Podcast #19 Blog yazarlığının mayası: Tutku – Ayşe Çınar

Gerçek bir tutukuyla blog yazmaya başladıktan sonra bırakanların uzun ya da kısa bir aradan sonra tekrar blog yazmaya başlamalarına defalarca şahit oldum. Ama altını çiziyorum, “bir hevesle” değil “tutkuyla” blog yazanlar için blog, bir türlü vazgeçilemeyen kürkçü dükkanı, nefes alma alanı.

Tiyatro sanatçısıyken televizyonun büyüsüne kapılıp dizi filmlerde oynamaya başlayarak tiyatroyu terk edenler gibi blog yazarken sosyal medyada hızla fenomen olmanın büyüsüne kapılıp bloglarını terk edenler de yok değil. Kısa sürede popüler olmak, para kazanmak gibi dışsal motivasyonla hareket ediliyorsa elbetteki bu istek ve arzuda olanlar için doğru mecra blog değil YouTube, TikTok, Instagram. Mecra neresi, gaye ne olursa olsun kaliteli ve istikrarlı içerik üretildikten sonra bence sorun yok. İstikrar ve kalite, çok önemli bir kriter.

Podcasti, iTunes Podcast‘ten de dinleyebilirsiniz.

Ayşe Çınar da blog yazarlığını bırakıp içi rahat etmediği için blog dünyasına geri dönen bir gazeteci adayı. Kendisiyle, blog yazarlığına geri dönüşünü müjdelediği yazısı sayesinde tanıştım. 2010 yılında blog yazmaya başlamış, defalarca yazmayı bırakmış, hatta bloglarını silmiş ama her defasında kendini yeniden blog yazarken bulmuş.

Gazetecilik son sınıf öğrencisi ve birkaç ay sonra mezun olacak. Her zaman vurguladığım şeyi o da podcast sohbetimizde dile getiriyor: Gazetecilik eğitimi alanlar için blog çok güzel bir mecra. Gazeteci olacağım, hayatımı kazanacağım şey yazı yazmak o yüzden blogda yazacağım içerikte etkileyici olmak zorundayım.

Ayşe’nin “Gerçekten kaliteli içerik üretebileceğim ve en rahat kendini ifade edebileceğim mecra blog. Uzun uzun yazabileceğim ve her şeyiyle sana ait bir mecra, hem kendini daha iyi hissettiyor hem sana daha rahat bir alan sağlıyor. Twitter’da yazınca ne tepki gelecek, linç yiyecek miyim, altına ne yazacaklar gibi kaygılar yaşıyorsun.” sözlerine katılmamak mümkün değil. Sosyal ağlarda hızla artan linç kültürü karşısında dijital içerik üretenler için bloglar daha korunaklı bir alan.

Blog yazarı, niçin bir YouTuber’ın “YouTuber’ım” demesi gibi “Bloggerım” demiyor?

Ayşe ile podcastte bu sorunun cevabı üzerine de konuştuk. YouTuber’lar kendilerini her platformda YouTuber olarak tanıtabiliyor, ona “tamam da asıl mesleğin ne?” diye sorulmuyor. Ama kendini “Ben blog yazarıyım” diye tanıtan (ki ben bunu yıllardır ısrarla yapıyorum) pek kimse yok, olsa da “Tamam ama nerede çalışıyorsun, asıl işin ne?” diye mutlaka soruluyor.

Bunun bence iki sebebi var: Popülerlik seviyesi ve kazanılan paranın yüksekliği. Bugün sokakta kime sorulsa YouTuber kavramını biliyor. YouTuber’ların ne kadar yüksek paralar kazanıldığı da öyle. Tanınırlık ve kazanılan paranın miktarının biliniyor olması bunun bir meslek olarak algılanmasını sağlıyor. Zaten iş, son birkaç yıldır YouTube, Instagram ve diğer tüm dijital platformlardaki fenomenliği de kapsayacak şekilde daha havalı ve kabul gören bir isme evrildi: Influencer.

