
Saatler 11.55’i gösterirken müdür beyin sesi okulun az ilerisindeki camiden gelen cuma sohbetinin sesine karışıyordu. Küçük kasabanın 75 öğrencili küçük lisesi, okul binasının önünde sıralandı. Teşekkür, takdir ve onur belgesi alanlara belgeleri verildi; sonra yine öpüşmeler, kucaklaşmalar, fotoğraf çekilme telaşları birbirini kovaladı. Okul bir anda sessizliğe gömülürken, haziran’da yaşanması muhtemel büyük ayrılığa gitti aklım ister istemez. “Şimdi bunu düşünme Evren“ dedim; önümde onlarla tadı çıkarılacak 5 ay ve üstesinden gelinmesi gereken KPSS vardı. Öyle ya, bu yaşanılanlar aslında ya büyük bir kabusun güzel yüzlü bir alıştırması ya da asıl büyülü bir fotoğrafın küçük birer karesiydi.
KIRILMA NOKTASI
82 günlük bu kısa yolculukta ders anlatma, öğrencileri bilgilendirme konusunda ne kadar iyiydim bilemiyorum. Eğer hiçbir öğrencinin dersimden kalmamış olması benim başarımın bir göstergesiyse sanırım bu mutlu olacağım bir durumdu. Ama bunu elbette her zaman olduğu gibi öğrencilerin kendisine sormak gerekiyor. Ben, onlara edebiyatın hayatın kendisi olduğunu söylerken derste yapılan hiçbir şeyin işte bu yüzden boşuna olmadığının altını da çizmiş oluyordum. Her sınıfla yenilen öğle yemekleri, özel görüşmeler, lunapark eğlenceleri, yazım kılavuzunun baştan sona taranması, voleybol sahasının ortasına konulan kitabın yazılılarda sürpriz bir şekilde serbest bırakılması, hepimizin gönüllü olarak altına imzalarımızı attığımız sınıf sözleşmesi, hep yasak denilenlerin bir anda serbest bırakılması vesaire derken inişler çıkışlar yaşadık hep beraber. Her olayda olduğu gibi yaklaşık 3 aylık bu süreçte de kırılma noktasını yaşadım elbette. Onlar beni tanımaya ve çözmeye çalışırken ben de kıyısında yer aldığımı düşündüğüm bu mesleğin sınırlarını zorlamakla meşguldüm. İşte tam da bu noktada birkaç sinir patlaması, iç gerginlik ve anlam veremediğim anlamsız durumlara anlamsız tepkiler verdim. Bu zaman zarfında yaşananlar hangi cümlelerle özetlenirse özetlensin ben geleceğe şu notu düşeceğim yürekten inanarak: Öğrencilerimle, aslını yıllar sonra anlayacakları sıra dışı tecrübeler dizisini yaşadık.
HÜSS’ün İlk Karne Heyecanı
Okul dönüşü önce bir kitapçıya uğrayıp Hüss‘e karne hediyesi olarak masallardan oluşan bir kitap aldım. Eve geldiğimde çiçeği burnunda karneli mini mini 1. sınıf yğenim beni kapıda karşıladı. “Evren amca başarısız olmuşum, karnemde zayıf var“ dedi. “Hayatta inanmam, sen çok başarılısın” dedim. O esnada Safiye Sultan’ın kulağına bir şeyler fısıldayıp içeriye fırladı ve elinde kırmızı kurdeleli karnesiyle kucağıma atladı. Nazar boncuklarıyla süslenmiş Hüss’ün ilk resmi karnesi, 5’lerle ve “çok iyi”lerle doluydu. Babaanne tarafından gündüz hiçbir isteği geri çevrilmemiş, az biraz alış veriş yapılmış, üstüne üstlük Evren amcasının karne hediyesiyle de ilk karne heyecanı hepten pekiştirilmişti. Anlaşamadığımız tek bir nokta vardı ki bir türlü orta yol bulunamadı: “16 gün tatilin var“ diyordum; o, tatilin 15 gün olduğunda inat ediyordu. Fazladan o 1 günü bana verdi, tatlilim 17 güne yükseldi :)
