Bana Doğru Düzgün Türkçe ile Gelin!

769806_129739574497407382952_Original

Takip ettiğim bir blog yazarı arkadaşlardan biri, bir ‘röportaj’ yaptığını yazmış, başlığını da buna göre atmış ama aslında yaptığı şey tam anlamıyla ‘söyleşi’ örneğiydi.

Arkadaşı, söz konusu yazının röportaj değil söyleşi olduğu konusunda uyardığımda -aslında çok da şaşırmamam gereken- tuhaf bir savunmayla karşılaştım:

“Haklısın ama insanların anlamak istediği gibi söyledim. O şekilde aratılıyor Google’da diye.” diyordu.

Vah ki ne Vah! Türkçeyi Google’ın SEO kurallarına feda edemezdik; bu çok acımasız bir bahaneydi.

Arkadaş, Türkçe konusundaki hassasiyetini (!) “Valla blog yazıyorsan ve trafik almak istiyorsan mecbursun. Halk dili ne diyorsa öyle yazıyorum.” sözleriyle devam ettirdi.

Neresinden tutulsa elinizde kalan bir şuursuzluk, bir bahane, bir garip savunma! Bu konuşma karşısında üzüntümü dile getirdim (benim için artık sözde) blog yazarı arkadaşa ve blog yazılarını RSS’den takip etmeyi de bıraktım, sosyal ağlardaki arkadaşlık bağlantılarını da kaldırdım. Ehil olmadığı konuda uyarıldığında umursamaz ama bir o kadar da saldırgan olan insanların ne gerçek hayatta ne de dijital ortamda etrafımda olmasından hoşlanmıyorum.

Sağlığıma zarar veren bir davranış sergilediğimde bir doktor beni uyarsa ona hem saygı duyar hem de teşekkür ederdim. Çektiğim fotoğraflar konusunda bu işin uzmanı eleştirilerde bulunduğunda da aynı tepkiyi gösterirdim. Türk Dili eğitimi aldığım için Türkçe konusunda fark ettiğim yanlışlara müdahale etmenin boynumun borcu olduğunu düşündüm hep.

Hangi dili kullanıyorsanız kullanın o dile saygı duymak zorundasınız. Dil bilgisi denilen şey, boşu boşuna ortaya çıkmamıştır; eğer o kurallar olmasaydı bugün yer yüzünde çok az dil hâlâ yaşıyor olurdu. Blogunuzu hangi dilde yazıyorsanız o dilin kurallarını bilmelisiniz; elinizin altında bir yazım (imlâ) kılavuzu yoksa bile TDK’nın internet sitesindeki yazım kılavuzundan çevrimiçi olarak faydalanmanız mümkün. Türkçe, benim olduğu kadar senin de dilinse onun da diliyse herkes tarafından dilediğince kullanılacak anlamına gelmiyor. Yaşayan bir varlığı ne yazı ne de konuşma dilinde hor kullanmaya hiçbirimizin hakkı yok.

Bugün Türkçeyi internet ortamında Google’ın kurallarına göre şekillendiremeyiz; cümlelerimizi kurarken seçeceğimiz sözcükleri Google botlarına hoş gelecek şekilde değil kulağımıza, gönlümüze, o dilin yazım kurallarına hoş gelecek şekilde seçmeliyiz. Ben biriyle söyleşi yaptıysam ‘milyonlar onu Google’da röportaj şeklinde arıyor diye’ yanlış başlık atacaksam, varsın o söyleşi kimse tarafından okunmasın!

