HAKLARINI UNUTMA

Kesecek kurbanı olmayanlar… Öpecek ele sahip olmayanlar… Arayandan sorandan eksik olanlar var. Yol boyu bunlar aklıma geldi. Herkeste bir telaş, bir koşuşturma. Aralık ayına daha dün girmişiz, bugün ilk haftasını bitirmişiz. Otobüsler, dolmuşlar dolu; yollar kalabalık; bankaların içi dışı curcuna… Bunca hengamenin içinde benim aklım nelere takılıyor.

Dokuz günlük tatile girmeden önce öğrencilerimin hemen hemen hepsiyle bayramlaşmaya, hepsini tek tek öpmeye çalıştım. Tuhaf bir duygu ama onları çok özleyecekmişim gibi bir duyguya kapıldım. Bayramın hemen ardından Ziya‘nın askere gidecek olması bu kez değişik bir bayram geçireceğimizin sinyallerini veriyor. Açıkcası bayram havasına giremedim bir türlü.

Bu haftayı bütün sınıflara yazılı yaparak geçirdim. Geçen hafta 9. sınıflarla imzaladığımız sözleşme, bir şekilde duvardan sökülüp çöpe atılmış; onlar da buna tepki gösterip sözleşmeyi yeniden duvara yapıştırmışlardı. Sözleşmelerine sahip çıkan bu gençler, üstelik benden sonra 3 öğretmene daha o sözleşmeyi imzalatmayı başarmışlar; bunu da bir müjde olarak derste bana söylemişlerdi. Sözleşmeyi ciddiye alıp, sahiplenen gençlerin bu tavrı beni duygulandırmıştı.

Bunun üzerine bugün yaptığım yazılının son sorusu “Sınıf Sözleşmesinin Maddeleri”ydi. Yazılıdan önce bantlarını çıkarıp okunmaması için sözleşmeyi ters çevirdim. Soruyu görünce şaşıran sınıfa mesajı vermenin tam vaktiydi: “İmzaladığın sözleşmeye sahip çık; haklarını unutma!

Büyük çoğunluk cevap kağıdına yazdıklarıyla haklarını unutmadıklarınıgösterdiler. Hepsi daha şimdiden birer demokrasi bekçisiydi.

SERDE EFELİK VAR

90 yaşında var yoktu… Yılların omuzlarına yüklediği ağırlıkla hafif kambur, yüzü buruşuktu. Dört yıl bu vatana ben askerlik yaptım dedi; dedi de hemen gürledi: “Serde asıl EFE’lik vardır!

Başı öne eğmek; halinden şikayet etmek; bırak ağlamayı iki damla göz yaşı dökmek ayıptı. Ayıptı ya; yakışmazdı mertliğe, sığmazdı delikanlılığa. Körüklü çizmeleri vurdum mu yere, işte bütün öfkemi alır savururum göklere diye gürleyince 90’lık Efe, be hey deli dağın zeybeği, Aydın’ın Efesi diye ünledi diğeri. Ezan okundu; burada akşam oldu. Hanım bekler, yerde sofra kurulu.

Belli ki yiğitlerin yiğidiydi 20’lerinde. Minneti de yoktu kimseye, havası da boldu. Kartal misali açıp kollarını kendinden geçerken, düşmanı geçirmezdi köyünden, kasabasından, kentinden. Kaç sevda yaraladı gönlünü; kaç göz kamaştırdı gözünü… Kimbilir… Serde yiğitlik vardı bir kere, sevdi mi yürekten sever, terketti mi ölümüne terkederdi. İkibüklüm olmuş bedenine inat, hakkını verdi efeliğinin. Önce efeyim bu dağlara, sonra askerim bu vatana! dedi. Ezan bitti usulca, usulca koyuldu evinin yoluna. Tüfenginin yerinde bugün bir baston vardı elbet amma gönlünün ateşi, efeliğin ruhu her bir adımında yine taze, ille de canlıydı. Her şey değişir; insan değişir; bir tek bakışlar değişmezdi. Bir endam, bir eda kalmıştı; son bir defa şöyle efe efe baktı, baktı… Serde de o gözlerde de bir Efelik vardı…

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni RSS abonelik

12 Saatlik Faaliyet

İlknur‘un daveti üzerine dün akşam yemeğinde onlardaydık. İbrahim haricinde tam kadro biraradaydık. Ziya askere gitmeden önceki hep beraber Yemekteyiz Programı şamatasında güzel bir akşam yemeği ziyafeti yaşadık.

Bugün neredeyse 12 saat boyunca görev yaptığım lisedeydim. 3 ayrı sınıfı yazılı yaparken gün çok çabuk geçti. Okul çıkışı fotoğrafçılık Continue reading →

Oyunlarımın Bir Parçası Ol

Daha bir gürültülü oldu benim oyunlarım. Yalnız başıma kendi dünyamda, daha bir kalabalık oynar oldum yalanlarımı. Ağlayarak oynanan bir oyun yoktu benim çocukluğumda. Oysa şimdi her biri gözyaşıyla son buluyor saklambaçlarımın. Cevap ver hayat, ben sorularımı soru işaretlerinin ardından çıkarayım. Küçük halkalar kurup, seni de oyunlarımın bir parçası yapayım.

Ah Aşk, beni azat ettin ve “Yaş ile dolmak, yaş’lanmak için geçmek gerek çocukluktan.” dedin. Doğruları bulmak için de önce çocuk olmak sonra yanlışları yaşamak gerek ey Aşk! Doğru bir, yalanın biri bin; sen yok isen benim hafızamda, diğer her şeyi unut gitsin.

Şimdi ben, kapanır giderim dünlerime. Kaparım gözlerimi; saklarım kendimi ellerimle. Görmesin beni aşk, ben görmeyeyim sevdayı diye, uzatırım içimden saydığım sayıları. Bu oyun bir gün bittiğinde; ah o çocukluğumun masum gizlenmeleri yetişir her derdime: Ben kim, sen nerede, cihân-ı evren ne hâlde…

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni RSS abonelik

Felatun Bey ile Rakım Efendi Şöleni

Cumartesi günü Aydın’da tam bir sanatvardı. İzmir Devlet Tiyatrosu’nun usta oyuncuları, Ahmet Mithat Efendi‘nin eseri Felatun Bey ile Rakım Efendi‘yi Şükran Güngör sahnesinde öyle iyi temaşa ettiler ki tiyatro salonundan büyülenmiş bir vaziyette çıktım; bütün birgünü sanki o sahnede yaşıyormuşcasına bir duyguyla geçirdim.

Liseden öğretmen arkadaşlar ve öğrencilerle bir sırayı olduğu gibi kapatmıştık. Türkçe öğretmenim Gülgün Sargın ve eşi Adnan Hocamı da oyuna davet etmiştim. Kendilerini kapıda beklerken, içim içime sığmıyordu. Ortaokul sıralarında kendisine Türkçe öğretmeni olma sözünü verdiğim Gülgün Hocam’ı görmeyeli epey bir süre olmuştu ve son derece heyecanlıydım. Oyuna ara verildiğinde elimi tutup Continue reading →