e-günlük

Yaratıcılığın Baş Düşmanı: Akıllı Telefonlar

akıllı telefon (3)

İnternet haber sitesinin altı yıllık editörü “…tartışma yarattı başlığını kim attı?” diye bağırınca henüz işe başlayalı 10 gün olan Şef editör “ben attım” dedi. “O tarz kelimeleri yayın politikamız gereği kullanmıyoruz” dedi uyaran bir ses tonuyla editör; “yaratmak Allah’a mahsustur.” Aynı gün Fransa’da gerçekleşen ‘Charlie Hebdo’ saldırısı için gazetenin Twitter hesabından haberi paylaştığı tweetteki ifadeleri en az mizah dergisinin basılması kadar olay olmuştu sosyal medyada. Söz konusu tweeti, terörü meşru gösterdiği gerekçesiyle saatlerce tepki çeken gazete yönetimi ‘o tweet kalacak, geri adım atmayacağız’ dese de gelen bir rica e-postasıyla söz konusu iletiyi anında sildi. Köklü bir gazetenin hem bir sosyal medya krizini yönetemeyişine hem dijital medya politikasını kelimeler ve siyasi görüşler çemberinde daralttığına hem de çalışanlar arasındaki saygı – sorumluluk paylaşımını beceremeyişine aynı gün içinde tanıklık ettim.

Bu olaydan aylar sonra Dijital Medya Zirvesi 2015 için Beykent Üniversitesi’ndeyim. Zirvenin konuşmacıları arasında verdiği bir örnek (daha doğrusu yaptığı bir sorgulama) sebebiyle en çok tartışılan ismi Taci Yalçın‘ın konusu tam da “Dijital Projelerde Yaratıcılık”tı ve diğerlerinin aksine konuşmasının tamamını ‘yaratıcılık’ üzerine kurmuştu:

“Özellikle dijital medyada yaratıcılık konusunun yanlış anlaşıldığını düşünüyorum. Herkes yaratım sürecini havadan ilham gelerek yaratmak zannediyor. Oysa yaratıcı insanların hayatlarına baktığımızda onların sıkı birer disiplin sahibi olduklarını görürüz. Bu ilham perisinin aslında havadan gelen bir şey olmadığı, o insanların içlerinde var olan potansiyeli eğiterek yaratıcı hale geldikleri sonucu da ortaya çıkıyor.”

Yaratmak kelimesi eğer ki (Türk Dil Kurumu’nun da ilk maddesinde yer aldığı gibi) “yoktan var etmek” anlamıyla kullanılacaksa ben de orada dururum. Fakat TDK’nın yaratmak kelimesi için verdiği ikinci anlamı olan “Zekâ, düşünce ve hayal gücünden yararlanarak o zamana kadar görülmeyen yeni bir şey ortaya koymak, yapmak” üzerinden gidilecekse konuya devam edebilirim:

Zaten Yalçın da “Aslında yaratıcılığın ne yarattığımızla alakalı” olduğunun altını çiziyor. Bebekliğinden itibaren merak eden, sorgulayan, soran insanoğlunun bu özellikleri onun halihazırda yaratıcı olarak doğduğunun bir göstergesi.

Yaratıcılığın sadece sanatta, edebiyatta veya reklamda kullanıldığı yönünde yanılgıya düşenler de var. Yalçın, yaratıcılığın mutfaktan sokağa hayatın her alanında var olduğunu; sadece sanata, edebiyata mal edilmemesi gerektiğini söylüyor.

Bizler genelde bizi şaşırtan, hayrete düşüren şeyleri son derece yaratıcı bir fikir olarak görürüz. Oysa Taci Yalçın, bazen en basit şeyleri görmenin bile son derece yaratıcı olduğunu vurguluyor. Soru sormadığımız noktada merakın uyanmayacağını, merak olmayınca da yaratıcılığa sadece tesadüfü yollarla ulaşılabileceğinin altını çiziyor.

Akıllı telefonlar yaratıcılığı öldürüyor!

Yalçın’ın konuşmasında en şaşırdığım kısım akıllı telefonlarla ilgili söyledikleriydi. Salondakilere yaratıcılığın en büyük düşmanının ne olduğu sorusunu yöneltti. “Kurallar, ön yargılar vs.” cevaplarının arasında o “Akıllı Telefonlar!” dedi. 2 yıldır akıllı telefon kullanmıyordu ve ona göre yaratıcı sürecin, yaratıcı beynin bir numaralı düşmanı, bu kendi küçük ama işlevleri devasa aygıtlardı. Çünkü akıllı telefonlar insanları gereğinden fazla meşgul ediyor. Televizyon ve bilgisayar da insanı meşgul ediyor ama akıllı telefonların meşguliyeti meşguliyetlikten de çıkmış durumda diyor Yalçın. Telefonu elimize alır almaz beynimizi o kadar çok meşgul ediyoruz ki farklı şeyler düşünmeye yer kalmıyor.