Söz konusu yanlışa düşen arkadaş, ‘halk dili ne diyorsa öyle yazıyorum’ diyor ama kendisi de elbette biliyor ki Google ne istiyorsa öyle yazıyor. Çünkü halkın konuştuğu, anladığı dilde yazmak istiyorsa blogundaki tüm yazıları sil baştan değiştirmesi gerekecek. Hem biz galat-ı meşhurun (doğru bilinen yanlışın) peşine takılır gidersek zaten okurları (ziyaretçileri) da o yanlışa alıştırmış oluruz. Söyleşi ve röportaj birbirinden çok farklı iki yazı türüyken ben, sen, hepimiz söyleşi olan bir yazıya ısrarla röportaj dersek zaten ‘Halk da öyle istiyor’a dönecektir olay.

Ayrıca o arkadaş, SEO aldatmacalarına alet olup bizi de kandırmaktadır. O açıklama, apaçık bunun ifadesidir. Demek ki bugüne kadar yayımladığı bütün yazıların ilgi çekici başlıkları bu hilenin bir ürünüydü ve yüzlerce tık’lanma o oyunla sağlandı. Yazık, çok yazık! Geçmiş yazılarımın birinde kendisinin de bahsi geçmiş ve bloguna bağlantı vermiştim o arkadaşın. Aylar sonra benden o yazıyı ana sayfama almamı istemişti. Blog sistemini bilirsiniz, yeni yazı eklendikçe eskiler aşağıya ve sonra arka sayfalara doğru kayar. Ancak Google için Türkçesini bile katleden bu arkadaş, SEO bakımından sayfasına verilen linklerin ilk sayfada olması gerektiğinden bana o anlamsız teklifle gelmişti. Maksat blog yazmak, bilgi paylaşmak, insanlara fotoğrafı vesaire sevdirmek değilmiş, düpedüz SEO imiş, para kazanmakmış! Bu iki örnek bunun apaçık örneği olarak karşımızda duruyor.

Dilini önemseyen sevgili blog yazarı arkadaşlar; sözüm size:

Kullandığımız dil, bizim en büyük varlığımız, hazinemiz; atalarımızdan bize miras ancak gelecek nesillerin de bize emaneti! Onu dijital dünyanın kurallarına uyduracağız diye katletmeye hakkımız yok. Lütfen yazarken dil bilgisi kurallarına uyalım, bunu küçümsemeyelim. Türkçe giderse biz de gideriz. Ne diyor Cemil Meriç: “Kamusa (sözlüğe) uzanan el namusa uzanmıştır!” Dilimiz sözcüklerin manası, grameri, dil bilgisi ve tüm yazım kurallarıyla bizim namusumuzdur.

Madem röportaj – söyleşi karmaşası bu yazının yazılmasına sebep oldu; yazıyı Söyleşi ve Röportaj arasındaki farkla sona erdirelim.

Söyleşi sorulardan ve cevaplardan oluşur. Gazetelerin hafta sonu eklerine baktığınızda ‘röportaj’ başlığı altında okuduklarınızın hemen hepsi aslında birer ‘söyleşi’dir. Kalın şekilde yazılan soruların altında kişinin uzun veya kısa cevaplarını okursunuz. Söyleşi, bu özelliğinden dolayı çerez gibi kolay okunur, hemen tüketilir. Söyleşiyi yapan kişinin yorumlarına satır aralarında çok az rastlanır. Söyleşiyi söz konusu kişiyle buluşmadan telefonla konuşarak veya internet üzerinden yazışarak da yapabilirsiniz.

Ancak röportaj, çok daha edebi bir yazı türüdür. Çünkü içinde hem röportaj yapılan kişinin hem de röportajın yapıldığı mekanın tasvirlerini de okursunuz. Bu sebeple taraflar bir araya gelmek zorundadır. Hatta bu beraber çekilen bir fotoğrafla bile belgelenebilir; belgelenirse daha güzel olur. Röportaj soru – cevap şeklinde ilerlemez; röportajı yapan kişi size adeta bir hikâye anlatmaktadır. Kendisiyle röportaj yapılan kişinin cevaplarını, çoğunlukla röportaj yapan kişinin ağzından okursunuz; çünkü cevapları hikayenin içine yedirir. Dilinin bu özelliği söyleşi kadar kolay okunmasını engellediği için bu gün gazetelerde röportaj örneklerine rastlamamız pek mümkün değil. Edebiyat dergileri, röportaj için daha müsait bir ortam.

