e-günlük

Bizim oğlan nişanlandı, darısı…

Ben O’ndan 11 ay sonra doğdum. Kendimizi bildik bileli hep birlikteydik. Belli bir yaşa kadar her şeyimiz ortaktı. Birlikte bilye oynardık sokakta, çocuklarla taş savaşı yapardık, bilmediğimiz yerlere keşfe giderdik. Adını kendisinin koyduğu “domuz bisikletime” binerdik, evimizin arkasındaki komşunun oğlunun saçına bir tüp uhuyu sıkıp bodruma saklanırdık. Bazen o bizde kalırdı, bazen ben onlarda. Çoğu zaman kavga ederdik. Genelde o, beni 4. kattaki kapımıza kadar kovalardı. Annem sesimi duymakta gecikip kapıyı açmayınca beni yakalar kafamda oyuncak tabancasını kırardı. Sonra okullarımız değişti. Sınav maratonları arasında çocukluğumuzu unuttuk. O, üniversiteye gitti, sonra ayrı apartmana taşındılar. Paylaşımlar azaldı. Hiç bir şey eskisi gibi olmaz oldu.

Çocukluk günlerimi en fazla işgal eden, bende en çok iz bırakan teyzemin oğlu Alperen bu gün nişanlandı… Oyunlar, kavgalar, oyuncaklar, bilyeler hepsi geride kalmıştı.

Yalnız nişan esnasında düşündüm de Alperen mi hızlı yoksa ben mi geç kaldım. Alperen üniversiteden mezun oldu ben hala öğrenciydim. Askere gitti geldi, hala öğrenciyim. Nişanlandı, ben yine öğrenciyim. Haziran’da evlenecek ve ben yi.ne. öğ.ren.ci.yim :) Aramızda bir dönemler 11 ay vardı ama şimdilerde Alperen’i epey bir geriden takip ediyorum.

Nişan kurdelesinden -en kısasından- bir parça alamadım henüz. Nişan kurdelesinden ne kadar kısa kesip kendine alırsan kısmetin o kasar kısa sürede çıkarmış diye bir batıl inanç vardır  ya. Bakalım deneyeceğiz artık :) (30 yaşından önce niyetim yok; 5 yıllık bir uzunlukta kurdele parçası istiyorum!)

Bu yazı, blogcu.com’daki ilk kaydından 16.04.2017 tarihinde buraya taşındı.

Bir önceki Edebiyatın kahramanı, korkunç cinayetin kurbanı Sabahattin Ali başlıklı yazımda Atilla Özkırımlı, Filiz Ali ve kürk mantolu madonna hakkında bilgiler bulabilirsiniz.

Bu yazılarım da hoşunuza gidebilir

Yorum yapılmamış

Bir yorum yazın