Podcast #8: Kaliteli blog yazısının sırrı – Hazal Çağla

Podcast yapmaya başladığım 2019 yılını 7 yayınla geride bıraktım. 2020’nin ilk podcastini blog yazarı ve aynı zamanda serbest metin yazarlığı yapan Hazal Çağla ile paylaştım. Bundan böyle her ayın ilk podcastini, bir blog yazarıyla yapacağım çünkü blog yazarlığı çok önemsediğim ve fırsat buldukça üzerine konuşmaya özen gösterdiğim bir uğraş. Hazal’la da Başarılı Bir Blog Yazısı Yazmanın 5 Sırrı başlıklı yazısı üzerinden bloğun önemi ve bloglarımız üzerine konuştuk. Kişinin kendisi için “blog yazarı” unvanını kullanabilmesinin hangi kriterlere bağlı olduğunu

Blog yazarları bir dönem fenomen oldu mu?

Sohbetimizde gündeme gelen konulardan biri de blog yazarlarının fenomen olup olmadığıydı. Hazal, önceden bloglarını okuduğu kadınların -özellikle moda bloglarını kast ediyor- daha sonra Instagram’da fenomen olduklarını gördüğü için fenomenlik ile blog yazarlığını örtüştürebildiğini söyledi.

Blog yazarlarının oldukça popüler olduğu bir dönem vardı ancak o yıllarda fenomenlik kavramı henüz yoktu. O süreçte fenomen blog yazarları gibi bir durumla karşılaşmasam da ünlü tabir edebileceğim; haberlere çıkan, reklamlarda oynayan ve internet ekosistemi içinde ünlü kabul edilen blog yazarlarının varlığını inkar etmiyorum. Hazal’ın da altını çizdiği noktadan yola çıkarak blog yazarları için “fenomenlik” durumunun diğer sosyal ağlarda öne çıkıp çıkmamasıyla ilgili olduğunu, günümüz sosyal medya şartlarında doğrudan bloglarla ilişki olamadığını düşünüyorum.

Bu podcasti aynı zamanda iTunes Podcast uygulamasından da dinleyebilirsiniz.

Blog yazarlığı, beraberinde metin yazarlığını getirdi

Serbest metin yazarlığı yapan aynı zamanda ikinci lisans eğitimine Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde devam eden Hazal’a blog yazarken mi metin yazarlığına başladığını yoksa metin yazarlığının mı onu blog yazmaya teşvik ettiğini sorduğumda kendisinden beklediğim cevabı aldım. Blog, birçoğumuzun hayatında olduğu gibi Hazal’ın da hayatında yeni kapılar açarak bloğunu takip eden bir ajanstan metin yazarlığı teklifi alır.

Blogda görsellik çok mu önemli?

Hazal için bir blog yazısı için görselin önemi -bahsi geçen yazısında da dile getirdiği gibi- ilk sırada geliyor. O yazıyı, birkaç yıl önce yazsaydı, görseli ilk sıraya koymayabileceğini ama artık böyle düşünmediğini “Google’da arama yaptığımda bile görsel ne kadar çekiciyse o yazıya öyle tıklıyorum. Fotoğrafı güzel çekmemişlerse o yazıyı okumuyorum. Yazının içeriği dolu olsa bile öne çıkan görsel mutlaka olmak zorunda.” sözleriyle açıklıyor.

Ben de görselin varlığının, iyi bir blog yazısı için önemli olduğunu kabul ediyorum ancak olmazsa olmazlar arasında ilk sırada olması gerektiğini düşünmüyorum. Blog yazısının illa ki görseli olması gerekmiyor, gerektiğinde de düz bir makale olarak inşa edilebilir. Bloğu Instagram, Pinterest mantığıyla düşünmemek gerekir. Mümkün olsa sadece yazıdan ibaret olan, görsel ve Google reklamlarının dahi olmadığı bir blog tasarımına sahip olmak isterdim. Buna rağmen neredeyse hiçbir blog yazımı görselsiz yayımlamadığım gerçeğinin de altını çizmeliyim.

Blog tasarımında sadeliğin önemi konusunda hemfikir olduğumuz Hazal’la sohbetimizin devamında bazı bloglarda ısrarla çıkan “abone ol, bildirimleri aç” uyarılarının rahatsız ediciliğine de değindik. Okurun, bu ve benzer bildirimlerle, zorlayıcı yönlendirmelerle sıkmak, bir süre sonra itici olabiliyor. Hazal’ın bu konuda söyledikleri son derece önemli:

Sen, kimlerin seni okumasını istiyorsun? Daha rafine bir kesim mi yoksa her yazıyı okuyan, her görseli tıklayan bir kesim mi istiyorsun? İçeriği, buna göre ayarlamak gerek. İnsanlara, “paylaşın, abone olun.” diye sürekli söylemeyi gerçekten istiyor musun? Bence hedef kitleni belirleyip tamamen buna göre içerik üretmeli ve ona göre de yolundan şaşmamalısın. Düzenli, asla pes etmeden, sürekli içerik üretmelisin. Bu yolculuğa çıktıysan yoluna istikrarlı bir şekilde devam etmelisin. Acaba beni ne öne çıkarır? İnsanlar neyi arar? Anahtar kelimeler ne? İçerik üretirken biraz buna da yönelmeli. Bazen tık haberciliği yapmalı diğer yandan kitleni de korumalısın.