Ayşe, blog yazarlarının henüz YouTuber, Influencer gerçekliği ortada yokken sponsor yazılar, ürün tanıtımları ve etkinlik davetleriyle bir dönem iyi paralar kazandığını ancak sosyal ağların ön plana çıkmasıyla da o işin yarıda kaldığını söylüyor. Blog yazarlığının ikinci bir iş gibi görüldüğünü ve tek başına blog yazarlığıyla bir yere gelinmediğini dile getiriyor.

Haksız da değil. Zaten mayasında fenomenlik, popülerlik, çok okunma gibi kaygılar olmadığından dolayı blog yazarları “bir yerlere” gelemiyor. “Bir yerlere gelememe” elbette başarısız olma, iyi iş ortaya koyamama anlamında değil. Tanınmadığı, takipçi sayısı düşük olduğu ve haberlere konu olacak kadar para kazanmadığı için blog yazarları, “bir yere gelememiş” zannediliyor. Dış motivasyonla hareket etmeyip, özveriyle ve istikrarlı bir şekilde blog yazan, bilgisini deneyimini yıllarca bloğunda paylaşarak kendini geliştiren bir blog yazarının eline hiçbir dijital içerik üreticinin su dökemeyeceği kesin.

internet günlüğü’nün tüm bölümlerini aşağıdan dinleyebilirsiniz:

#25 Dijital Pazarlama ve Sosyal Medya (Konuk: Okan Yüksel) internet günlüğü

Merhaba, ben Evren Soyuçok. internet günlüğü podcastinin yirmi beşinci bölümü, aynı zamanda birinci seozunun son bölümünde Medya ve İletişim Uzmanı Okan Yüksel’le sohbet ettik. Sohbetimiz, Yüksel'in yakın zamanda yayımlanan Tüm Boyutlarıyla Dijital Pazarlama ve Sosyal Medya isimli kitabında aldığım notlar üzerinden ilerledi. Podcaste dair notları ve sohbetimizden öne çıkan satırları kişisel bloğum www.evrengunlugu.net'te bulabilirsiniz. Bu podcast veya başka konularda yorum ve önerilerinizi evren@evrengunlugu.net adresinden benimle paylaşırsanız çok sevinirim.
  1. #25 Dijital Pazarlama ve Sosyal Medya (Konuk: Okan Yüksel)
  2. #24 Sosyal Kaygı – Sosyal Medya Bağımlılığı İlişkisi (Konuk: Ekmel Kılıç)
  3. #23 İsyan Durağı Twitter (Konuk: Sinem Özel)
  4. #22 Kurtarılmış Bölge: Medium (Konuk: Mustafa Gerdan)
  5. #21 Dijital Kalabalıklar İçinde Yalnızlık (Konuk: Dr. Öğr. Üyesi Ayşegül Elif Çaycı)
  6. #20 Telefon Bağımlılığı ve Çok Boyutlu Yalnızlık (Konuk: Doç. Dr. Deniz Mertkan Gezgin)
  7. #19 Blog yazarlığının mayası: Tutku (Konuk: Ayşe Çınar)
  8. #18 23 Nisan Özel Yayını – Konuk: 13 yaşındaki İsa Soyfidan
  9. #17 Dijital mecralarda görünür olmak (Konuk: Tarık Çayır)
  10. #16 Dijitalde insanlarla bağ kurabilmek (Konuk: Gamze Nurluoğlu)
PlayPlay

Podcast #19 Blog yazarlığının mayası: Tutku – Ayşe Çınar” için 15 yorum

  1. Bilemiyorum, “baş ağrısı” diyerek clickbait yapmış olabilirim. Üretken bir ruhun üretmeyince tıkanıklık hissetmesi diyeyim :)

  2. Blog yazmayınca başı ağrıyanı da ilk ke< duydum Mehmet Ali ;) Uzun süre yazı yazmayınca canım sıkılıyor, keyfim kaçıyor, gizli bir güç bilgisayar başına geçip blog yazmam için beni dürtüp duruyor ama başıma ağrılar hiç girmemişti, bu da iyiymiş ;) Azmin ve istikrarından dolayı seni kutlarım.

