Monthly Archives

Temmuz 2007

e-günlük

Sandıkların Efendisi: Oy Kardeşliği

Öğleye doğru 11.30 sıraları. İlk oyunu kullanma heyecanı içindeki kardeşim EFE‘yle oy kullanacağımız ilköğretim okuluna doğru yürüyoruz. Kardeşim yolda şu partiye oy verenleri anlayamıyorum, bu partiye oy verenlere şaşırıyorum diye söyleniyor; bense yeni yıkadığım saçlarımın güneşte kuruyup, rüzgarda kabarmasıyla meşgulüm :) Allahım yıllar sonra tekrar oy kullanacağım ve böylesine önemli birgünde şu tipime bak! Her ÖSS öncesi okunmuş sular, kuru üzümler seçim gecesinde de hazır. Sabah abdest alınıp, Fetih Suresi okunup sağ ayakla yola çıkılıyor ve Besmele çekip seçim sandığının olduğu sınıfa girip okuyup üfleyerek EVET damgası oy pusulasına vuruluyor. Ve yarın sabah, 23 Temmuz’da Türkiye’nin geleceği bir anda yön değiştiriyor :) Oy kullanmaya giderken e-vren günlüğü’ne ekleyeceğim yazıları tasarlıyorum kafamda, hangi partiye oy verecekmişim hiç umurumda değil. En son hangi partiye oy verdiysem yine aynı ambleme basıyorum oyumu. Zaten bugün Oktay Ekşi de yazmış Hürriyet‘teki köşesinde: Öyle oy kullanmak yetmiyormuş, sandık başında bekleyenler birbirlerini ikna edip oylar üzerinde oynama yapabiliyorlarmış, mış, mış… Yarın sabah Türkiye tercihini hangi partiden yaparsa yapsın, bizim basın şimdiden sonuca itiraz edecek bahaneleri yavaştan yavaştan hazırlamakla meşgul. Geçen seçimlerde 10 milyon Türk vatandaşının oy kullanmadığını manşetlere taşıyanlar, oyunu kullanarak vatandaşlık görevini yerine getiren diğer 30 milyon Türk vatandaşının sorumluluk bilincini hiçe saymıştı.

Biliyorum yarın yine haberlerde, köşe yazılarında, gazetelerin manşetlerinde yıllardır bildik cümleler yazılıp çizilecek. Yine kimse seçim sonucundan memnun olmayacak, şu kadar insan oy kullanmadı, demokrasi tam işlemedi diyecek; sorumluluğunu yerine getirmeyenler, yerine getirenlerin tercihinin geçerliliğini zedeleyecek falan filan. Olan, o iğrenç hint mürekkebi sürülen sol işaret parmağımıza olacak! Kızılay’dan dağıtılmış gibi aynı model aynı renk tshirtü giyen bir başkasıyla karşılaştığımızda duyduğumuz utancın aksine sokaklar, caddeler aynı elin aynı parmağındaki aynı renkli işaretle selamlaşacaklar. Hepimiz bugün itibariyle oy kardeşi olacağız.

e-günlük

Türkiye Küresel Kuruyor!

  • İstanbul’un yaklaşık 100 günlük suyu kaldı. Kazandere ve Pabuçdere barajlarında su sıfırlandı.
  • Alibeyköy Barajının bir zamanlar sularla dolu tabanında artık koyunlar otluyor.
  • Kızılırmak’ın Sivas bölümündeki kısmı neredeyse dereye dönüştü. Yıllık ortalama debisi 184 metreküp/saniye olan Kızılırmak’ın şu anki su seviyesi ortalama 10 metreküp/saniye!
  • Muğla’nın Ula ilçesi yakınlarında anız yakan köylüler yüzünden 10 hektar kızılçam ormanı kül oldu.
  • Küresel Isınma, geliyorum diye bas bas bağırdıkça bütün partilerin seçim araçları da seçim müzikleriyle daha çok bağırıyor. Depo depo benzin harcanıyor, seçim afişleri için bir dünya kağıt tüketiliyor.
  • Uygunsuz Gerçek belgeselinin mimarı, Live Earth konserlerinin fikir babası Al Gore, yıllık ortalama 30 bin dolar doğalgaz faturası ödüyor ve normal bir Amerikan ailesinden 20 kat elektrik tüketimi yapıyor.