Çok güzel röportaj örnekleri okumak istiyorsanız Yaşar Kemal‘in röportaj serüveninden seçkilerin yer aldığı (Ara Güler’in de Yaşar Kemal fotoğraflarıyla süslenen) Röportaj Yazarlığında 60 Yıl (YKY) kitabını alabilirsiniz. Güzel söyleşiler okumak için de gazetelerin hafta sonları eklerinde istemediğiniz kadar örneğe ulaşabilirsiniz.

Not: Bu yazıda yazım ve bilgi hataları tespit ettiyseniz lütfen bana iletin)

+ Sosyal Ağlarda Takip Et

Blog Yazarlığı Aslında Ne Değildir?

blog yazarı

Facebook, Twitter, Instagram gibi sosyal paylaşım siteleri çıkıp da herkes birer internet yayıncısına dönüşmeden önce blog yazarlığı gerçekten ayrıcalıklı bir konumdaydı. Belki de bana öyle geliyordu ama ‘yazma becerisi’ tıpkı ‘iyi şarkı söyleyebilme’ gibi herkesin sahip olduğu bir uğraş olmadığı için mantar gibi türeyen birçok blog, ‘kopyala yapıştır’dan öteye gidemeyip internetin tozlu sayfaları arasındaki yerini aldı.

Birçok usta blog yazarı da söz konusu sosyal ağların yazma ve paylaşma pratiğine kapılıp bloglarını terk ettiler ve birer sosyal medya fenomenine dönüşme çabası içine girdiler. Bloglarını terk edip gitme konusunda haklı olabilirler; çünkü yorum yapan ziyaretçiler de çoktan Facebook ve Twitter’da tek bir tık’la beğen’meye alışmış; bloglara girmek, uzun yazıları okumak ve bir sürü bilgiyi doldurup yorum yazmak onlara zor ve sıkıcı gelmeye başlamıştı.

Bu, artık yaşadığımız bir gerçek; dönüşü olmayan bu değişim üzerine daha fazla eleştiride bulunmaya da gerek yok. Ancak ısrarla bloglarında yazmaya, üretmeye, paylaşmaya devam eden blog yazarları konusunda titiz davranmak ve biraz daha üzerilerine mercek tutmak gerekirse onların sanılanın aksine profesyonel bir yazar olmadığını görebiliriz. Zaten birçoğunun böyle bir iddiası da yoktur. Yıllar önce beni uzun süredir takip edip, yazılarıma yorum yapıp sonra bir gün (tam hatırlamıyorum ama) MSN Messenger veya Facebook Sohbet üzerinden benimle ilk defa yazışan Yasemin Hanım’ın (Bu yazıyı okuyorsa kendisine selam olsun) yaşadığı heyecanı unutamıyorum. Benimle yazıştığına uzun bir süre inanamamış heyecandan sohbete bir türlü girememişti. O dönem öyle algılanan blog yazarları bugün aslında asıl kimliğine kavuşmuş durumda: En bizden, en kişisel ve en aramızda olan modern zaman yazarları!

O halde aslında blog yazarları ne değildir?

