Dijital arınma yöntemlerim 2

Bir blog yazarı ve dijital içerik üretici olarak benim için dijital arınma ne kadar mümkün, buna gerek var mı, tartışılır. İnternetin bana ne kadar gerekli, akıllı cep telefonu uygulamalarının hangilerinin benim için yeterli olduğunu ancak kişisel deneyimlerim ve ihtiyaçlarım dahilinde sadece ben belirleyebilirim. Bir doymuşluk, sürekli bilgisayarım, tabletim ve cep telefonumun ışıklı ekranlarına bakmaktan bıkmışlık (neyse ki akıllı saatim yok) ve zihinsel yorgunluk hissi içerisindeyim, hem de epeydir. Bu sebeple İnterneti ve dijital araçları hayatımda azaltmaya başladım.

Dijital arınma için aldığım kararın üzerinden aylar geçti. Bu sürecin başında dijital arınma yöntemlerimi anlattığım ilk yazımı yazdım. En keskin ve ayrıntılı kararlarımı o dönem aldığım için bugün geldiğim noktada üzerine birkaç yeni önlem ekledim. Ve bütün hespine uymaya özen göstermeye dikkat ediyorum. Yeni aldığım önlemleri de bu süreçte okuduğum Cal Newport‘un Pürdikkat kitabından notları paylaşma vesilesiyle yazmak istedim. Hemen ardından da yine Newport’un Dijital Minimalizm kitabını okudum. Odaklanma sorunu yaşayanlar ve dijital arınmaya ihtiyaç duyanlar için Newport’un bu iki kitabını peş peşe ve özümseyerek okumalarını öneririm.

Dijital arınmayı nasıl sağlıyorum?

Daha önce aldığım önlemlere ilave olarak LinkedIn hesabımı kapattım. Aktif olarak kullandığım sosyal ağ hesaplarının sayısı 3’ten fazlaydı ve bu her biri, ayrı paylaşım yapmamı gerektirdiği için enerji kaçağına sebep olmaktaydı. Ne kadar az sosyal ağ, o kadar az vakit kaydı demektir. Bir tercih yapmak durumundaydım. Twitter, Facebook, Instagram ve LinkedIn hesaplarım üzerinde ciddi bir değerlendirme yaptım. Gerekliliklerini, paylaşım yaparken aldıkları vakti ve paylaşım sonrası alınan etkileşimlerin değerini sorguladım. LinkedIn’i en başından beri aktif olarak kullanmadığım ve şu ana kadar oradan herhangi bir fayda sağlamayı beceremediğim için ondan vazgeçebileceğime karar verdim. Son dönem sadece yeni podcast yayınlarımı paylaşmak için LinkedIn’i kullanıyordum, bu paylaşım sırasında harcadığım birkaç dakika göze çok görünmese bile benim için bir enerji kaçağıydı. O kaçaklardan birine son verdim.

Gamze’yle yaptığım podcast yayınında LinkedIn hesabımı kapattığımı kendisine söylediğimde “Allah naptın?” diye tepki vermiş ve LinkedIn’de mutlaka olmam, ancak orada nasıl yer alacağımı çok iyi tasarlamam gerektiğini söylemişti. Bu konudaki tavrım şu: Eğer LinkedIn’de tekrar hesap açacak olursam aktif kullandığım diğer sosyal hesaplardan birini kapatacağım.

Whatsapp’tan vazgeçmek neden bu kadar zor?

Bir dönem Whatsapp’ı telefonumdan silmiş ve aylarca kullanmamıştım. Birkaç yıl önceydi, şimdiki kadar vazgeçilmez bir yapıya bürünmemişti. Whatsapp’ı telefonumdan tamamen silmeyi çok istediğimi her seferinde dile getiriyorum ancak bazı sebeplerden dolayı buna henüz girişmedim. Ancak grup davetlerini engelleyerek ve kişi fark etmeksizin tüm bildirimleri kapatarak kendimce önlemler almıştım. Yeni aldığım kararsa Whatsapp hikâyelerde artık hiçbir şekilde paylaşım yapmamak. Çünkü aynı hikâyeleri Instagram hesabımda da paylaşıyorum ve gereksiz bir enerji kaçağı daha. Orada görmeyen burada görsün! Buna gerek var mı? Buna ihtiyacım yok!

Bu arada Instagram ve Whatsapp’ta paylaşılan hikâyelere de bakmadığımın, bunları odaklanmayı engelleyen tuzaklar olarak gördüğümün altını çizmeliyim. (Evet, buna rağmen Instagram hikâyeleri paylaşmaya devam ediyorum.)

Facebook, seni nereye koymalı?