Blogda her gün yazmalı mı?

Blog yazmaya başladığım ilk yıllarda mutlaka her gün yazmalıyım, insanlar da “Evren yazsın hemen okuyayım” diye bekliyorlar sanırdım. Zamanla, az ve kaliteli yazılar yazmam gerektiğini düşünmeye başladım. Yazmak istediğimde yazıyorum ama öncesinde bol bol okuyarak, bir şeyler seyrederek, notlar alarak kendimi besliyorum. Yazacağım o yazı, epey demlendikten sonra blogda bir yazıya dönüşüyor.

Bu konuyla ilgili Hazal da şunları söyledi podcastte:

Neyi okumak istiyorsan sen de onu yazıyorsun. Nelerden beslenmek istiyorsun, okur nelerden beslenebilir, onlara hangi bilgileri verebilirsin, blog yazılarında zamanla bunlara kayıyorsun. Şöyle de acı bir gerçek var: Aylar önce yazdığım bir ürün tanıtımı en çok tıklanan yazım. Halbuki kitaplar, seyrettiğim filmler hakkında da yazıyorum ama okunmuyor. İçerikleri biraz dengede tutmak lazım. Bloğun geneli beni yansıtsın, iki tane de çok tıklanan yazı olsun.

Hazal’la hemfikir olduğumuz konulardan biri de Türkiye’de blog yazarları arasındaki etkileşim ve dayanışmanın sağlam zemine oturtulamaması. Kendi adıma blog yazarlarıyla ilgili yapılacak ortak bir işte adımın hep tek taraftan geldiğini bu sebeple de beraber yol almanın mümkün olmadığını deneyimledim. Hazal’ın bu konuda ayrı bir serzenişi var:

Çok saygı duyduğum, idol olarak gördüğüm insanlara ulaşabiliyorum, e-postalaşabiliyorum ama maalesef bir blog yazarına bazen ulaşamıyorum.

Bloglardaki yorum kıtlığı

Blogların ziyaretçi sayısının düştüğü, yazıların okunma sayısının giderek azaldığı gerçeğini son birkaç yıldır hem fark ediyor hem de dillendiriyoruz. Blog yazılarını besleneyen en önemli kaynaklardan biri yorum ise artık neredeyse bitmek üzere. Bunda sosyal ağlardaki yorum, beğeni, tekrar paylaşım kolaylığı karşısında blogdaki yorum yazma sisteminin hantal kalması son derece etkili. Az ziyaretçi ve yazılara yorum yapılmaması, henüz çözüm üretemediğimiz iki önemli sorun.

Bu konuya Hazal farklı bir açıdan bakarak, çözüm yolu olarak sosyal ağları işaret etti.

Aslında blogla etkileşim almıyoruz çünkü blog yazısına yorum yapmak çok zor bir iş. Artık ben de bir bloğa yorum yapmak istemiyorum, gerçekten zor geliyor. Bir blog yazısını Instagram ve Twitter’da paylaştığımda oradan yorum geliyor. Çünkü bunu yapmak oradan daha kolay. Blog yazısını sosyal ağlarda paylaşarak altına bir soru cümlesi eklenerek etkileşim sağlanabilir.

Hazal’ın da belirttiği gibi blog yazılarımıza yorum yapmak için okuru zahmetli bir yola sokamıyorsak yorum yapılacak, etkileşimi sağlayacak mecrayı değiştirmek iyi bir çözüm olabilir.

Beni Twitter‘dan da takip edebilirsiniz.

Bir önceki Kendi kitabını kendi yapan yazar: Cihan Gülbüdak başlıklı yazımda Cihan Gülbüdak, Habis Kıssa ve theremin hakkında bilgiler bulabilirsiniz.

PlayPlay

Podcast #8: Kaliteli blog yazısının sırrı – Hazal Çağla” için 5 yorum

  1. Son derece geliştiren ve katkı sağlayan yorumun için çok teşekkür ederim Hasan, doğrudan tanışmışlığımız olmasa bile uzun yıllardır bilirim seni ve blog dünyasında istikrarlı bir şekilde içerik üretmeye devam etmenden dolayı da çok mutluyum.

    İyi bir podcast dinleyici olarak 20-25 dakikayı geçen podcastlerden ben de sıkılabiliyorum. Diğer yandan podcastin uzun olması, araya işler girince yarıda bırakılmasına da sebep oluyor. O yüzden evden işe işten eve gidiş geliş süresinde dinlenebilecek sürede olması gerektiğini düşünüyorum. Ben de yavaş yavaş 25 dakikaya çekmeye çalıştım, mümkünse 20 dakikaya kadar da indirmeyi planlıyorum.

