e-vreniyyat, Sesli Yazılar

Yirmi Beşinci Kat Yalnızlığı

Küçücük bir evreni koca bir dünyaya sığdırmaya çalışmanın yol açtığı ızdırapla yazıyorum bu satırları.

Önce çok sevdiğim insanlarımı aldılar ellerimden; doğup büyüdüğüm toprakları ve sonra geleceğimi… Olmak isteyip de olamadığım mesleği; aşık olduğum işi… Çok değil, birkaç yüz çocuğum vardı; önce beni aldılar onların ellerinden sonra onları dağıttılar dört bir yana.

Babamdan payıma düşen fotoğraf tutkusuyla gurbetçiliğiymiş. Önce gurbeti verdiler bana sonra fotoğrafı ellerimden aldılar. Kitaplarımı, cümlelerimi, kelimelerimi yitirdim. Geleceğe dair umutlarımı, hatta geçmişe dair özlemlerimi kaybettim.

Bütün dağlarım yıkılıyor ey insan; İstanbul’un yedi tepesi nedir ki! Hiç bu kadar yavaşlamış mıydı adımlarım; hiç bu kadar ağırlaşmış mıydı kalp atışlarım? Hiç bu kadar gitmiş miydiniz de bu denli yapayalnız bırakılmış mıydım?

Yapbozun o eksik parçası hiçbir zaman tamamlanmayacak gibi. O kitap hiçbir zaman yazılmayacak, en güzel fotoğraf çekilemeyecek; edebiyat, evreniyyat’tan ibaret kalacak; ben bir günlük’ten ibaret…

Beni nasıl tanıdığınızı sorduklarında ‘iyi bilirdik’ demeyin; beni hiç mi hiç bilmediniz; yalan söylemeyin!

Soğuk şehrin insanları da soğukmuş; arkadaşlıkları da ilişkileri de ekmeği de… Derin bir yalnızlığı varmış, milyonlarca kalabalığına rağmen. Ben buna 25. kat yalnızlığı dedim; hem de çok dedim. Siz anlamadınız, belki de ben anlaşılsın istemedim.

Dostum!

Hiçbir zaman sahip olmadığım ama ardımda bıraktığım ne varsa hepsi sana emanet. Yalnızca kitaplarıma dokunmayın!

Bu yazıyı bir de yazarının sesinden dinleyin:

Evren’i Sosyal Ağlarda Takip E+

Bu yazılarım da hoşunuza gidebilir

6 Yorumlar

  • Yanıtla Seda'M 30 Aralık 2014 at 00:06

    Derman sende, ama senin haberin yok, derdin senden ama sen görmüyorsun.
    Kendini küçücük bir beden sanıyorsun; oysa koskoca bir “evren” dürülmüş içinde senin.
    Öylesine apaçık, apaydın bir kitapsın ki, gizli şeyler onun harfleriyle meydana çıkmada.
    Dışarıya, kimseye bir gereksinimin yok senin; gönlünde yazılmış yazılar her şeyden haber verir sana.

    (Hz. Ali Divanı’ndan…) Özellikle senin için yazılmış gibi..

  • Yanıtla FZ 25 Aralık 2014 at 23:19

    Seni tanımasam bunun bir intihar notu olduğunu düşünürdüm diyecektim aslında, ama sen de demişsin esasında seni hiç tanımıyorum…

  • Yanıtla Nazan Altın 23 Aralık 2014 at 09:54

    Gri memleketin, soğuk yürekli insanlarıyız biz…
    Renkler mi ? Artık rüyalarımızda bile kalmadı.
    Ama….
    Keşke bir “ama”sı olsaydı Hocam.
    Ama yok !

  • Yanıtla Yasemin diye biri 23 Aralık 2014 at 08:54

    Evrenim, güzel kalpli kardeşim… Yazdıklarının ardındaki gerçeği görmezden gelemeyerek okudum yazını. Bir tarafım evet haklısın dedi…Daha bunun kırklı yaşlar yalnızlığı da var üstelik diye de ekledi…Bir tarafım da elle tutulur, gözle görülür değilim ama ben varım seni bilen, anlayan, yüreğinin o incecik sırça tarafına kıyamayan dedi…

  • Yanıtla İmren Özgen 23 Aralık 2014 at 07:34

    Güzel kardeşim, yüreğin ne kadar güzel ve coskunsa kalemin o kadar içli. Yazini okurken bir anda kendimden de bir şeyler buldum. Bende de Ankara’ya dair. Gonul cosmussa yada kederden ise kalem o kadar agir yaziyor. Dilegim en kısa zamanda ogrencilerinle ayrilmamak üzere bir araya gelmen.

  • Yanıtla Songül Yıldız 23 Aralık 2014 at 07:18

    Sabah sabah içime öyle bir hüzün çöktü ki anlatacak kelime bulamıyorum. Senin yazılarını hep zevkle okudum; biraz hüzün, biraz kırgınlık, biraz öfke.. bazen neşe, heyecan.. hepsinde insanı yakalayan insana dair bi duygu hep vardı. Bu yazı başka olmuş.. birkaç satır daha olsa oturup ağlardım bile, zor tuttum kendimi. Dilerim bu sadece bir yazıdır, yaşadıklarının sana hissettirdiği duygular değildir.

  • Bir Cevap Yazın