Sanırım, biz dijital göçmelerin hayatındaki ilk ve en etkili sosyal ağ olması sebebiyle Facebook, bazılarımızın dijital paylaşımlarında varlığını korumaya devam ediyor. Facebook sayfamda blog yazılarımı, YouTube ve Podcast yayınlarımı paylaşırken aynı paylaşımları Facebook profilimde “önemli gelişmeler” kısmında da yapıyordum. Son aldığım kararla Facebook profilimde hiçbir paylaşım / güncelleme yapmamaya karar verdim. Bu da küçük gibi görünen ama zihinsel bölünmeye yol açan önemli bir vakit kaybıydı, halledildi.

Gizli düşman: E-posta bildirimleri

Ben hâlâ e-posta kültürünün gelişmesini savunan ve dijital iletişimi adeta mektuplaşmak gibi e-postayla yapma taraftarı olan eski kafalı bir blog yazarıyım. Aslında bu kültür gelişse, en azından kendi iletişim yöntemimiz olarak belirlense Whatsapp, Telegram gibi anlık mesajlaşma uygulamlarının ya da Facebook Messenger ile Instagram, Twitter direkt mesajların durmadan yoran, zihni bölen, dikkati dağıtan etkilerinden arınmış oluruz.

Ben daha sessiz ve işe yarar e-posta kutusu için son günlerde birçok web sitesinin hoşuna gitmeyecek bir yönteme başvurmaya başladım. Yazıştığım gerçek kişiler haricindeki aboneliklerden, web sitelerinden, sosyal ağlardan gelen bütün e-postaları (eğer uygulamaların kendi ayarlarından e-posta alımını kapatmadıysam) gereksiz olarak işaretleyip spam klasörüne düşmelerini sağlıyorum. Gün içinde herhangi bir zaman diliminde e-postalarımı kontrol etmek için girdiğimde de öncelikli olanları okuduktan sonra gereksiz klasöründe ne var ne yok diye kabaca göz atıp çoğunu okumadan topluca siliyorum. Bu, e-postalarla ilgili birinci önlemimdi.

İkinci önlemimse herhangi bir platforma veya uygulamaya e-postamla kaydolduğumda üyeliğimi aktif etmem için gelen ilk e-postanın hemen altındaki “abonelikten çık” bağlantısını tıklamak. Böylece sonradan gelecek gerekli gereksiz tüm bülten, duyuru ve tanıtım maillerini baştan engelliyorum.

Pürdikkat, Cal Newport, Metropolis Yayıncılık

Peki, Cal Newport hangi önlemleri alıyor?

Newport, Pürdikkat’te aldığı önlemlerden çok, odaklanmayı sağlayacak önerilerde bulunuyor. Ancak yazıyı daha da uzatmamak adına önerilerine burada yer vermeyeceğim. Zaten her iki kitabın da satır satır notlar alınarak dikkatli bir şekilde okunmasını özellikle öneriyorum.

Newport, odaklanma beceresini geri kazanabilmek içinse şu önlemleri aldığından bahsediyor kitabında:

  • Sosyal medyadaki varlığımı blog sayfamla sınırlı tuttum. (Buna hangimiz cesaret edebiliriz?)
  • Kişisel web sitemde e-posta adresim yazmıyor.
  • İşten eve döndüğüm saatten ertesi sabah işimin başında olduğum vakte kadar çoğunlukla bilgisayardan uzak duruyorum; bunun tek istisnası, çocuklarım uyuduktan sonra yazmayı tercih ettiğim blog yazılarım oluyor.
  • Akşam mesai bitiminden ertesi sabaha dek akıllı telefonumdan, bilgisayarımdan ve internetin bana sunacağı dikkat çelici her şeyden uzak duruyorum.
  • Mesaiden sonra, akşamları evde çalışmıyorum. O saatten sonra işle ilgili hiçbir şey yapmıyorum. Ne bir toplantı ne de bir e-posta…
  • Sabit programa dayalı verimlilik ilkesi doğrultusunda en tehlikeli sözcüklerden biri, “evet”i mümkün mertebe dikkatli kullanarak yüzeysel çalışma gerektiren işlerden ve sorumluluklardan kendimi uzak tutuyorum. Bunun için başvurduğum taktiklerden biri, herhangi bir teklifi net bir şekilde geri çevirip gerekçesini muğlak bırakmak.

Dijital arınma yöntemlerim 2” için 7 yorum

  1. Evren Bey; Son iki yorumda da hatırlattığınız bu ortak durumu (insanların çabalarını boşa çıkarıcı) fark etmeden yapmışım. Tekrar bakınca öyle olduğunu gördüm.

    Yazarken içimden geçen duygu ve düşüncelerin böyle olmamasına rağmen, söylediğiniz “Alaycı bakış açısı ve küçümser yorum” ifadelerini de dikkate alacağım. Çünkü sonuçta yazılan metnin karşı tarafta ne etki bıraktığı önemli.

    İstemeden yaptığım bu yanlış ifadeler için özür dilerim.