  • Profesyonel anlamda bir blog yazarı kesinlikle ‘okumayan, araştırmayan’ birisi değildir. Her ‘eli kalem tutan, klavyede döktüren kimse’ bir blog yazarı hiç değildir!
  • Blog yazarı, ‘okunacak mıyım, çok yorum ve beğeni alacak mıyım?’ endişesiyle yazan biri değildir.
  • Yazmış olmak için yazan, bunu da Google için bolca anahtar sözcüklerle doldurup soluğu Adsense’de alan biri blog yazarı değildir.
  • Blog yazarı asla kusursuz değildir hatta çoğu zaman güçlü de değildir.
  • Orhan Pamuk, blog yazmadığı; Elif Şafak kendisine bir blog açmadığı sürece hiçbir blog yazarı usta bir edebiyatçı, romancı, şair, yazar değildir.
  • Blog yazarı, ünlü olmak için yazan biri değildir. Yazarken ünlü olduysa da bu onun suçu değildir.
  • Blog yazarı, sosyal medya fenomeni değildir. O, bambaşka bir şeydir. Kendisini halktan, sokaktan, sosyal hayattan soyutlayan kişi hiç değildir. Blog yazarı sıfatıyla davet edildiği etkinliklerde ‘star’ edasıyla arz-ı endam ediyorsa Tarkan da Megastar değildir.
  • Blog yazarı, rengi olmayan biri değildir. Var olan siyasi görüşünü veya tuttuğu takımı okurların gözüne sokup onlarla arasında bir sınır çizen kişi blog yazarı değildir.
  • Blog yazarı sabahtan akşama internette yaşayan, her yeri internet bağlantısı dolu olan biri değildir. Blog yazarlığı bir meslek ve gelir getiren bir kapı olmadığı için çoğu zaman ödenemeyen faturadan dolayı internetsiz kalınabilmektedir.
  • Blog yazarı tahammülü sınırsız, her ağır sözü ve hakareti kaldıracak dayanıklılıkta biri değildir. Sosyal ağlar üzerinden kendisiyle bağlantıya geçip ona her şeyi yazabileceğinizi zannettiğiniz blog yazarı  kalpsiz, ruhsuz, duygusuz ve sizin emriniz altında çalışan biri hiç değildir.
  • Blog yazarı Türkçeden, Türkçe yazım kurallarından bihaber biri değildir. Yazarken ve konuşurken kullandığı dile saygı duymayan, ‘her şey’in ayrı yazıldığını; virgülün (,) noktalı virgülün (;) nerede kullanıldığını bilmeyen kimse kesinlikle blog yazarı değildir.

Bütün bu sıraladıklarım elbette ki işini profesyonel bir şekilde yapan, ziyaretçilerine (okurlarına) saygı duyan ve blog yazmayı önemseyen blog yazarları için geçerli. Onlara saygı duymalı, onları sevmeli hatta sahiplenmeliyiz. Peki ama nasıl?

Blog yazarlarına nasıl destek olmalı ve sahip çıkmalıyız; bir de bu konuya bakalım.

Blog Yazarlarına Yardımcı Olmak için Yapmanız Gerekenler

“Şeref-ül mekân bi’l mekîn” derler; “Mekânın şerefi, içinde oturan iledir.”

Blog yazarının hissiyatı ve buna mütekabil cümleleri yoksa, bu dijital mekânın, bu blog denen şeyin ne kıymeti var? Burayı takip ediyor, okuyor, yorumlarda bulunuyor, sosyal ağlarda paylaşıyorsanız kısacası bu blogu önemsiyorsanız gölgenin aslına bakmak lazım; eli kalem tutan şahsa. Blog yazarları bir anlamda yazdıklarıyla sahip oldukları bilginin ‘sadakası’nı paylaşıyorsa okur olarak bunun ne kadar farkındayız?

Henüz bir meslek olarak kabul edilmese de –zaten böyle bir duruma da gerek olduğunu düşünmüyorum- para kazanma, ün elde etme vesaire gibi sebepler haricinde gerçekten yazma tutkusuyla yazan blog yazarları için neler yapabiliriz; hayatımızdaki bir blog yazarı aile bireyi ya da arkadaş varsa ona nasıl davranmalıyız? Bu yazıda buna değinmek istiyorum. Yazının devamında da ‘Blog yazarı aslında ne değildir?’ sorusunun cevabı için sizi kendi bloguma davet ederek siz okurlara çift taraflı bir yazı okuma deneyimi sunuyorum.

