MisAfiR KaLeM{LeR}

Bu Yeni Bir Hikaye

{Aralık ’06 MisAfiR KaLeM Yazısıdır}

YOL DA DOĞRUYDU YOLDAŞ DA DOĞRUYDU.

YANLIŞ OLAN BELKİ DE BEN’DİM…

Bu yeni bir hikaye, birkaç günlük belki de dün gecelik; ama kelimeler eski… Doğum kadar yakınmış ölüm aslında… Bunu hayatı soluklarken anlamıştım. “Anlamıştım”ı söyleyemediğim “an”larda ise takvim yaprakları 15 Mayıs 1982 ‘yi gösteriyordu. Güneşin doğmaktan zevk alıp, aşkıyla kavurduğu bir toprak parçasında gözlerim gökyüzünü ezberlemiş. Kütahya/Tavşanlı/Bozbelen Köyü Aşağı Mahalle No:77

Meğer yarım kalacak bir aşkın ilk anlarıymış yaşadıklarımız… Aslında yazmak bana göre değil; çünkü insan yazmaya başladı mı hep akla yarım kalınmışlıklar geliyor. Kafamı sadece en kritik anda bir sürü kişinin arasından uzatıp attığım golle takımımı öne geçirmek için kullanmak isterdim. Bu bile daha az acı veriyor ve insanı daha çok mutlu ediyordu… Ama artık, sadece onu yapamıyorum… Artık, daha çok acı var hayatta ve o acıya inat edercesine daha az mutluluk var…

Yazmayı sevmem, sevemem; ama yazılacak yer burası olunca yazmaktan mutluluk duyarım… Bu güzel sayfada neyden bahsedilir? Tabi ki, ya arkadaşlıktan ya dostluktan ya da AŞK’!tan…

“Arkadaş” nedir? Bence “Arkadaş”, bazen kendinden büyük olan Yakup, bazen de kendinden küçük Murat’tır. Bence arkadaş, bazen Türk olmayan Mohammed; bazen de kendisi gibi soyadı da Türk olan Ramazan’dır. Bazen de aynı uğurda çalıştığın bir takım! İnsandır arkadaş. Değişik değişik örnekler uzar gider de, baştaki “bazen” hiç değişmez…

“Dost” nedir: “Öteki ben…” der biri ki, ben öteki “ben”i hiç bulamadım ki… Ama bence dost “bazen”in yerine “her zaman”ı getirmektir. Bence dost, her zaman İstanbul’da Hilmi, Tavşanlı’da Emre… Bence dost her zaman kendisi ve soyadı Türk olmasa da Ali… Bence dost, her zaman beraber olduğum Kral, ve sizi hiç unutmayacağım deyip de bir daha aramadığım, bir Ümit, bir Feyzi, bir Hayro ve bir de Kenan (!)…

Arayamadığım, belki de fırsat bulup da arayamadığım, belki de fırsat olduğu halde aramadığım tüm dostlar, bana diyor ki:

Sana ben, cânımın cânânı efendim
Kırıldım,küstüm,gücendim,incindim

Ben de :

Affeylemeli belki bilmez,
Bir kez sürçen atın başı kesilmez!!!

 

diyorum ve özür diliyorum… görüşmek umuduyla…

Aşk imiş her ne var âlemde
İlim bir kîl u kâl imiş ancak… 

 

 

“Aşk” nedir? Bütün mesele burada der herkes; aslında hiç de mesele değil, sevmeyeceksin olup bitecek!!! Ama olmuyor; deli gönül durmuyor. Bence “aşk”… Aşk sevmek; hep sevmek, tek sevmek… Sevip de ayrı olsan bile unutamamaktır. Ne pahasına olursa olsun geri dönüşü olmayacak bir ayrılıktan sonra bile seversin ya, “aşk” işte o’dur bence…

Hayatta hiç görmediğin biriyle tanışırsın, arkadaşın olur. Arkadaşının biriyle daha fazla şeyler paylaşırsın, dostun olur. Güzel ve çekici bir dostunla farklı yerlerde olsan da, birbirinizden habersiz, aynı gecede aynı yıldızı seyrettiğiniz ‘an’larda o dost değil artık aşkınız olur.  

 

Genelden özele giden bu sistemde geriye dönüş yoktur… Aşkınızla tekrar dost, dostunuzla tekrar arkadaş olamazsınız… Dostluk ve arkadaşlık bittiyse, onlar artık sadece tanık olarak anılırlar. Eğer aşk bittiyse (hiç sebepsiz yere), ne o sizi tanır; ne de siz onu unutursunuz… 

 

 

 

Şimdi hüzün çöktü işte
“Sen hiç üzülmez misin derdin ya
Aslında ben hep üzgündüm
Hep aşık, Hep dertli, Hep mutsuz
Ama o hüzün denen şey
Bana hiç bu kadar yakın olmadı
Belki de yakındı
Hatta hep içimdeydi
Ama hiç kendini
Bu kadar hissettirmedi…
Bak belki de ilk defa suratım asık
Belki ilk defa mutsuzluğu gizleyemiyorum
İlk defa gülüp geçemiyorum
Neden mi? Biliyorum ama
Ben de “Orhan” gibi anlatamıyorum…

Mutluluk, yanına, seni senden çok seven birini de alıp, beraberce kapımı çalmışken… “ikimiz bir fidanın güller açan dalıyız” şarkısını söylemek varken “ellerini çekip benden yarim bugün gider oldu, hem sever hem sevilirken bu ayrılık neden oldu” şarkısını, elde sigara gizli gizli mırıldanmak ne acı olsa gerek değil mi…  

“Gençlik güzeldi” derim her zaman. “Sen de yaşlı mısın?” derler. Gençliğin gitmesi yaşla alakalı değil ki aşkla alakalı…

ben 24 yaşımdayım
deli gönül sanki 30’unda
ben mutluluk aramaktayım
deli gönül hala “O”nda

Yazmak güzelmiş ama hakikaten de hüzün veriyor insana…

“Her gün gülsem ne çıkar
Bu bendeki acın varken
Akşam unuttuğum dert
Başlıyor gün doğarken

Bak ellerim zavallı
Ve kollarım artık boş
Yalnız kadehim dolu
Artık adım da sarhoş”

—-

2006 Aralık Ay’ı Misafir Kalem’i Selahattin ONAY, 1982 Kütahya-Tavşanlı doğumlu. Adnan Menderes Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunu olan ONAY, şu an Tavşanlı’da özel bir dershanede Türkçe/Edebiyat öğretmenliği yapıyor.

 

Bu yazılarım da hoşunuza gidebilir

1 Yorum

  • Yanıtla rukiş 04 Kasım 2008 at 00:13

    çok süper bişi.ama arkadaş dost arasında ben niye yokum selo hı ..isim olarak yani.:)

  • Bir Cevap Yazın