Çok az insan, küresel ısınmayı ciddiye alıyor ve bu konuda samimi davranıyor.

e-günlük, VideoBlog

Evren Ana Haber Bülteninde

Tamam biliyorum, çok yerde yazıp söylemişimdir: Gözüm Ali Kırca‘nın koltuğunda, diye. Aşağıdaki videonun bu hayalimle yakından uzaktan bir alakası yoktur, öncelikle bunun altını çizmek istiyorum :) Çankırı‘daki Dünyanın Tadı: TUZ projesinin son günü katılımcı arkadaşlara seyrettirmek için komik bir şeyler yapalım dedik. Berkay’la ilgili videoların yanına bir reklam bir de ana haber bülteni eklemeye karar verdik. Tuz Projesi’ni dozunu kaçırmadan dalgaya almaya çalıştık ve çekimler sırasında gülmekten ikiye yarıldık ki sabaha zor toparlanıyorduk :) Şimdi aşağıdaki ilk video Erdinç tarafından, Merve’nin megapikseli düşük (!) fotoğraf makinesiyle çekiliyor. {Bütün görüntüler tek bir videoblogta birleştirildi. Bkz. aşağıda} Kendisi ve Duygu da kameranın arkasında kıs kıs gülüyorlar. Nihayet 5. denemede olayı bitiriyoruz :) 

Muhaberimiz Merve Öztaş’a meydanda bağlandığımız görüntü elimdeki cd’lerde çıkmayınca aradaki bağlantıyı bir fotoğraf karesiyle sağlamaya çalışıyorum :) Ana Haber Bültenimizin 2. Bölümü ertesi gün çekildi. Arkadaki Tuz Tv ambleminin olmayışından ve kıyafetimin farkılılığından anlaşılıyordur :) Çekimlerde gülmekten öyle çok vakit kaybı yaşıyorduk ki artık yanlış da konuşsak, gülsek de kesmeyip devam etmeye karar verdik. Asmalı Konak muhabbetine de değinmek istiyorum. Çankırı’da akşam yemeği için Asmalı Konak isminde muhteşem bir yere gittik. İşletme sahibine önceden haber verilmesine rağmen gece yarısı gözlemelerimize kavuşabildik ve o satten sonra yemek yesek de yemesek de farketmiyordu. Çünkü sinirler iyice gerilmişti :) İşte, resmen proje şebeğine döndüğümüz son görüntüler: 

e-günlük, VideoBlog

İlk Sesli Görüntülü VideoBlog :)

Aşağıdaki video, e-vren günlüğü’ndeki canlı canlı performans sergilediğim ilk video blog olması bakımından benim için büyük önem taşıyor. Görüntüler, Çankırı‘daki Dünyanın Tadı: TUZ AB Projesi‘nin bir öğle arasında çekildi. Projenin en küçük katılımcılarından Berkay, rahatsızlanmıştı ve programın geri kalan kısmını oteldeki odasında istirahat ederek geçirmek zorunda kalmıştı. Biz de Erdinç‘le otele döndüğümüzde Berkay’a böyle bir sürpriz yapmak istemiştik. Bir geçmiş olsun ziyareti bakın nasıl bir yardımlaşma programına dönüştü :)

                                                

İkinci bölüm de ertesi gün Berkay’ı ailesinin yanına uğurlarken Çankırı Otogarında çekildi. Berkay’ın rahatsızlığı devam etmişti ve projeyi yarıda bırakmak zorunda kalmıştı. Biz de oynadığımız oyunu devam ettirip, yardımlaşma programının son kısmını çekmeye karar verdik. Otogardaki diğer yolcuların şaşkın bakışları arasında Berkay, yazdığı mektup sayesinde program ekibimizin desteğiyle bir AB Projesine katılan ve eski hayatına mutlu mesut bir şekilde dönen gencimizi oynuyordu :) 