– Blog yazarları da diğer tüm ‘yazan’ kişiler gibi bir üretim (kimilerinin deyimiyle yaratım) süreci yaşar. Bazen bu süreç blog yazarının iç dünyasına çekilmesine, gergin bir ruh haline bürünmesine ya da etrafında olup bitenlere karşı algısının zayıflamasına sebep olur. Böyle durumlarda ilk iş olarak onu yalnız bırakarak ilk yardımınızı yapabilirsiniz. Eğer yanında değil ve bu süreçten bihaberseniz aranıp sorulmama / vefasızlık sitemlerinizi bir süre daha erteleyebilirsiniz.

– Eğer blog yazarının eşi, anne babası veya kardeşlerinden biriyseniz blog yazarlığının amatör gibi görünse de profesyonel bir uğraş olduğunu anlamaya çalışarak ona bu yazım sürecinde varlığınızla destek olun. Tıkandığı durumlarda ona yeni konu önerilerinde bulunabilir, yazılarını ilk siz okuyarak ilk eleştiriyi yapmak istediğinizi söyleyebilir ve yazının son şekline birlikte karar verebilirsiniz. Ama burada da tekrar etmekte fayda var; yazan insanı lütfen yalnız bırakın ve onun için ortamın sükûnetini korumaya gayret gösterin.

– Yayımlanan her yazıyı okur olarak beğenmek zorunda değilsiniz. Yazılarla ilgili görüşlerinizde dürüst olun. Blog ziyaretçileri son yıllarda yorum yapmadan okuyup bloglardan ayrılma eğiliminde. Samimi olmak koşuluyla eleştirel yorumlarınızı onlardan esirgemeyin. Unutmayın, blog yazıları her zaman ziyaretçilerin yorumlarıyla tamamlanmayı bekleyen eksik yazılardır.

– Evinizde bir blog yazarıyla yaşıyorsanız –bence- çok şanslısınız. Bloguna yazı yazmak için bilgisayarın başına oturmuş bir blog yazarından daha savunmasız bir kimse olamaz; aynı zamanda motivasyon takviyesine de bolca ihtiyaç duyacağı bir anı yaşayacaktır. Çayını, kahvesini, hatta parçalara ayrılmış bitter çikolataları masasına usulca bırakıp büyük sevaba girebilirsiniz. Çoğu blog yazarı için kahvenin kokusu kadar masadaki görüntüsü bile ayrı bir huzur kaynağı, yazma motivasyonudur.

– Yazılarına odaklanabilmesi ve rahat çalışabilmesi için blog yazarına uygun ortamı hazırlamak bazen onunla birlikte yaşayan insanlara düşer. Bu konuda sorumluluk alın, sessiz ve düzenli bir oda ya da köşe hazırlayın. Daha da önemlisi onun yazmaktan keyif aldığı mekanına müdahale etmeyin. Örneğin, blog yazarı masada oturup çalışırken masanın altını elektrik süpürgesiyle süpürmeye kalkıp bütün atmosferi dağıtmayın. Yazılacak yazıyla önce zihin temizlenince zaten sonra el birliğiyle bütün ev rahatlıkla temizlenecektir.

– Yazmış olmak için yazılan her yazı, iyi bir okur tarafından hemen farkına varılır. Blog yazarının böyle bir hataya düşmesine engel olacak en önemli faktör yine etrafındaki kişiler ve okurlardır. Üzerine sohbet edilen konu hakkında beyin fırtınası yapılırken çok ilginç detaylar ortaya çıkabilir ve bunların‘Üşenme erteleme vazgeçme’ düsturundan yola çıkarak hemen yazıya dökülmesi gerekebilir. Böylesi durumlarda blog yazarını tetikleyiniz, durup beklemesine ve o düşüncelerin uçup gitmesine izin vermeyiniz.

