e-vreniyyat

Ben Büyük, Sen Güçlüydün

Her zaman yanımda sen vardın. Düğünümde de ölümümde de… Hayat bir tokat gibi suratımda her patladığında, göz yaşlarıyla sana sığınırdım. Oysa ben büyüktüm, halbuki sen güçlüydün.

Sen susardın, ben yazardım. Herkes merak eder, bir sen soramazdın. Oysa ben her şeyi cevaplar/d/ım.

Sen kendi dünyanda, ben dört duvar arasında hesaplar verdik birilerine. Bir kendimizle yüzleşemedik. Bir masaldı yaşadığımız, yazdıklarımız bir destan. Şimdi sen yoksun, sadece içimde kocaman bir yokluksun.


Fotoğraf: Ankara
Tarih: 05.06.2008
Çekim: Şaziye N. Ayan

facebook’evreni ] facebook sayfası twitter’evreni RSS abonelik

Bu yazılarım da hoşunuza gidebilir

1 Yorum

  • Yanıtla Zaaf 18 Mart 2011 at 23:18

    Neydi güç? Birinin giderkenki soğukkanlılığı mı, yoksa kalanın umursamazlığı mı?Ayrılırken ağlamamak mı yoksa?Ayrıldığınız her kişi, sizin hayatınızda sessizce defnedilirken öyle ağırbaşlı, vakur uzaktan izlemek mi? Ayrıldıklarınız ölümden bile daha soğuk, daha hızlı uzaklaşırken dimdik durup, etrafa neşeli görünmek ki?
    Kimisi daha doğarken gücün en mühteşemiyle doğuyor, kimisi ise hayatının hiçbir vaktinde ayakta duramadan ölüp gidiyor.Zayıflar güçlüleri seviyor hep.. Kendinde olmayanı aradığı için. Ve birgün gittiğinde güçlü olan, ona kalan bir girdap, içinden çıkamadığı devamlı bir mücadele yaşadığı.Ayrılırken İiginç diyaloglar geçer aralarında .
    Güçlü:
    -Senin hayatından çıkıyorum, artık ben olmayacağım yanında.
    Zayıf:
    -……
    Güçlü:
    -Artık tek başınasın, bunu öğrenmelisin hayat ben olmadan da devam edecek, etmeli.
    Zayıf:
    -Sen en fazla beni hayatından çıkarabilirsin, Seni görmeyebilirim evet, sesini duymayabilirim, ama düşüncelerimde ve yüreğimde hep var olursun. Orda hep benimle olursun, bende , benle kalırsın.
    Şairin değişiyle ise
    ‘’ Sen kalacaksın kimse bilmeyecek
    Ve kimseler görmeyecek seni,
    Yaşayacaksın gözlerimde. ‘’
    Ardından güçlü daha güçlü, güçsüz daha güçsüz.
    Zayıf hisler bohçasından tek tek çıkanlar:
    Ağır aksak ilerlerken zaman sanki bir yangında varını yoğunu kaybediş gibi hissetmek. Saatın her bir tık tıkı beyni kemirirken boş ve anlamsız bir duvara bişeyler görüyor gibi saatlerce bakmak.Ya da birini aslında hiç duymadan dinlemek.Yediklerini ve içtiklerini farkında olmadan yemek, içmek. Neye baksan görmekmek.Tüm oksijene rağmen boğulmak. Etrafının tüm kalabalığına rağmen yapayalnız hissetmek.Ağlamak dövünmek.Uyumak bol bol uyumak.. Kendine o hiç inanmadığın aptal teselli cümlelerini kurmak.Sonra hepsine gülmek ve hepsini domino taşları gibi devirmek…
    Devrik cümlerlerle tekrar tekrar devrilmek.Savaşın o kaybeden yaralı, yıkık tarafı olmak.. Öyle saçma sapan yaşamak işte renkleri siyah beyaz olan.
    Kendini bir dile girmiş kaçak göçek, köksüz kelimeler gibi hissetmek.Virane , lanetli bir şehre dönmek.
    İyi de bunlara hangi zayıf katlanabilir?
    Bilmiyorum ki hangisi zayıflık, hangisi güçlülük..Onca şeye rağmen hayata tahammül edebilmek , kör bir bıçakken bilene bilene keskin olmak . Zahiriler ve hakikiler..

    Biliyorum ,konuşucak birşeyimiz yok
    Ama yinede gözlerini al gel
    Elindeki yarayı,suskunluğunu,acemiliğini
    Beni biri severse inanmam
    Seni biri severse utanırsın
    Bilmediğin bir hastalığa acımak gibi bile olsa gel
    Biliyorum konuşucak bir şeyimiz yok
    Ama ızdırabım sende, mutlaka alda gel

    Ne yani bunları dediği için , zayıf mı oldu şair?
    O zaman biri şu güçlüleri uyandırsın, ve zayıf olduklarını söylesin

  • Bir Cevap Yazın