Düzenli Yazabilmek için Kendime Açtığım 6 Ana Cephe

Yıllardır dizüstü bilgisayarımda yazıyorum. Oysa, kâğıt kalemi elime alıp uzun uzun yazmak en büyük tutkumdu. Ta ki bilgisayar hayatıma girene kadar. Klavyeye alıştığımdan beri, inci gibi yazım bozuldu. Bu bozulma yazı stilimle sınırlı kalmadı, klavyeyle (hatta bazıları konuşarak yazdırıyor) yazmak, beynimin üretkenlik kısmıyla elim arasındaki bağı da zayıflattı. Tabii bu apayrı bir yazı konusu. Düzenli yazmak için kullandığım altı yöntemin ayrıntılarını Medium’daki yazımda okuyabilirsiniz.

Emek Sömürüsünün Yeni Adı: Gönüllü Yazarlık

Editörlerin, yazarların, içerik üreticilerin LinkedIn’da vb. platformlarda sıklıkla karşısına çıkan ilanların başında gelmeye başladı “Gönüllü içerik yazarı arıyoruz” benzeri ilanlar. İlk bakışta masum, hatta iyi niyetli gibi görünen bu çağrılar, aslında dijital ekonominin ve içerik ekosisteminin temel prensiplerine aykırı; ahlaki açıdan da sorunlu. Gönüllü yazarlık sorununa değindiğim Medium’daki yazımı buradan okuyabilirsiniz.

Kendime Düşünceler’den ilham veren 25 alıntı

Bir süredir “okunacaklar listem”de yer alan Kendime Düşünceler‘i nihayet okuyup bitirdim. Filozof imparator, Stoacı İmparator ünvanlarıyla da anılan, Marcus Aurelius’un (tam ismi Marcus Aurelius Antoninus Augustus) orijinal ismiyle Ta Eis Heauton‘unu Türkiye İş Bankası Kültür Yayınlarından çıkan Y. Emre Ceren çevirisinden okudum. On iki kitaptan oluşan eser, Aurelius’un 169 sonları 170 başlarında Germen ve Marcomanni kavimlerine yönelik çıktığı seferde not aldığı kendisine yön veren düşüncelerini kapsıyor.

Continue reading →

Danimarka’dan Deepfake Karşıtı Telif Yasası: Bireylerin Yüz ve Sesine Yasal Koruma

Danimarka’da yapay zekayla ilgili ilginç bir hazırlık var. Yapay zekânın yarattığı deepfake içeriklere karşı Avrupa’da öncü sayılabilecek bir yasa tasarısı hazırlandı. Birinin yüzünü, sesini ya da bedenini dijital ortamda izinsiz taklit etmek, Danimarka’da artık telif hakkı ihlali sayılacak. Sanırım yüzümüzün ve sesimizin bir eser gibi korunacağı bir dönemin eşiğindeyiz. Konu hakkındaki değerlendirmelerimi LinkedIn’deki makalemde okuyabilirsiniz.

Yazmak Cesaret İster

Yazmak sadece sözcükleri yan yana dizmekten ibaret değil; aynı zamanda bir direniş, bir keşif yolculuğu. Zamanın kıymetini bilerek, hataları sahiplenerek ve kendi sesimizi bulma kararlılığıyla bu yolculuğa çıktığımızda fark yaratan işler üretebiliriz. Bugün bir editör, bir Türk Dili ve Edebiyatı mezunu, 25 yılı devirmiş bir blog yazarı olarak üretken ve sürdürülebilir bir yazarlık pratiğine dair deneyimlerimi Medium’daki yazımda özetlemeye çalıştım.

Kırk dördüncü sayfa da doldu

Ömrüm kaç sayfadan oluşacak bilmiyorum ama 26 Haziran 2025 itibarıyla kırk dört sayfayı doldurdum. Koca kırk dört yıl. Ancak itiraf etmeliyim ki yaşamaya hâlâ başlamadığımı düşünüyorum. Çok eskiden beri böyle hissederim, yeni bir şey değil. Bu duygunun psikolojideki adı nedir bilmiyorum. Hâlâ hayatım tam istediğim gibi değil, sanki bir şeyler benim için henüz gerçekleşmedi, çoğu konuda bazı şartlar daha iyi hâle gelecek de ben sanki o zaman arkama yaslanıp “oh tamam, şimdi oldu ve artık istediğim gibi yaşayabilirim” deyip derin bir nefes alacakmışım gibi hissediyorum; daha doğrusu bekliyorum. Ve bunun hiçbir zaman tam anlamıyla gerçekleşmeyeceğinin, böyle diye diye, bazı şeylerin gerçekleşmesini beklerken koca bir ömrü tüketeceğimin de farkındayım. Umarım öyle olmaz. “An”ın, içinde bulunduğum her yaşın, yaşamakta olduğum her mutluluğun, hüznün, sağlığın, hastalığın, güzelliklerin, sıkıntıların, daha doğrusu “benim sürecimin” farkında ve bilincinde olarak alırım her nefesimi. Çünkü biliyorum, ne geleceğe takılıp kalarak ne de gelecekten kaygı duyarak, korkarak yaşanıyor.

Continue reading →