– Blog yazarının kendisini iyi hissetmesini sağlayacak aralar onun üretkenliğini daha da artıracaktır. Fırsatını ilk bulduğunuz an ona iyi geleceğini düşündüğünüz sinema, tiyatro, yürüyüş, spor veya dışarıda güzel bir akşam yemeği teklifinde bulunun hatta bu konuda ısrarcı olun. Bunları yaparken blogdan, blog yazılarından bahsetmemeye özen gösterin.

– Bir blog yazarıyla yüz yüze gelindiğinde veya onunla internet üzerinden iletişim kurulduğunda yapılan hataların başında ‘Şu yazıda kimden bahsediyorsun?’ sorgulamaları gelir. Yazılarını okuduğunuzu ona mutlaka ifade edin ancak yazdığı herhangi bir yazıyı bu şekilde sorgulamayın. Bazı yazılar ‘O kendini biliyor’ tarzında yazılmış şifreli sözcüklerle kurulabiliyor ancak bu şifreleri çözmeye kalkmak işin magazin boyutuna giriyor.

– Elbette birçok blog yazarı arkadaşım bu maddelerin sayısını artırabilecektir. Son olarak takip ettiğiniz blog yazarlarının adreslerini, okuduğunuzda beğendiğiniz yazıların bağlantılarını sosyal ağ hesaplarınız üzerinden veya epostayla arkadaşlarınızla paylaşarak da onlara yardımcı olabilirsiniz.

Bütün bu maddeleri okuyunca gözünüzde amatör bir blog yazarından ziyade bir Orhan Pamuk canlanmış olabilir. Haklı da olabilirsiniz. 

Evren’i Sosyal Ağlarda Takip E+

Beni Bunlarla Bulmamalıydınız 2013

e-vren günlüğü’ne 2013 yılında Google’da hangi sözcükler aranarak gelindiğine baktım ve geçen yıllarda olduğu gibi yine arada birbirinden ilginç / gülünesi / garip arama sonuçları olduğunu gördüm. {İlkini 2010 yılında yayımladığım Beni Bunlarla Bulmamalıydınız serisinin devamını son olarak 2011 yılında yazmıştım.}

2013 yılı boyunca Google’da arama yaparken yolu e-vren günlüğü’ne düşenlerden en ‘akıllara zarar’ olanları aşağıda sıraladım. Akıllara zarar diyorum çünkü o arama’larla blogumun içeriğinin alakasını çoğunda kuramadım. Ayrıca bir insanın Google’a ‘anneannemin sevdiği şarkıyı aç bakayım’ gibi pek çok arama’nın mantığını izah edemedim ;) Aşağıdaki listeyi tek tek yorumlamak isterdim ama büyüyü bozmak istemedim. Sanırım bu şekilde yorumsuz listelenmeleri bile insanımızın interneti ve arama motorunu hangi amaçla kullandığına küçük bir örnek teşkil edecektir. 

– Oyuna gelme Türkiyem!

– Elazığlılar nasıl insanlardır?

– bi insan kendinden nasıl bahseder

– Kendinden bahseder misin?

– milasta deniz varmı

– Yalnızlık iyi midir?

– Asker kınası nasıl yakılır?

– Kader kimin elinde?

– benimle evlenirmisin tülin soyadı

– benimle evlenirmisin tülin ne yapıyor

– erenlerin bağından ara sıra ahiretten

– seni bu kadar seviyorum

– Aydın’a bu sene kar yağar mı?

– Aydın’da kar yağma olasılığı var mı?

– Dershaneden nefret ediyorum!

– Ezana kaç dakika var?

– onun cebisinde ne var acaba

– spor yapmayi beceremiyordum

– 2 dk salak ayagına yatarım omur boyu kpegim yaparım sozler

– 3430’a gönderilen kısa mesaj

– 50 mm 1.8 lensle gelin damat çekimi yapılır mı

– 7 Eylül’de Aydın’a Sıla mı gelecek?