Bilgiye anında ulaşmak, epostaları hemen cevaplamak büyük bir kolaylık ama bunca hız ne kadar gerekli sorgulaması yapıyor Yalçın; akıllı telefon kullanmadığı süreçte daha fazla kitap okuduğundan, kendisini daha çok geliştirme fırsatı bulduğundan bahsediyor. Zaten herhangi bir ihtiyaç durumunda etrafındaki herkes akıllı telefon kullandığı için aradığı bilgiye, epostalarına veya ihtiyacı her ne ise ona kolaylıkla ulaşabildiğini söylüyor.

Taci Yalçın, haksız da sayılmaz. Akıllı telefonumu terk edip sıradan bir cep telefonuyla yaşamıma devam edip edemeyeceğimi epeydir ben de sorguluyordum. (Akıllı telefonumdan vazgeçebileceğim ve vazgeçemeyeceğim noktalarla ilgi başlı başına bir blog yazısı yazabileceğime karar verdim.)

Delik depolu benzinle hareket etmeye çalışan insanlarız. Bu benzetmeyi yapıyor Yalçın. Çünkü spor yapmıyor, hatta hiç hareket etmiyoruz; bu yüzden beden gitti. Zihin zaten akıllı telefonlarla saçma sapan şeylerle meşgul oluyor. Ruh da dinginliğini kaybetmiş durumda.

akıllı telefon not

Kâğıt – kalemin büyüsü…

Ne kalemli telefonlar ne de elle yazma hissini gerçek anlamda veren tabletler… Kâğıt – kalemin büyüsüne dikkat çekiyor Yalçın; boş beyaz kâğıt üzerinde ne resimlerin ne romanların ne yaratıcılıkların ortaya çıkarıldığını hatırlatıyor. (Hakîkaten öyle. Kalemi kağıdı elime aldığımda yaşadığım özgürlük hissini bana ne akıllı telefonumun dokunmatik ekranı ne de tabletimin gelişmiş özellikleri yaşatamadı.)

Yaratıcı olmakta asıl konu “liyakat”. Bunun altını kalın bir şekilde çiziyor Taci Yalçın. Bir işe uygunluk, yaraşırlık anlamına gelen liyakatle ilgili günümüzde çok büyük eksiklikler yaşıyoruz. Terziden şoföre, modacıdan editöre birçoğumuz işimizi düzgün yapmıyoruz. Hem işimizi hem kendimizi geliştirmenin, mutlu bir şekilde işimizi yapmanın yolu liyakatten geçiyor. “Yaptığınız işte liyakat sahibi olun” diyor Yalçın.

Ve en başa dönüyoruz. Taci Yalçın “Neyin gerçekten yaratıcı olduğunun göreceli bir kavram olduğunu ve hâlâ çözülemediğini” dile getiriyor; “Asıl önemli olanın yaratıcılığın sağlayacağı fayda” olduğunu söylüyor. Ona göre bir reklamın markanın satışını artırması gerekir; markaya böyle bir fayda sağlamalıdır. Ne kadar güldürürse güldürsün ya da ağlatırsa ağlatsın fayda sağlamıyorsa o reklam yaratıcı değildir.

Dijital Medya Zirvesi 2015’ten bütün notları oku!

dijital medya zirvesi 2015 (2)

Evren’i Sosyal Ağlarda Takip E+

Bu yazılarım da hoşunuza gidebilir

2 Yorumlar

  • Yanıtla elif 24 Haziran 2015 at 09:51

    Yazının ilk paragrafından bir şey anlamadım:)

    Akıllı telefonlardan çok dertliyim çok. Hız kazandırması güzel; biletini kafede otururken alıvermek ya da jredi kartı borcunu eve giderken otobüste öedeyebilmek çok güzel AMA EVET, NE KADAR GEREKLİ??

    Sohbet edemiyorum artık kimseyle. Telefonlar habire dürtüyor çünkü. Mail uyarısı, whatsap uyarısı, bunlara bağlı yapılacak işler devreye giriyor. Hepimiz bir ”multitasking” halindeyiz, aynı anda en az 3 işi düşünerek nasıl dingin olabiliriz? Bu çılgınlık ne zaman bitecek?

    • Yanıtla e-vren günlüğü 24 Haziran 2015 at 10:20

      Elbette bu çılgınlık hiçbir zaman bitmeyecek, aksine artarak, şekil değiştirerek devam edecek Elif. Teknolojinin yavaşladığı tarih boyunca görülmüş ancak gerilediği asla. Giyilebilir cihazlar daha da giyilebilir şekilde geliştirilince akıllı cep telefonlarının bile onların yanında masum kalacağını düşünüyorum. Belki bir dijital kıyamet bütün bunları sonlandırır, bilemiyorum. Ancak insanoğlunun ‘iradesi’ bütün bunlardan bireysel de olsa arınmamızı sağlayabilir. İçindeki yoğurdun son kullanma tarihi yaklaşınca markete mesaj atıp sipariş veren buzdolabını mutfağıma almam için kimse başıma silah dayamıyor. Ya da en azından patronum şimdilik yolda, sokakta, yatakta da olsam e-postaları anında cevaplamam için bana baskı yapmıyor. O yüzden illa bir akıllı telefonum olmalı mı? Belki de hayır.

    Bir Cevap Yazın