                                             

e-günlük

Gönüllü Kütüphaneci

Haftalardır konuşuluyordu. KPSS geçsin, Çankırı’ya AB Projesi’ne gidip geleyim derken nihayet bugün sabah İlknur‘la soluğu Aydın İl Halk Kütüphanesi‘nde aldık. İl Halk Kütüphanesi, bir süredir otomasyon sistemine geçiş için uğraşıyor. Yarım asırlık kitap kayıt defterleri tek tek internet ortamına aktarılıyor. Eleman sıkıntısı çeken kütüphaneye bu iş için Kültür Müdürlüğü birkaç personel görevlendirmiş. Ama elbetteki yeterli değil. Gönüllü desteğine de ihtiyaçları vardı. Ayşen ablam benden rica etti, ben de İlknur’un desteğini istedim. Bugün öğlen vaktine kadar sisteme veri girişinin nasıl yapıldığını öğrendik ve öğleden sonra defterdeki kayıtları online ortama aktarmaya başladık. Hal böyle olunca ilk gün sadece 4 kitap kaydı gerçekleştirebildim :)

Gündüz kütüphanede öyle yorulmuşuz ki -aslında yalan, Fatih ve İlknur’un eve gidesi yoktu, benim de aklıma girdiler- Semih‘i de alıp gözümüzü Pınarbaşı‘nda açtık. Armut minderlere bayılmıştık, o baygınlığı -kıskanç- ilknur da yaşamak istedi. Pınarbaşı yeni haliyle, bugün Aydın’daki en güzel, en ferah mekan durumunda. Üstelik yıllardır bahsi geçen ama bir türlü eyleme dökülemeyen Aytepe’yi Pınarbaşı’na bağlayacak teleferik inşaatına da nihayet başlanmış. Gece vaktine kadar yine bol kahkalhalı, bol fal’lı bir sohbet gerçekleştirdik. Hepimiz Eylül’de Türkiye’nin dört bir yanına dağılma hayalleri kurduk :)

e-günlük, e-vreniyyat

FARKINDAYIM!

Farkındayım, üstüme oturmadı bu elbise. Oradan yırttım, buradan diktim, yine de giydiğim kıyafetin üzerimde eğreti durmasını engelleyemedim. Gönlüm buradaydı ama ruhum oradaydı. Zoraki bir aşk değildi istediğim, ait olduğum yer bambaşka bir diyardı. Bunu sadece iki kişi bildi. Dün bir üçüncüsünü aradım. O’na saatlerce ruhumun çıkmazlarını anlattım. Soyunup dökündüğümde, kurtulduğumda yamalarımdan… arındığımı sandım.Dün sana bir SIR verdim. “Hayatında benden sakladığın herhangi bir şey var mı?” diye sordum. Sen “yok” dedin; benden de “yok”u istedin. Oysa ben sana bir kucak dolusu SIR verdim. Sonra, acaba sana haksızlık mı ediyorum diye düşündüm. İçim içimi yedi. Halbuki hayatımın en büyük SIRrını, ben senden gizledim.

Live Earth konserlerinin dünyayı salladığı yazılıp çizildi. Bütün dünya hala daha kendi bildiğini okuyor. Her birimiz akıl almaz şekilde Küresel Isınmayı tetiklemeye devam ediyoruz. Türkiye, faydası çok tartışılan Live Earth konser fırsatını değerlendiremedi. Seçim çalışmaları için depo depo benzin yakılmaya, köşe bucak parti bayrağı asılmaya, milletvekili adaylarının afişleri dört bir yanı renklendirmeye devam etti. Seçim Kirliliği’ne yanan hektarlarca ormanlar eklenince Küresel Isınma gözünü Türkiye’ye dikti.