– 7 satırlık bir vicudumuzla ilgili şiir

– Amasyalılar Karadenizli mi oluyor?

– Anneannemin söylediği şarkıyı aç bakım :)

– arkamdan konuşanlar ben neyın ne oldugunu bılıyorum

– aydın koçarlı dağlarındaki canavar

– bayramda biz ne fotoraflar çekilmişiz

– beren saat’in en çok yapmak isteyipte yapamadığı şeyler

– bi tarhana çorbasını bile beceremiyorum

– bulgarıttan göçmen çalışmış kalmış hakları

– dogum gunumde beni unutmadiginiz icin cok tesekur ederim

– Eşim Prozac kullanıyor cinsel açıdan mutsuzum

– fakülteler 6 yıla çıkarılıp yüksek lisans mezunu olacak mı

– kürk mantolu madonnanın adını değiştirmek istersen ne olurdu

– münevver’e motor dediler

– öğrencime aldığım hediye paketine nasıl bir söz yazabilirim

– önemli bir şey yapmak istiyorum ama beceremiyorum

– ramazan ayında ulu orta dışarıda yemek yiyenlere söylenecek söz

– recep ivedik ile yüz yüze mesajlaşma

– tebdili mekanda ferahlık vardır derler ama hiç ferahlığını görmedim

– teveccüh buyurmuşsun dendiğinde ne demek gerekir

– üniversiteden mezun oluyorsunuz mezun töreninize öğretmeninizi davet edin

– ünsüz türk erkek resmi

– ünsüz yakışıklı erkekler

Bu arada Facebook profilimi kapatmamla birlikte o kadar çok geri dönüş aldığım arkadaşım oldu ki bu beni çok mutlu etti. Onlar da aynı dertten şikayetçiydi ama benim asıl önemsediğim ayrıntı etkileşimdeki artıştı. Herkesi burada görmekten daha mutluyum ;) 

Beni Bunlarla Bulmamalıydınız 2011

Bildiğiniz üzere şu an ziyaret ettiğiniz bu bloga, Google gibi arama motorlarında aradıkları herhangi bir şey sonucu yönlenerek gelenler de var. İlkini geçen yıl {şurada} paylaşmıştım ve çok gülmüştük. Aşağıdakiler de Ocak 2011 süresince bazı kişilerin internette aradığı ve ne hikmetse o aradıkları şeyi bulmaları için google’ın e-vren günlüğü’ne yönlendirdiği sorulardan, cümlelerden, aramalardan oluşan saçmalıklar. Ocak ayına ait olan binlercesinden bana göre en alakasız ve komik olanlarını aşağıda derledim:

Ocak 2011:

Bir internet kullanıcısı erkekler ne gibidir?diye google’a sormuş; bir başka internet kullanıcısı da etrafındaki kızların “erkekler odunun tekidir” lafından çok bunalmış olacak ki şu aramayı yapmak zorunda kalmış ve soluğu e-vren günlüğü’nde almış: erkekler ne kadar kibar olursa olsun hammaddesi odundur bu söze iyi bir laf

24 saat biri bizi gözetliyo diye google’a yazan arkadaş! Evet 24 saat biri bizi gözetliyooo. Sağ ve sol omzumuzdaki iki melek de bütün olup biteni not ediyooo ;)

arapça ve farsça bilenler bugünkü ingilizce bilenler kadardır: Ben bu cümleyi aratan arkadaşı ve aramaları sonucunda bulduklarıyla ortaya çıkardığı çalışmayı gerçekten çok merak ettim ;)

benimle evlenirmisin tülin ve caneri 2011 yılında neredeler ne yapıyorlar: Gerçekten çok meraklı bir millet ve de vefalı bir tv seyircisiyiz. Yine bir meraklı internet kullanıcısı da gelinim olurmusun tülinin soyadı diye yazıyor google’a ve işte bu yazıya konu oluyor ;)

biyoloji mezunlarının sonu ne olacak: İşte 2011 Türkiye’sinde cevabı hâlâ bulunamayan, verilemeyen ve aranan yüzlerce sorudan biri ;(

