Bloglardan web sitelerine, YouTube’da Instagram’a kadar kullandığımız her dijital platformda sayısız içerik ve paylaşıma maruz kalıyoruz. Çoğu artık birbirinin kopyası. Yeri geliyor, o paylaşımı yapanın yerine utandığımız videolar seyrediyoruz. Bunca bombardımanın arasında Türkçe içerik bolluğu olduğunu; hatta artık üretilmemiş ve paylaşılmamış bir içerik fikri yok diye de düşünebiliriz. Ancak, tüm bunlara rağmen “nitelikli Türkçe içerikler” maalesef okyanusta damla bile sayılmaz. İnternet, 30. yılına hızla yaklaşmasına rağmen Türkçe içerik açısından henüz yolun başındayız.
İçerik yok çünkü okumuyoruz
Türkçe içerik sorunu sesli, görüntülü ve yazılı her dijital platform için dile getirilmekte. Bloglar için de böyle. Türkçe içerik niçin yok? Çünkü “gerçekten” okumuyoruz. İyi bir okur olmadığımızdan dolayı iyi de yazamıyoruz, iyi araştırmadığımız için de ortaya kaliteli içerik çıkaramıyoruz.
Blog yazmak, aklımıza geldiği an bilgisayarın başına geçip de bir blog yazayım diyerek yapılabilecek basitlikte değil, olmamalı. Zaten hiçbir yazı, bir anda kâğıdı kalemi elime alayım da yazayım denmemesi gereken bir durum. Ortaya kaliteli bir yazı çıkarmak isteniyorsa ön hazırlık, araştırma, titizlikle yazma ve gerektiğinde tekrar dönüp geliştirmek üzere demlemeye bırakma gibi süreçler izlenmeli.
Biz içerik sıkıntısı yaşıyoruz çünkü okuma, araştırma sıkıntısı yaşıyoruz. Oyunu kurallarına göre oynayayım, şu sıralar maske, dezenfektan çok aratılıyor deyip onunla ilgili hemen SEO kurallarına uygun bir blog yazısı yazayım dediğimiz için Türkçe içerik sıkıntısı çekiyoruz. Benzer sıkıntılar YouTube’da da podcastte de var.
Bu noktada blog yazarı olarak üzerime düşen özeleştiriyi yapmaya özen gösteriyorum. Diğer içerik üreticiler de bu konuda özleştirilerini yapmalılar.
İnternet kullanıcısının hiç mi sorumluluğu yok?
Nitelikli içeriği arayıp bulmak internet kullanıcısının üzerine düşen bir görev. Biz, bizim ihtiyacımız olanı arayıp bulabiliyor ve ondan yararlanabiliyor muyuz; önemli olan bu. İçerik tüketiciler de internet kullanıcıları olarak özeleştirisini yapmalı. Neyi çok seyrederek, dinleyerek, okuyarak neleri, ne tür içerikleri besliyoruz? Belki çok niteliksiz tüketiyoruz ki o yüzden niteliksiz içerik üretiliyor. Burada hem içerik üreten hem tüketen tarafların özeleştiri yapması gerekir.
Bu noktada “Arz talep meselesi” sesleri yükselebilir. Bunu savunan biri değilim. Arz var diye de bu tarz içerikler üretilmesini kendi adıma ilgi çekici bulmuyorum. Bu da başlı başına bir tartışma ve yazı konusu.

