Site icon e-vren günlüğü

Çocuklar neden teknoloji bağımlısı?

Özgür Bolat

Microsoft İstanbul Ofisinin ev sahipliğinde dün (4 Ekim Salı) akşam Eğitim Bilimci ve Yazar Dr. Özgür Bolat‘ın söyleşisine katıldım. Bolat, konuşma boyunca ‘Çocuklar Neden Teknolojiye Bağımlıdır?’ sorusunun cevaplarını vermeye çalıştı. Aslında konu çocuklarda teknoloji bağımlılığı üzerinden gitse de Bolat’ın anlattıkları bir yetişkin olarak kendimi de sorgulamamı ve neyin içinde bocaladığımı biraz daha anlamamı sağladı.

Okuduysanız hatırlarsınız; geçen hafta kendisiyle yaptığım söyleşide Ayça oğlu Erin’i belli bir yaşa kadar televizyon ve bilgisayardan uzak tuttuklarını, bilgisayar oyunları yerine doğada oyunlar oynamasını sağladıklarını anlatıyordu. Ama beşinci sınıf çağına gelen Erin’in teknolojiyle bağının önlenemez bir şekilde güçlendiğini ve anne baba olarak bunun karşısında kendilerini çaresiz hissettiklerine dair satırları da okuduk.

Yeşilay’ın Mayıs 2016’da düzenlediği Teknoloji Bağımlılığı Kongresine katılmıştım ve oradaki izlenimlerimi aktardığım yazıda etkinlik boyunca bağımlılığın sadece uyuşturucu ve sigaradan ibaret olmayıp, başta mobil teknolojiler olmak üzere internetin de bağımlısı haline gelindiğinin vurgulandığını yazmıştım. Hatta aralarında bir blog yazarının da bulunduğu bir oturumda konuşmacıların ‘teknolojinin bağımlılığı mı olurmuş canım?’ diye işin dalgasını geçtiklerini de aktarmıştım.

‘Teknolojinin bağımlılığı mı olurmuş canım?’ sorusunun cevabını Dr. Bolat dünkü söyleşisinde kesin bir dille verdi: İnsan, teknolojiye bağımlı değildir. Bağımlılık ihtiyacını teknolojiyle karşılar.

Bolat, söyleşinin başında yeni yapılmış bir araştırma sonucunu paylaştı; buna göre ABD’de ve Türkiye’de çocukların bilgisayar başında vakit geçirme süreleri 5,5 saat. Hem süre, korkutucu bir şekilde çok uzun hem de Türkiye bu konuda ABD ile başa baş yarışıyor. Özellikle bilgisayar oyunları başında geçirilen süre sadece çocuklarda değil üniversite mezunu kariyer sahibi insanlar da bile oldukça yüksek. Bolat, bu noktada ‘Boğaziçi üniversitesi mezunu bile olsa bilgisayara / teknolojiye bağımlı insanlar’ın olduğuna dikkat çekiyor.

Çocuklar neden okula gitmek istemiyor?

Okullarımız akıllı tahtalar, bedava dağıtılan tabletler sayesinde eskiye göre biraz daha teknolojik olsalar da öğrenciler, okuldaki teknolojiye değil de evdeki teknolojiye bağımlılar. Ailesiyle oturup sohbet etmek yerine odasına kapanan, cep telefonuna veya bilgisayarına gömülen çocuklar yaşadıkları birçok eksikliği bu şekilde dışa vuruyorlar.

Bolat, bu durumun sebeplerinden ilkini ‘kabul edilme ihtiyacının yoksunluğu’ olarak açıklıyor. Okula gitmek istemeyen çocuk ya öğretmeni ya arkadaşları tarafından kabul görmemekte. Anne ise çocuğunun okula gitmek istememesini önemsemeyerek daha büyük bir sorunu tetiklemekte. Kabul görmek, hem çocuk hem yetişkinler için en önemli mutluluk kaynağı. Oysa anne babaların günde ortalama yedi defa çocuklarını eleştirdiklerini, aşağıladıklarını söylüyor Özgür Bolat. Eleştiri, aslında ‘seni olduğun gibi kabul etmediğim için eleştiriyorum.’ demektir diyor.

Yaşantı sonucu oluşan öğrenme modellerinin kuru anlatımla değiştirilmesi mümkün değil. Okullarda da yaşantı temelli eğitim verilmediği için aslında ‘öğrenme’ değil ‘bilme’ yaşanıyor. Çocuk, ‘keşfetme’ ihtiyacını okulda karşılayamadığı için bilgisayar oyunlarıyla keşfetmeye çalışıyor.

