Açılan her yeni sosyal ağ, geliştirilen her mobil uygulama bloglara biçilen ömrü biraz daha kısaltıyor sanki. Elon Musk’la birlikte Twitter’ın evrildiği X platformu, kullanıcılarına para ödemeye başlayınca kendi kişisel bloğu yerine X’e yazanların sayısı arttı. Hatta kendisini bloğu sayesinde tanıdığım bazı arkadaşların X’teki değişimleri karşısında kimi zaman hayrete düşüyor kimi zaman hayal kırıklığına uğruyorum. “Etkileşim” denilen şey, korkunç bir yöne doğru gidiyor. Önce o kişiyi, zamanla etrafındaki herkesi tüketen bir değişim bu. Ama yazımda ele alacağım konu bu değil. Asıl konu, bütün bu gelişmelere rağmen bloğun öneminin ve durduğu yerin kıymetinin daha da artması.
Artık hemen herkes içerik üretici hâline dönüşmüşken, “etkileşim” uğruna yapılan paylaşımların samimiyeti ve güvenilirliği şüpheli bir hâl aldı. Bizi gazetelerin ve konvensiyonel medyanın tekelinden (sözde) kurtaran, haber alma özgürlüğümüzü kat be kat artıran internet haberciliğinin durumu da malum. Bu haberdar etme ve haber alma özgürlüğüne son büyük darbeyi de şüphesiz X, Instagram gibi sosyal medya devlerinin “sansür” kararları vurdu. Örneğin Gazze’de olup bitenleri Filistin’in lehine paylaşmaya kalktığınızda sansürleniyor, hatta hesabınızı kaybetme riskiyle yüz yüze gelebiliyorsunuz. Bu platformun başındakiler bu sansürü açıkça dile getirmekten de çekinmiyor. Çünkü, onlar patron. Her fırsatta dile getirdiğim gibi; sosyal ağlarda kiracıyız, mal sahibi onlar. “Filistin’e özgürlük” diyerek çıkardığınız gürültüden ev sahibi rahatsızlık duyabiliyor.
Konu her açıldığında “Bloglar ölüyor, öldü” diyenlerin, önce durup internetin özgürlük alanının her geçen gün daha da daraldığınının farkına varması gerek. Bu sebeple kendisine “blog yazarı” diyebilen hepimize önemli görevler düşüyor. 2016’da “interneti bloglar kurtaracak”, 2021’deyse “interneti bloglar yaşatacak” demiştim. İnterneti, sosyal ağların tekelinden ve dijital devlerin kural koyuculuğundan çekip çıkarmanın yollarından biri, ona nefes olacak blogları artırmak, blog okuryazarlığının geliştirilmesini sağlamak.
Blogların popüler olduğu ilk yıllarda birkaç kez “blog ödülleri” dağıtıldı. Ödül alan blogların bugün birçoğu kapanmış durumda. Podcastler de popüler olunca hemen “ödüller” dağıtılmaya başladı. Son birkaç yıldır, podcast ödülü diye de bir şey duymaz oldum. Okunsun – okunmasın, blog yazarının popüleri olmaz, olmamalı. Yıllardır takip ettiğim, inanılmaz iyi cümleler kuran blog yazarları biliyorum; sosyal medyada takipçileri bini bulmaz, yazılarına yorum gelmez. Bu, benim hiç yadırgamadığım bir durum. Blogların en iyisi, birbirine üstünlüğü işte bu açıdan yoktur, hiçbir zaman da olmamıştır. Kriterlere uyan ve güncelliğini koruyan her blog, benim için birdir.
Bu noktada fenomenliği, influencerlığı vs. bir kenara bırakıp “blog yazarı” olduğumuz gerçeğine odaklanmamız gerekiyor. TikTok fenomenliğinin ömrünün, hesabının sorgusuz sualsiz kapatılma riski kadar olduğunu unutmamalı. Atanmış değil hak edilmiş bir ünvan olan “blog yazarlığı”yla dijital kimliğimizi inşa ettiğimizde bu, diğerlerine göre çok daha kalıcı, sağlam ve sağlıklı olacaktır.
Değeri, istatistiklerde görmeye başladığımızdan beri yok oluşumuzun da fitilini ateşledik. Tıklanma sayısı, takipçi sayısı, beğeni sayısı, yorum sayısı, okunma sayısı, abone sayısı… Hayran kitlesinin büyüklüğü… Blog, bütün bu sayıları diğer sosyal medya platformlarına göre daha az karşıladığından oralara kaydık elbette ama o sayılar birgün bize lazım olacak itibarı ve ifade özgürlüğünü de “kontrol” altına aldı. Vakit, bütün bu istatistik düşkünlüğünden sıyrılmanın vakti. Nicelik mi nitelik mi ayrımını net şekilde yapmamız gereken bir yol ayrımındayız.