    Başlığı ben de değiştirmeyi düşünüyorum, bahsettiğin şeyin epeydir farkındayım. Fakat farklı ekran ve platformlarda (iTunes ve Spotify) farklı görünüyor, internet günlüğü kanalın ismi ama onu konu başlığına eklemeyince de başka görünüyor. Tam çözemedim o kısmı. En azından blogda yeni podcast bölümüyle ilgili yazarken başlığı dediğin şekilde düzenlemeye başlayacağım. Bu konuda verdiğin fikirler için çok teşekkür ederim.

    Eklediğin son madde “içsel motivasyon” kaliteli blog yazısı için değil de blog yazarlığını istikrarlı bir şekilde devam ettirebilmek için çok gerekli. Gençlerle blog yazarlığı konusunda konuştuğumda, “Ama kimse okumuyor, yazı yazdım kimse yorum yapmadı” gibi serzenişleri sık duyuyorum. Eğer blog konusunda motivasyonunuz “çok okunmak, çok beğeni almak, bol yorum gelmesi” gibi dışsal kaynaklı olursa zaten kısa bir süre sonra devam ettiremezsiniz diyorum. Rakamlara takılıp kısa sürede hızlı dönüşler almayı önemsiyorlarsa olmaları gerektiği yer blog değil YouTube veya Instagram olmalı. Aslında bence oralarda bile çok tıklanma, çok takipçi gibi dışsal faktörlere bağlı motivasyonla hareket etmeyip sabırla ve severek kaliteli içerik üretmeye devam etmeli.

  2. Yorum kıtlığını bozmak istedim, bloglarla alakalı bir içerik olması da tetikledi yorumu. :)
    Podcast’lerin çoğunu dinledim. Konular ve konuklar başarılı, 20 dakika söyleşi uzunluğu da ideal gibi duruyor. Spotify’da olduğunu da yeni fark ettim, seyir halinde iken güzel olabilir.

    Başlık formatına bir eleştiri yapacağım. Masaüstünde pek sorun değil ancak başlığı bu formatta telefon üzerinde herhangi bir uygulamadan baktığımda konu görünmüyor. Görünürlük sınırını aşıyor genelde konu. Belki “Hazal Çağla ile kaliteli blog yazısının sırrı” gibi bir format içerik bilgisi verme için daha iyi. Hatta “Kaliteli blog yazısının sırrı (Hazal Çağla ile İnternet Günlüğü)” formatı içeriği daha ön plana çıkarıyor. Ben içerik odaklı dinliyorum açıkçası.
    İnternet günlüğü zaten logoda ya da görsellerde belli.

    Kaliteli blog yazısı sırları açısından görüşlerim:
    – Uygun/kaliteli görsel kullanımına katılıyorum ama içeriğe çekim öğelerinden biri yalnızca. Hangi sosyal medya mecralarını kullanmayı tercih ediyorsanız, o mecranın öne çıkardığı öğeye göre sizi blog içeriğine çeken öğe benzerlik gösteriyor sanki. Blog içeriğinin çekiciliği ile ziyaretçinin çoğunlukla kullandığı sosyal medya ortamı arasında ilişki önemli.

    – Temiz tasarım, düzenli başlıklar basit görünüyor ama zor bunları sağlamak.

    – Her gün yazmak gereksiz, zorlayıcı. Blog içeriğine göre belli bir tutarlılık sağlamak iyi ancak. Bu tutarlılık hem yazı içeriği ile hem de sıklıkla alakalı. Kişisel bloglarda durum biraz farklılaşabiliyor, hatta tutarlılık sağlanmasının daha zor olduğunu düşünüyorum.

    – Blog yorumu yazmanın zorluğuna katılıyorum. Hantal kalıyor cidden sosyal mecralara göre. Sosyal profiller ile kimlik bilgisi girişi istenmeyebilir ama site performansı ve kişisel veriler ile ilgili ayrı sorunsallar doğuruyor bu da.

    – Sosyal medya ile barışık olma konusu önemli, benim yapamadıklarımdan sanırım. Genelde takip aracı olarak gördüğüm için belki de.

    — Maddeler arasında yok ancak içsel bir motivasyon kaynağı bulmayı maddelerden biri olarak yazardım. Her gün 1000 tekil ziyaretçi, sosyal medyada 100 beğeni, gibi hedefler de motive edici ancak bunlar sanki dışsal motivasyon araçları. “Fikirlerimi dünyaya açmak”, belirli bir konuda uzmanlaşmak ve benzer akılda bilgi paylaşmak”gibi okuyucudan beklentiyi sıfır tutacak her türlü içsel motivasyon kaynağı/hedefi başarılı ve özgün içerik için önemli.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir