e-vren günlüğü, 19 Yılı Geride Bıraktı

Bir blog, üstelik hem Türkçe hem kişisel bir blog, nasıl olur da on dokuz yıl güncel kalmaya devam edebilir? Bu sorunun yanıtı elbette bende. Birçok etken sıralayabilirim bununla ilgili ancak yapmayacağım. Beni ilgilendiren, on dokuz yılı geride bırakan e-vren günlüğü ile beraber benim de neleri geride bıraktığım.

Karşıdan bakınca on dokuz yıl çok uzun gibi geliyor. Diğer yandan bu blog, henüz 19 yaşında genç bir delikanlı mıymış diye şaşırdığım da oluyor. 43 yaşında bir yazar olarak, bana on dokuz yıldır eşlik eden bu mecranın genç ve dinamik hâlinin bana enerji verdiğini inkâr edemem. Onun sayesinde kendimi güçlü hissediyorum ama en çok da sosyal ağlardaki kaosu gördükçe bir bloğa sahip olmanın ayrıcalığını hissediyorum. 


2005 yılında yazmaya başladığımda hem dünya hem Türkiye hem ben, âdeta başka bir evrendeydik. Toplumsal olarak büyük badireler atlattık. Kişisel bir blog olduğu için dünya ya da ülke çapındaki büyük olayların çoğunu buraya not düşmedim. Kim bilir, belki de o olaylar sırasında kendi kişisel gündemimle daha fazla meşguldüm. Ara ara blog yazma isteğimin olmadığı da oldu. Askerlik gibi İstanbul’a adapte olma süreci gibi blogdan epey uzak kaldığım dönemler de yaşadım. Ama burayı kapatmayı hiçbir zaman düşünmedim. Yazılarımızı okuduğumuz, bloglarımıza yorumlar yaptığımız birçok blog yazarı arkadaşım bugün bu yolculukta artık yok. Kimi bloğunu kapattı kimi farklı sosyal mecralarda içerik üretmeyi tercih etti. Bazısının da şu an nerede, neyle meşgul olduğuna dair hiçbir fikrim yok. Geçmiş paylaşımlardan yola çıkarak sosyal ağlarda, Google’da aratıp da izine bir türlü rastlayamadığım blog yazarları bile var.

 e-vren günlüğü ismini verdiğim bu blog, benim kişisel tarihimin notlarından oluşuyor gibi görünse de aslında yakınımda veya uzağımdaki birçok insanın da tarihinden kırıntılar içeriyor. 2005’ten bu yana yüzlerce insanla ortak anım burada kayda geçti. Tabii bu on dokuz yıllık süreçte o izlerin kaldırılmasını, yazıların silinmesini isteyenler de oldu. Hatta bunun sonuncusunu daha bir iki hafta önce yaşadım. Bir dönemin en çok okunan bloğuna ve yorum alan yazılarına sahip bir blog yazarı arkadaş, on beş yıl sonra bana e-postayla ulaşarak onunla yaptığım söyleşiyi, onun hakkında yazdığım yazıları silmemi istedi. Elbette, herkesin dijital ayak izi ve dijital mahremiyeti konusundaki hassasiyetine ben de aynı hassasiyetle yaklaşıyorum. Öyle ki blog yazarlığı, dijital okuryazarlığımı ve dijital görgümü geliştirmemde en büyük etken olmuştur. 

Resmî bir veri var mı bilmiyorum, bloglar her geçen gün daha az okunuyor olabilir. Bu on dokuz yıl boyunca kendi adıma deneyimlediğim durum bu yönde oldu. Ama on dokuz yıldır değişmeyen bir şey var: Mutlaka birileri hâlâ daha bana farklı yollardan ulaşıp blog yazmaya nereden, nasıl başlayacaklarını soruyorlar. İnsanların yerine saniyeler içinde mükemmel yazılar yazabilen yapay zeka araçlarına rağmen, hâlâ oturup kendi yazmak, kendini yazarak ifade etmek, kendini yazının gücüne teslim etmek isteyen insanlar var. 

20. yılda da tekrar yazabilmek ümidiyle…


e-vren günlüğü sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

2 Comments

  1. Çok teşekkür ederim Elif, sana da blog yazarlığında uzun ve verimli yıllar dilerim. 30. yılları hep beraber yazabilmek ve kutlayabilmek dileğiyle…

  2. Merhaba Evren.
    Tebrikler! Uzun soluklu işlerde iniş-çıkışlar oluyor. Seni anlıyorum. Bloglarımızın var olması bana iyi geliyor. Çılgın ve gerçeklik kavramının kaybolduğu bu çağda gerçek olan her şey benim için değerli.
    20-25-30 . yıl yazılarını okuyacağıma eminim:) Sevgiler.

Bu yazıya katkı sunun