Kalkıp burada “inanmıyorum” diye yazsam… Neye inanmadığımı “ilişkilere” diye açıklasam… Yuvarlak cümleleri “akrabalık ilişkilerine” diye sabitlesem… Biraz daha ileri gidip isim versem… Haddimi aşıp özel hayatımla beraber büyük harfle yazılan özel isimleri de [de]şifre etsem… Bütün sorumluluğu ben üstlensem… Yaşanılanların hesabını yalnızca ben vermeye kalksam… Bir de ukalalık yapsam… Adıma yaraşır patavatsızlığımı saygısızca konuştursam… Atasözlerini sıralasam, tecrübelerimden yola çıkıp… Özdeyişlerle desteklesem haklılığımı(zı)… Şiirlere hiç dokunmasam, tek bir dizesine yer vermesem hayatımdakilerin duygusuzluğu yüzü(süzlüğü)nden… Bu kaçıncı bayramdır yasa bürünen / bürüdükleri. Ağlatabildikleri kadar kendilerini güçlü hissedenler, en çok diz çöküp “ah” dileyenler. Üzebildikleri kadar neşelerine neşe katanlar, en çok bağdaş kurup kahkaha atanlar. Yaşadığımız kadar tecrübe ediyoruz hayatı. Yanlış yazdım: Tecrübe edebildiğimiz kadar yaşıyoruz hayatı. İşte tecrübeler öğretiyor ki ahir zamanda inanmamalı akrabalık ilişkilerine. Öğrenen haklı bu durumda, öğreten haksız! Yıllardır kanayan bir yaradır koltuk değnekleri olmadan yolda yürümek… Kanadının biri olmadan uçmayı hayal etmek… Hayal edip uçmaya yelteniyor yavru kuşlar da başını huzura eğen yürekler huzur bozmaya devam ediyor.
—
facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni ] RSS abonelik