Özerklik (seçim) de insanlar için temel ihtiyaç ancak Bolat, öğrencilerin okula gittiklerinde oturacakları sıranın, ders işlenecek sınıfların, derslerde anlatılacak konuların hatta öğretmenlerin bile önceden belli olduğuna ve öğrencilere bu konuda seçim şansı tanınmadığına dikkat çekiyor. Bunca yoğun bir kontrol mekanizması içinde okula gidip gelen öğrencilere verilen ödevler için de Bolat’ın ilginç bir tanımı var: Ödev, okulun kontrol sisteminin evin içine kadar sokulduğu bir araçtır. 

Sürdürülebilir mutluluk

Bolat bir de ‘sürdürülebilir mutluluk’un en önemli mutluluk olduğunun altını çizdi. İnsan, başka bir insan tarafından kabul gördüğünde mutlu oluyor. Kariyer basamaklarını hızla tırmanırken tebrikler ve övgüler sayesinde de mutlu oluyor. İşte bu noktada Bolat mutluluğun iki kaynağı olduğunu söyledi: İçten ve dıştan kaynaklı mutluluk. İçten kaynaklı mutluluğa ulaşanlar sürdürülebilir bir mutluluğa sahip. Dış kaynaklı mutluluk için sürekli başarmaya devam etmek gerekiyor ki dışarıdan gelecek övgü ve tebrikler kesilmesin. Onlar kesilirse mutluluk kaynağı da kesilecek. İşte bu yüzden iç kaynaklı mutluluğa sahip insanlar ‘koltuklarına güç vererek’ dış kaynaklı mutluluğa sahip insanlar ise ‘koltuklarından güç alarak’ bir yaşam sürüyor. Bolat, bu noktada uyarıyor: Dış kaynaklarla mutlu olmaya çalışırsanız bunu uzun süre devam ettiremezsiniz. Hayatınızı ‘utanç’ yönetmeye başlar ve sürekli kaygı içinde yaşarsınız.

İnsanın bağlanma ihtiyacı

İnsanın doğasında bağlanma ihtiyacı vardır. Dış kaynaklı şeylerle hayatındaki / ruhundaki boşluğu dolduramayan insan uyuşturucu, teknoloji bağımlılığı gibi bağımlılıklarla bu boşluğu doldurmaya yönelmekte. Oysa hayatında anlamlı şeyler yapan insan bilgisayar oyunlarına veya diğer bağımlılıklara ihtiyaç duymamakta. Çocuk evde de bu boşluğunu sosyal medyada vakit geçirerek doldurmaya çalışıyor. Ve çoğu ebeveyn, sosyal medyanın çocukları için asıl önemli şeylerin yerini aldığının farkına varamıyor.

Çocukların elinden cep telefonunu almak, internete girişlerini kısıtlamak ne kadar sağlıklı? Bunun artık hem mümkün olmadığını hem de çözüm sağlamadığını düşünüyorum. Bolat da bu konuda “çocuğun hayatında anlam yaratmadan onun elinden teknolojiyi alamazsınız “ görüşünde. Cep telefonu ve bilgisayardan boşalacak yeri dolduracak anlamlı ve yeni bir şey bulmak gerekiyor.

GERİ BİLDİRİM eşittir GELİŞME

Özgür Bolat’ın paylaşımları arasında en şaşırdığım konulardan biri ödülün gelişime bir faydasının olmadığına dair söyledikleri. Hatta geçen hafta piyasaya çıkan ‘Beni Ödülle Cezalandırma’ kitabının sadece ismi bile ‘nasıl yani?’ dedirtiyor. Bolat’a göre kişiye ödül verildiğinde gelişmesi duruyor. Kendini geliştirmek insanın doğasında var ve bu, insanın en önemli motivasyon kaynağı. İnsanlar en çok, gelişim gösterdiklerinde mutlu oluyor. Gelişimi olumlu yönde destekleyen / tetikleyen de ne eleştiri ne övgü ne de ödül; ‘geri bildirim.’ Övgü, insanı bir üst seviyeye kesinlikle taşımıyor; insanı bir üst seviyeye ulaştıran gerçekçi bir geri bildirim.

Özgür Bolat’ın yaklaşık bir saat süren söyleşisinden aldığım notların bir kısmını paylaşmaya çalıştım. Açıkçası kendisini birkaç kez daha dinlemeyi isterdim çünkü anlattıkları, aktardığı bilgiler kendi hayatımızda yaşadığımız sıkıntıların altında yatan şifreleri de veriyor.

En çok buralardayım: Instagram | Facebook | Twitter

Exit mobile version