Farkındayım, Barış Akarsu’yla ilgili haberleri ben bir yerlerden hatırlıyorum. Ebru Gündeş beyin kanaması geçirdiğinde de Kazım Koyuncu kanserden vefat edince de ben bu filmin aynısını seyretmiştim. Barış’ı seviyordum, onu çok alçak gönüllü buluyordum hatta Karayip Korsanları’nın başrol oyuncusundan daha yakışıklı buluyordum. Ama seçim gündeminden, yaz rehavetinden bunalmış medyanın böylesine acı bir kazanın cılkını çıkarıp Tarkan havasında, cumhurbaşkanı adayı kıvamında yeni bir sanatçı tipi yaratmaya çalışmasına bir anlam veremedim.

OKS birincilerinin basında yer alan reklamlarına her yıl olduğu gibi yine şaştım kaldım. Türkiye 1.si kardeşimiz aynı kurumun hem okulunun, hem dershanesinin hem de dergisinin reklamlarında boy gösteriyordu. Zavallı çocuğun, reklamına malzeme olduğu OKS hazırlık dergisini eline aldığını bile sanmıyorum. Farkındayım artık başarının değil, reklamın kıymeti var. Öyle ki Zaman Gazetesi, onca ülke gündemi içinde OKS birincisini manşete taşımıştı. Çünkü “iptal edilen soru iptal edilmeseydi” gibi ucuz hesaplarla kendisine yakın bir kolejin öğrencisinin “aslında birinci olabileceğine” inanıyordu. Çocukların üzerinden bile prim yapılıyor, onların masum yarışlarına nifak sokuluyordu.

Farkındayım, en suçlu olduğum anlar da bile en masum benim. Kalbimin karşısında aynı kalp olmuyor çünkü. Yürüyegeldiğim bu yolda, bitişe yaklaşırken aradığımı bulamayacağımı görüyorum. Ne işittim, ne gördüm, ne de hissettim… Ne istediğimi biliyordum, tercihlerimi yaşıyordum ve bundan dolayı suçlanmayı da göze alıyordum. Kimsenin haddi değildi kurduğum cümlelerden dolayı beni cezalandırmaya kalkmak. Kimse de kurmadığım cümlelerden dolayı hesap soramazdı bana. Yorgun bir şairin İstanbul’u son kez seyretmesi gibi bir duygu bu. İstanbul, şair yapar adamı… Adam, İstanbul’a şiir yazar… Şair ölür, İstanbul devam eder şairler yaratıp, adına şiirler yazdırmaya… Farkındayım, Evren’de 1 Dünya var…

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni RSS abonelik

e-günlük

Çankırı Günlüğü

Uzun soluklu bir Eylem 3 Gençlik Projesine uzun soluklu bir “ara” verdiğimin farkındayım. Dolu dolu bir projenin ardından Aydın’ın kavurucu sıcağına, yüksek lisansın vakit alan derslerine alışmak zor oldu. Nihayet az önce bütün enerjimi toplayıp, Çankırı Günlüğü’nü tutmayı başarabildim :) 

Tadımız Tuz’umuz
Yerine Geldi!

Dünyanın Tadı:TUZ projesinin koordinatörü sevgili Taner, kardeşleri Sibel, Mithat ve yakın arkadaşı Mikâil ile öyle güzel bir program hazırlamış ki, karşılaştığım kültürel çeşitliliğin arasında başım döndü. Serbest zamanımız öylesine azdı ki, durup her günün ayrı ayrı notunu almakta zorlandım. Oteldeki odalarımızda sabaha kadar süren sohbetler ve eğlenceler, bütün günün yorgunluğunu silip götürüyordu. Her projede ya da proje eğitiminde olduğu gibi yine “kendimiz gibi insanlar”la karşılaşmış olmanın tadını çıkarıyorduk.

Çankırı’ya doğru yola çıkarken herkes gibi kurak, çorak, bomboş bir şehre gittiğimi hayal ediyordum. Öyle ki Çankırı’da 3 yıldızlı bir otelde kalacağımızı duyunca şaşırmıştım. Projenin 6. günü yapılan toplu değerlendirmede bütün arkadaşlarımın da dile getirdiği ortak bir itiraf vardı: Biz Çankırı’ya kötü önyargılarla gelmiştik. Dünyanın Tadı:TUZ projesinin amaçlarından biri de bu önyargıyı kırmak, dünyanın ikinci büyük kaya tuzu mağarasını bir Avrupa Birliği Projesi çerçevesinde tanıtmak ve bu vesileyle gönüllü turizm elçileri kazanabilmekti.

5 gün boyunca süren bir Çankırı keşfindeydik. Tarihi Çamaşırhane, bizim Çankırı ile kucaklaştığımız ilk mekandı. Dr. Rıfkı Kamil Urga Çankırı Araştırmaları Merkezi haline getirilen eski bir Çankırı Konağını ve Yârenler evini gezdik. Çivitçioğlu Medresesi‘nde muhteşem bir ney dinletisitaşmescityle karşılandık. Taşmescit‘e çıkıp Çankırı’ya tepeden baktık. Bir taraftan Çankırı’nın tarihi yerlerini gezerken diğer taraftan da alanında uzman kişilerden Alternatif Turizm, Çankırı’nın tarihi ve tuz’un sağlık açısından önemi konularında bilgiler aldık. Günlerdir adından söz edilen ve Türkiye’nin dört bir yanından gönüllüyü Çankırı’da buluşturan Kaya Tuzu Mağarısı‘na apayrı bir heyecan içinde giriş yaptık. Tek kelimeyle muhteşemdi. İnsanı ürperten, yerin 150 metre altında büyüleyici bir dünyaya sahipti Kaya Tuzu Mağarası. Yerel yönetimler bu mağarayı turizme -özellikle de astım hastalığına olumlu etkileri sebebiyle- sağlık turizmine açmayı planlıyor. Beni en çok etkileyen gezilerden biri kesinlikle Ilgaz Dağı oldu. Birkaç yıl içinde çok önemli bir kayak merkezi haline getirilmesi planlanan Ilgaz, güzelliğiyle aklımı başımdan aldı.

Proje programında yemekler özellikle Çankırı’ya özgü tatlardan seçilmişti. Ben, Merve ve Yıldırım projenin “doymak bilmez” katılımcılarıydık. Her yemekte göze batar olunca artık üçümüz bir arada oturur olduk :) O kadar çeşitli ikramlar vardı ki, artık neler yediğimi hatırlamakta güçlük çekiyorum. Asmalı Konak‘taki gözleme faciası dışında beslenme konusunda her şey kusursuzdu :) Her şey dolu dolu ilerlerken Duygu, Merve ve Erdinç‘le gece gündüz Tuz Tv çekimleri yaptık :) Digiturk reklamını Tuz’a uyarlayıp, bütün herkesi bir odaya hapsedip saatlerce deneme çekimleri yaptık. Hiç bu kadar şebeklik yaptığımı ve bu rezilliğimi onlarca insana seyrettirdiğimi hatırlamıyorum. Hatırlamıyorum çünkü ilk defa böyle bir şeye cesaret ediyorum :)

Çankırı’da değerlendirilmeyi bekleyen çok fazla tarihi yapı var. Büyük çoğunluğu da yerel yönetimlerin bilinçli adımları sayesinde günümüze kazandırılmış. Zengin bir kültürel mirasa sahip bu şehirden ayrılırken ardımda çok güzel anılar ve arkadaşlar bıraktım. Taner’i, kardeşleri Sibel’le Mithat’ı ve Mikâil’i tebrik etmemek mümkün değil. Katılımcıların büyük çoğunluğu öğretmendi ve hep şunu söyledim: Böyle güzel öğretmenlerle aynı yerde görev yapacağımı bilsem, hiç düşünmeden öğretmen olurdum :)
Bu konuyla ilgili 122 fotoğraf var