  2. Alınan her bir önlem, kıymetlidir Cem Bey. “Bunlar pansuman, bunlar gereksiz, bunlar fasafiso” tarzı satır aralarındaki alaycı bakış açısı hoş değil. (Siz, dayanışma sepetiyle ilgili de hemen olayın olumsuz tarafından bakıp küçümser bir yorumda bulunmuştunuz. Ne yapalım yani, duralım hiçbir girişimde, iyilikte bulunmayıp sürekli şikayet mi edelim?) Teknolojiyi kullanmak ile dijital arınma sizin kafanızda karışmış belli ki. Cep telefonu elbette ki bir gerekliliktir ve bundan tamamen kurtulmayı savunmak bugünün şartlarında pek sağlıklı değil. Size önerim, dijital arınma üzerine biraz daha incelem yapmanız, edinebiliyorsanız Pürdikkat ve Dijital Minimalizm kitaplarını okumanız. Hayatı sürekli kötümser bir pencereden yorumlamamanızı öneririm. Takdir etmeyi, bardağın dolu tarafını görmeyi ve olumsuzluklardan değil iyi şeylerden beslenmeyi öğrenmenizi diliyorum.

  3. Mustafa, aldığın karara saygım var. Kimse, kimsenin dijital kullanım şekli ve yöntemini sorgulayamaz. Sen yukarıda bahsettiğin şekilde kendini dijital ayak izlerini silmeyi tercih ettiysen bunu ancak desteklemek gerek. Dediğim gibi, senin attığın adımlar “dijital arınma” değil “dijital ayak izlerini silmek”. Aslında hepimiz hâlâ daha, örneğin bu yorumlarla bile birer dijital ayak izi bırakıyoruz İnternette. Bunu sıfırlamak mümkün değil. Ancak dijital arınma ile dijital ayak izi arasında şöyle bir ortak nokta bulabiliriz. Dijital arınma arttıkça dijital ayak izi de azalacaktır.

  4. Facebook’un sizin için hâlâ dünyaya açılan çerçeve gibi olması ilginç Halil Bey, demek yakın çevreniz Facebook2u etkin kullanmaya devam ediyor. Ben girdiğimde neredeyse hiç yeni bir paylaşım görmüyorum. Her sosyal ağda olduğu gibi Facebook’ta da belli paylaşım ve hesapları sessize alma özelliği var. Paylaşımlarından çok rahatsız olduğunuz kişileri sessize almanızı öneririm. Bu daha temiz ve sade bir Facebook deneyimi sağlayacaktır size. Ayrıca hiçbir dijital mecraya vazgeçilmez gözüyle bakmamakta fayda var. Onlar yokken de normal yaşantımıza devam edebiliyorduk değil mi :)

  5. Dijital arınmayı göze alan en kahraman kişi önce cep telefonunu terk eder. Gerisi sadece pansuman tedbir olarak kalır.

  6. Merhaba abi, dijital arınma yöntemleri adlı ilk yazınıda okumuştum. O sıralar benim de aklımdan bu tür düşünceler geçiyordu. Fakat benim dijital arınma konusuna bakış açım çok daha farklıydı. Ben tamamen internetteki varlığımı silmek / minimum düzeye indirmek istiyordum. Bu nedenle aylarca üzerine düşündüğüm şeyi yaptım ve bir cesaret ile 6 yıldan uzun süredir yazdığım kişisel blogumu kapattım. Bu kararı alabilmek uzunca zamanımı aldı ama sonunda amacıma ulaştım. 12 Ağustos 2019 tarihinde kapatmıştım blogumu. Pişman mısın diye soracak olursanız pişman değilim. Çünkü yazmaya devam ediyorum. Blog yazarlığını bırakmadım ve bırakmayacağım. Fakat özgürce yazabilmek ve ilerleyen günlerde yapmak istediğim işe sosyal medya paylaşımlarımın engel olmasını istemiyorum. Polis yada Asker olma hayalim, beni bu yola itti. Mülakatlarda ter dökerken, kendimi bu konuda riske atmak istemedim. Peki ya Polis yada Asker olamazsam ? Hiç sorun değil ! Hala blog yazarıyım ;)
    Ben işi biraz fazla abartmış olabilirim. Çünkü internet sitemi kapatmak ile yetinmeyip archive.org kayıtlarını bile e-posta atıp sildirdim. Çünkü archive, web sitelerini site yöneticisinin rızası olmadan kopyalayıp public olarak paylaşıyor. Bunun yanında tweet atmayı bıraktım. Tweet’leri ve beğenileri silmeyi denedim. Bir çoğunu sildim. İnternet dünyasında kendi adıma dair hiçbir şey bırakmadım. Fakat eski dostlarımı da unutmadım 👀 Farklı bir isim ile aranızda dolaşmaya devam ediyorum 👀

  7. Bu kitap -Pürdikkat- listemdeydi, merak ediyordum içeriğini. Şimdilik bana rahatsızlık hissettiren tek şey var o da facebook içerikleri. ya keyfim kaçıyor, ya sinirleniyorum ya da üzülüyorum. zaman zaman kapatmayı düşünmüyor değilim ama şu an adeta dünyaya açılan çerçeve gibi. :(

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir