e-günlük

Türk Doktorlar Boş Yere Övünmesin

Can DÜNDAR imzasını taşıyan ve Atatürk’ün son 300 gününün anlatıldığı Sarı Zeybek belgeselini seyrederken çarpıcı bir detay dikkatimi çekmişti. Türk doktorlarıyla arası iyi olmayan biri olarak bunun üzerine bir yazı yazmam gerektiğini düşündüm haftalarca. Beni Türk hekimlerine emanet ediniz sözünü Ata, hangi durum ve sebep karşısında sarf etmişti ve o gün bu gündür Türk doktorları bu durumdan nasıl da vazife çıkarmışlardı.

10 Kasım 1938’in Türkiye’nin unutamayacağı acı günlerden biri olma süreci 1937 yılının ilk aylarında başlamıştı. Sürekli burnu kanamaya başlayan Ata’nın burnuna tampon konuluyor; iştahsızlık sorunu zengin bir meze sofrasıyla çözülmeye çalışılıyor; onu son derece rahatsız eden kaşıntı ve kabarıklıklar karınca ısırığıdır (!) denilerek geçiştiriliyordu. Öyle ki Atatürk’ün vücudunda gösterdiği kaşıntı ve kabarıklıkları karınca ısırmasına bağlayan doktorun sözü üzerine bütün Köşk baştan sona ilaçlanmış, bütün karıncalar öldürülmüştü. Falih Rıfkı ATAY, bütün bu kayıtsızlık karşısındaki şaşkınlığını Daima yanında bulunan hekimlerin neden bu araza ve umumi çöküntüye dikkat etmediklerini ve hepsini pek basit birer sebebe bağlayarak geçiştirdiklerini doğrusu hâlâ anlayamıyorum.” sözleriyle ifade ediyordu.

Nihayet karaciğerdeki büyümeyi fark eden Atatürk’ün doktorlarından Nihad Reşad Belger; rahatsızlığın karıncalarla ilgisinin olmadığını, aşırı alkol tüketimine bağlı olarak sirozun Ata’yı teslim aldığını ifade eder. Ne acıdır ki sirozdan hiçbir şekilde şüphelenmeyen diğer Türk doktorları yüzünden teşhisin konulması 1 yıl gecikmiş ve hastalık fazlasıyla ilerlemiştir.

1938 yılının Şubat-Mart aylarına gelindiğinde Atatürk’ün burun kanamaları durdurulamaz hale gelir. Bunun üzerine Başvekil Celal Bayar yurt dışından hekim getirilmesini teklif ederse de hastalığının duyulmasıyla Hatay meselesinin zarar göreceğini düşünen Mustafa Kemal, Hastalığım duyulursa fena olur; beni Türk hekimlerine emanet ediniz! der.

İşte, Atatürk’ün Türk doktorlarına emanet edilme isteğinin asıl sebebi o dönemdeki Hatay meselesinin aleyhimize sonuçlanmasından çekinmesidir. Yurt dışından doktor çağırılması demek Türkiye Cumhuriyeti’nin kurtarıcısı ve kurucusunun ağır bir hastalığa yakalandığını bütün dünyanın duyması; buna bağlı olarak da Hatay meselesi gibi daha pek çok konuda bunun aleyhimize kullanılmaya kalkılması demektir.

Oysa Beni Türk doktorlarına emanet ediniz diyen Atatürk, çektiği ızdıraplara daha fazla dayanamayıp bir süre sonra kendisini bir Fransız tıp profesörüne emanet edecektir.

O dönemin Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Asım Akar’ın ifadesine göre nihayet kendisine alkolden kaynaklanan karaciğer iltihabı teşhisi koyan doktorların ardından Atatürk, Bunların hiçbiri bir şeyden anlamıyor. der. Yurt dışından doktor getirilmesini yeniden öneren Celal Bayar’a Ata’nın cevabı kesindir: Çocuk, ne yapacaksan çabuk yap. Ben hastayım.

Artık Ulu Önder’in son ayları Paris Tıp Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Fissenger’a emanettir. Fransız doktor, İstanbul’a getirtilir ve kendisine her imkan sağlanır. Dünyayı dize getiren Mustafa Kemal’e Prof. Fissenger’in sözü çok çarpıcıdır: Siz büyük savaşlar kazanan büyük bir komutan olabilirsiniz. Ama şimdi sizin komutanınız benim.

Belgeselde aktarıldığına göre Dr. Fissenger’in bu benzetmesi Ata’nın çok hoşuna gider. Türk doktorlarının kendisine koyduğu teşhislere bir anlam veremeyen ve o zamana kadar onların sözünü dinlemeyen Atatürk, Fransız doktorun gelişiyle artık uzlaşmaya razı olmuştur.

Yıl 2010: Türk doktorlar, sayısız iş bırakma eylemlerinden birine daha imza attılar. Hepsi olmasa da çoğunluğu, hastanelerdeki hastalara hak etmedikleri şekilde muamelede bulunurken, devletten aldığı maaş yetmiyor gibi koşarak soluğu bir de özel muayenehanesinde alırken, hatta hastanede umursamadığı hastaları özel muayenehanesine geldiğinde karşılarında neredeyse yerlere kadar eğilme iki yüzlülüğünü gösterirken tam gün çalışmayı gururlarına yediremediler. 1937’lerde Atatürk’ü ölüme götüren rahatsızlığına karınca teşhisi koyan o Türk doktorlarının zihniyetindeki başka doktorlar, o gün bu gündür aynı hatalara düşmeye, insanları bilinçsizce kesip biçmeye ve bunu bazen sırf bıçak parası alabilmek adına yapmaya devam ediyor. Eski adıyla Aydın SSK’da, yeni adıyla Aydın Atatürk Devlet Hastanesi’nde düzenli olarak kontrollerden geçtiği halde akciğer kanserine yakalandığı anlaşılamayan babam da Türk doktorlarının azizliğine uğramış, hayatının son 7 ayını insanlıklarını her seferinde anlata anlata bitiremediği Viyana doktorlarının gözetiminde geçirmişti.

Çok kıymetli Türk doktorlarının sayısı, ne acıdır ki mesleğinin yüz karası meslektaşlarının yanında çok çok az. Şimdi yata döneriz, bağırsak ya da beyin kanamasından Atatürk’ü ölmüş de bulabiliriz. Onun için siz Cumhuriyet’in selameti için gereken tedbirleri şimdiden alınız. diyebilecek kudreti kendinde bulabilen Fransız doktor Fissenger’i unutmamalı Türk doktorları. Acaba asıl övünmesi gereken, Ata’nın Beni Türk hekimlerine emanet ediniz! sözüyle Türk doktorlar mıdır; yoksa dünyayı dize getiren büyük Türk komutanının ömrünün son günlerine “bizim doktorumuz komutanlık etti” diyen Fransız doktorlar mı?

evrengunlugu.net, 5. yılında sosyal sorumluluk gereği Türkiye Omurilik Felçlileri Derneğinin kampanya ve projelerini destekleme kararı almıştır. Ziyaretçilerini de TOFD’a destek olmaya davet etmektedir. TOFD’a ulaşın; gönüllü olun; 3430‘a boş bir sms atarak Akülü Tekerlekli Sandalye Kampanyasına 5 TL’lik bağışta bulunun.

Bu yazılarım da hoşunuza gidebilir

1 Yorum

  • Yanıtla bedirhan günel 09 Temmuz 2016 at 18:04

    Saygı duyuyorum ancak 1938’den bahsediyoruz. Türkiye’nin en iyi tıp fakültelerinden gösterilen Ankara tıp 1945,Hacettepe tıp ise 1954 yılında eğitime başlamıştır. 1938 yılındaki doktorların çaresizliğinden bahsediyorsun.Savaşın yaralarını saran yeni bir devletin, eğitime ne kadar önem versede, tıp konusunda avrupayı yakalaması çokta kolay olmasa gerek.2016 yılı itibari ile tıp fakültelerimizde dünya çapında çok değerli hocalarımız bulunmakta olup tıp konusunda dünyaya büyük katkılarda bulunmaya devam etmektedirler.
    Ben Ata’nın sözünden şunu anlıyorum:Kurtuluş savaşı zamanında nasıl ki anadoluda türk makinist bulunamadığı için sıkıntılar çekildiyse mevzu devlet olunca sağlık alanındada iyi yetişmiş türk doktorlara ihtiyaç vardır ki Gazi Paşa’nın Hatay meselesindeki hassasiyeti bunu göstermiştir.
    Bu yüzden biz kendimizi Türk hekimlerine emanet etmeye devam edeceğiz.Tabi şunu da unutmamak gerekir bilimin dini ve milleti olmaz.Kim bu işi daha iyi yapıyorsa ondan öğrenip kendimizi geliştirmeye sonuna kadar devam edeceğiz.

  • Bir Cevap Yazın