor. Böylesi durumlarda da çoğunlukla duyduğum söz: “Çok alıngansın, bu kadar kırılgan olma!”

Sahiden öyle olup olmadığımı sorgularken Dökmen’in şu cümleleri çıkıyor karşıma: “Genelde düşüncelerimize itiraz edilmesi bizi kırmaz, duygularımızın ve bu duyguları üreten kişiliğimizin eleştirilmesi bizi kızdırır, kırar.”

Carl Gustav Jung’ın “Kişinin gölgesi karşısındakinin üzerine düşmüş olur” ifadesiyle anlatmaya çalıştığını “Kişi kendisine ait hangi davranıştan en fazla utanıyorsa, en çok bu davranışı yakınlarında görünce sinirlenir” sözleriyle açıklayan Dökmen, ağır yaşam koşulları altında ezilen erkeğin öfkesini eşine ve çocuklarına yansıtmaya başlamasını da “açık denizde can simidiyle yaşam mücadelesi veren adamın, ‘beni çok sıkıyor’ diye can simidine kızması”na benzetiyor. Çünkü Dökmen’e göre erkek, ağır yaşam koşullarında bunalıp evini geçindiremeyince kendisine öfkelenir fakat bunu açıkça dile getiremez. Bunun üzerine kendine duyduğu öfkeyi en yakınlarına yansıtmaya başlar.

Hal böyle olunca kimi zaman evde veya iş yerinde kendimiz yok olmaktansa çevremizdekileri yok ediyor; hayatımızı esirler evine çeviriyoruz. Dökmen’e göre bu yola en çok iş verenler (patronlar) başvuruyor.

Ve Eşitler Evi’nden Dökmen’e dair kulağımıza küpe olacak son söz: İşitin, itmeyin.

Evren’i Sosyal Ağlarda Takip E+

Bu yazılarım da hoşunuza gidebilir

1 Yorum

  • Yanıtla müfred 03 Temmuz 2016 at 04:24

    İlginç bazı konulara değinilmiş. Mesela gelin arabasının önünün kesilmesi. Hiç sevmediğim adetlerdir zaten. Bir de kornalara basılarak dolaşılması.

    Ve
    “Genelde düşüncelerimize itiraz edilmesi bizi kırmaz, duygularımızın ve bu duyguları üreten kişiliğimizin eleştirilmesi bizi kızdırır, kırar.”

    Bu cümleye kesinlikle katılıyorum. Düşüncelerimizin eleştirilmesi bizi o kadar etkilemese de; duygularımızın ve kişiliğimizin eleştirilmesi bizi daha çok yaralıyor. Gerçi hepsi nefsi şeylerdir. Lakin etkilenmemek mümkün değil.

  • Bir Cevap Yazın