  3. Türkiye’de sadece bloğu üzerinden para kazanarak geçimini sağlayan var mı bilmiyorum Tuna. Sadece SEO odaklı içerik üreterek Google Adsense ve Sponsor içerik, reklam alımı üzerine odaklanan bloglar açanlar var. Ama onlar da sadece 1 blogla değil birden fazla blogla bu işi yürütmeye çalışıyorlar. Türkçe içeriklerle Google Adsense’den gelen reklam gelirleri çok düşük, İngilizce içerikte ve Avrupa / Amerika’da yayın yapan blogların gelirleriyle kıyaslanmaz. YouTube gelirlerinin de yurt dışında daha yüksek, Türkiye’de düşük olduğu biliniyor, aynı şey aslında.

  4. Kendi blogumu 2006’da açmıştım 14 sene olmuş, nasıl bir illet anlayamadım. Terk ediyorum aylar sonra rüyalarıma giriyor, yazı yazmasam bir süre sonra başım ağrıyor. İnsanın içinde blog yazarlığı tutkusu varsa gerçekten bırakmak çok zor.

  5. Benim merak ettiğim bir nokta var. Blog yazarlığından para kazanmak zor deniliyor ama onlarca hatta yüzlerce insan blog yazarak para kazanıyor. Geçimini sağlıyor. Bu nasıl oluyor? Bir fikriniz var mı?

  6. Ne kadar doğru bir bakış açısı Aslı. Yıllar önce ikinci el mikrofon için bir arkadaşla buluşmuştum. Buluştuğumuzda YouTuber olduğunu, mikrofonu da o sebeple kullandığını söylemişti. O gün ondan öğrenmiştim, Türkiye’de Türkçe içerik video içerikler ürettiği için izlenme başına Avrupa ve Amerika’daki bir YouTuber’a göre çok düşük para kazandığını anlatmıştı. Diğer yandan bir blogdan kazanılan Google Adsense geliriyle YouTube videolarından kazanılan miktar arasında da cidid fark var. Dediğim gibi amaç para kazanmaksa eğer, zaten bu konuyu tartışmaya gerek yok.

  7. Çok önemli bir konuya değinmişsiniz. Blogger-YouTuber-Instagrammer farkları ülkeden ülkeye de çok değişiyor.
    A.B.D.’ye gittiğimde bloggerlığın orada inanılmaz prestijli bir meslek olduğunu, profesyonel bloggerların aylık 30.000 USD gibi gelirler elde ettiğini bizzat gördüm.
    Bloggerların değerinin anlaşılmaması, yeterli gelirleri elde edememesi, sizin deyiminizle “bir yerlere gelememeleri” ülkemize özgü hazin bir durum.
    Türkiye’de Blogger-YouTuber gelir ve “başarı” uçurumunun çok açık bir nedeni var naçizane fikrimce.
    Türkiye’de günde 6 saat TV izleniyor ama kitap okuma oranı nüfusumuzun %1’i bile değil.
    Yani genel ve global olarak video içerikler daha değerli bulunuyor diyemeyiz.
    İnsanımız okumaktan nefret eden, seyretmeyi seven bir toplum.
    Bu nedenle Türkiye’de Türkçe blog açmak yatırım ve gelir potansiyeli yönünden mantıklı değil; sadece çok sevenler zararına yapmaya devam ediyor.
    Türkiye’de yaşayıp Amerikalı bir bloggerın gelirlerine erişmenin bir yolu İngilizce bir blog açmak. Ama o durumda da 20 yıldır alan otoritesini kurmuş milyonlarca Amerikalı webmasterlarla yarışmak, anadiliniz dışında bir dilde yoğun organik trafik çekmek olanaklı değil.
    YouTube biraz daha fazla cesaret istediği için rekabet daha az.
    Yabancı dil sorunu olmayan Türkler İngilizce YouTube kanalı açarak hayli başarılı olabilirler diye düşünüyorum.
    Zira dövizin 7 TL bandında olduğu günümüzde, profesyonel blog yönetmenin maliyeti (premium hosting ve temalar, ssl sertifikaları, ücretli eklentilerv.b.) binlerce TL’ye çıkmış durumda ve Türkçe içerikle bu zararı karşılamak yeni bir blog için olanaklı değil maalesef.
    Bu değerli içerik için teşekkür ederim size.
    Selamlarımla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir