Site icon e-vren günlüğü

20. Yılda Yeniden Blog Sohbetleri

2005 yılında başladığım blog yazma yolculuğumda benim bile tahmin etmeyeceğim bir istikrarla yirmi yılı geride bıraktım. Bir blog yazarı olarak bu süreçte sadece yazmadım; zaman zaman YouTube’a da içerikler ürettim, üç farklı formatta podcast programı yaptım. Blog yazarlığının önemini her fırsatta vurgulamaya çalışırken blog yazarlarının görünür olması için de kendi payıma düşen çabayı göstermeye gayret ettim. Temmuz 2025’te, yirminci yılı doldurduğumdan beri aklımda eskiden beri söyleşi yaptığım herkesle tekrar sohbet etme fikri vardı. Bunu tekrar YouTube’da yapmaya karar vermiştim ama kamera, ışık gibi bazı teknik ihtiyaçları halletmem gerektiğinden hem de hayat telaşı, koşuşturmalar derken nihayet ilk adımı attım.

Bu amaçla başladığım YouTube yayınlarının ilkine de Banu Özkan Tozluyurt‘la başladım. Banu’yla yaptığım yazılı söyleşi Kasım 2016’da yayımlanmıştı. Kendisiyle Taksim’deki The Marmara Otelinin içindeki kafede söyleşiyi gerçekleştirmiş, fotoğraflarını çekmek için de kısa bir İstiklal turu yapmıştım. Sonrasında Banu beni, Fatih Portakal’ın Aklımla Dalga Geçme kitabıyla ilgili düzenlediği etkinliğe davet etmiş; hatta o davette Nil Didem Hocayla tanışmamla Blog Yazarları Çalıştayı’nın ikincisi için de kapı aralanmış; hayat telaşlarımız dolayısıyla bir daha yüz yüze görüşme imkânımız olmamıştı.

Yıllar su gibi akıp geçti, Banu da ben de yazarak bloglarımızı büyük bir tutkuyla canlı tutmaya devam ettik. Aradan geçen dokuz yıldan sonra Banu’yla üçüncü kez bir aradaydık, ancak bu sefer çevrim içi olarak.

Bizi biz yapan tutkumuz: Blog yazarlığı

Blog yazarlığına yirmi yılını vermiş, üstüne bir de sekiz kitap yazmış Banu’nun blog yazmaya dair “Blog benim dünyam, blog benim güncem; geleceğe, kızıma bırakacağım en büyük mirasım, blog benim servetim” sözleri çok önemli. Hatta o kadar önemli ki “blog yazmak mı kitap yazmak mı?” soruma, sekiz kitaba imza atmış biri olarak kesin bir dille “blog yazmak ilk tercihim” cevabını verebiliyor.

Niçin hâlâ ünlü değiliz?

Sohbetimiz sırasında Banu, “yirmi yıldır yazıyorsun, niçin hâlâ ünlü değilsin?” sorusuyla muhatap olup olmadığımı sordu. Aşina olduğum bu soruya, Banu da fazlasıyla muhatap oluyordu. Bu soruyla çok sık karşılaşıyorum ve bunu kişisel algılamıyorum artık. Doğrudan soran kişinin aslında içten içe bana kendimi değersiz hissettirmek adına ok atma çabası olarak değerlendiriyorum. Rakamlara, niceliğe önem veren biri böylesi bir soruyu gündeme getirebilir çünkü. Ben bugüne kadar kimseyle sahip olduklarından dolayı iletişim kurmadığımdan, insanların bu ayrıntıya dikkat emtesini – daha doğrusu bu ayrıntıya dikkat çekmesini- yadırgıyorum. Umarım takipçi sayılarının, izlenme oranlarının değil üretilen içeriğin ne olduğunun, verilen mesajın özünün önemsendiği bir döneme geçiş yaparız :)


Maksat popüler olmak ve para kazanmaksa dijital sistemde en son girişilecek uğraş blog açmak. İnsanlar internette okumak yerine hızlıca seyredip tüketmeyi tercih ediyor. Video içeriklerin gelir getirme özelliğinin diğer dijital içerik türlerine kıyasla çok daha yüksek olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu gerçekliğin içinde Banu, blog yazmaya başlayan kişinin, fenomen olmak yerine daha zor olanı, blog yazmayı tercih etmesinin takdir edilesi bir durum olduğuna dikkat çekti.

Dijital kaosun dingin suları bloglar

Hemen her şeyi hızla paylaşmak, “ben buradayım, bak bunu yaşıyorum, bunu yiyorum, bakın, görün, bilin” telaşını yaşamak sosyal ağların, özellikle de Instagram’ın bize kazandırdığı kötü bir alışkanlık. Bu kaosun içinde kendini yazıyla anlatmaya çalışmaya, cümlelerle var olmaya devam ediyor blog yazarları. Bu noktada Banu’nun “Anadolu’daki biriyle yaptığım sohbeti sindirip demlendikten sonra tadına vara vara blogda yazıyorum” ifadeleri, aradaki farka dair çok kıymetli.

Ve hepimizim altını sürekli sürekli çizdiği “istikrarlı olma”ya, Banu’da vurgu yapıyor sohbetimizde. Blog yazmaya başlamayı düşünenlere “hiç beklemeden hemen başlayın” önerisinde bulunurken blog yazmaya yeni başlayanlara da “vazgeçmeyin, pes etmeyin, istikrarlı olun” uyarısında bulunuyor.

Blog, banka kredisinden daha önemli

Yıllardır, düzenli inşa edilmiş bir bloğun öz geçmişten, CV’den çok daha iyi kapılar açacağını söyler dururum. Banu, bu ifademi daha da güçlendiren bir noktaya parmak bastı. Blog yazarlığının kişiye, banka kredisinden daha fazla kredi sağladığını, bu kredinin gittikçe daha da arttığını ifade etti.

Daha önce podcast yaptığım kişileri de YouTube kanalımda ağırlamaya; aynı zamanda Medium’da yeni tanıştığım blog yazarlarını da konuk almaya çalışacağım. Aynı blogda olduğu gibi aynı ekranda da yıllarca bir arada olmaya devam etmek dileğiyle.

Exit mobile version