Ve ve ve Ocak 2011’de google’a yazılıp da google’ın “ne alakaysa” e-vren günlüğü’ne yönlendirdiği ve gecenin bir vakti bana kahkaha attıran en müthiş anahtar sözcükler serisi! Yorumsuz bir şekilde direkt arama sırasına göre yazıyorum :D

dönüp baktım arkama

dönüp arkama baktım

dönüp arkama bakmiyorum

döndü girdi

evrengunlugu.net

2010-2011 dönemindeki yayın süresince Acil İhtiyaç Projesi Vakfı‘nı, AİP Vakfı’nın proje ve çalışmalarını gönüllü olarak desteklemektedir.

Beni Bunlarla Bulmamalıydınız ;)

e-vren günlüğü’nün 2010 sloganı çok kişisel ajayip bi’şiy olsun derken 2009 istatistiklerinin böylesine acayip olacağını düşünmemiştim :) e-vren günlüğü’ne Google aramalarıyla düşen bir kısım ziyaretçinin arama çubuğuna yazdıklarına mı şaşırayım yoksa bu saçmalıklarıncevabının internette aranıyor ve haliyle web günlüğümde bulunduğunun sanılıyor olmasına mı :)

Google, 2009 yılında 11.238 anahtar sözcük / cümle aramasını evrengunlugu.net’e yönlendirmiş. Bunları birkaç grupta incelemek gerekirse en dikkat çekici olanları soru cümleleri. İnsan akşama ne yapacağını bile arama motoruna sorar mı? İşte birkaç örnek ve o arama’lara cevaplarım ;)

Acemi birliğinde olan askerin asker arkadaşına yazdığı sözler: Niye bir askerin askerdeyken bir başka asker arkadaşına yazdığı sözler? Üstelik niye acemi birliğindeyken ;) Niye lazım ki bu sorunun cevabı, bunu google’da aratan kişiye :D

Adım seda soyadım kurban. e_posta adresi almak istiyorum: Böylesini de ilk defa görüyorum, yorum bile yapamayacağım :D

Beni bankadan aradılar: Eeee bak sen! Peki google’dan ve dolaylı olarak benden istediğin nedir ;)

Ben yolcu uçağı yapmak istiyorum kağıttan: Sen kağıttan yolcu uçağı yapmak istiyorsun veya sen istemek kağıt uçağı yolcudan ;) Bunu arayıp da e-vren günlüğü’ne geldin madem, bari yapabildin mi uçağını?

Bizim sınıfta Ayça var adı Aytül: Benim blogda da e-vren var adı günlüğü ;)

Boğazıma hakim olamıyorum bu ay bayramin kaçıncı ayını kutladık: Bu arkadaşımız tam olarak neyi aramış ve ne bulmayı amaçlamış çok merak ettim ;)

Cem Garipoğlu’nun kız kardeşlerinin isimleri ne: Vuuuf! Ana avrat düz gitmek bu arkadaşı kesmemiş anlaşılan, direkt eyleme geçmek istemiş :D

d-smart’ı çözmenin bi yolu var mı: Bu blog hiçbir zaman yasa dışı işlerin vs yeri olmadı ;)

Cübbeli Ahmet Hoca kaç doğumludur: Gerçekten çok merak ediyoruz!

Evli bir erkekle aşk yaşıyorum bana karşı ilgili sonu nereye varır: Oy oy oy… Böylesi bir haltı yiyen arkadaş google’dan nasıl bir çözüm bulmayı akıl ediyordu acaba ;)

facebook arkadaşlık teklifim kabul edildi mi: Harbi bu kadar aptal insan var mıdır? Bunu öğrenmenin yolu belliyken, kardeşim bu da mı sorulur google’a!  Continue reading →