Her Aşk Elvada Tadındadır

{Eylül ’08 MisAfiR KaLeM Yazısıdır.}

Benden aşk’ın tarifini istemişti biri. Yemek tarifi ister gibi aşk’ın tarifini istemişti. Oysa yoktu aşk’ın tek bir  tarifi. Her gönülde farklıydı aşk. Benim için aşk’ın tarifi bir bakışının dilencisi olmaktı, onun içinde olmadığı tek bir hayalimin olmaması ve Son Nefes’ime kadar, kalbimin atışı durana kadar dudaklarımda onun adının olmasıydı özetlemek gerekirse bendeki aşk’ı.

Mecnun Leyla’sının mezarı başında o’na şöyle seslenir. “Simanı unuttum ama hasretinin acısı yüreğimde sonsuzdur.” Mecnun için de farklıydı aşk’ın tarifi yüreğinde hissederken ayrılığın, hasretin, yokluğun acısını. Hep düşünmüşümdür! Mecnun ile Leyla’nın hiç msn adresi, mesaj atacakları cep telefonu, birbirlerine resim gönderecekleri eposta adresleri olmadı. Onların iletişimleri kalpten kalbe, gönülden gönüle idi. Ya bizler? Bizler mahkum ettik duyguları e-postalara. Sağdan soldan bulduğumuz resimleri, şiirleri gönderdik sevdiğimize; sanki içimizde kalmamış gibi bir tek kelime.

Ya elvedalar!

Elvedalarda aslında çok ince bir nokta var bizim göremediğimiz ya da görmek istemediğimiz. “Elveda” demek, “ben hayatıma yeni birini katıyorum ve/veya katmak istiyorum”; “elveda” demek, “bakmaya doyamadığın gözlerime başka gözlerin bakmasını istiyorum”; “elveda” demek, “dokunmaya kıyamadığın saçlarıma bir başkasının dokunmasını istiyorum” demekten başka nedir? Elveda ihanetin ilk adımları değil midir?

Oysa verilmiş şiirler, sözler vardı hatta kurulan hayaller. Canım, efendim bir tanem! Kocaman evimiz olsun, çocuğumuzun odası da pembe olsun. Neden pembe? Kızımız olacak ya. Allah sağlıklı sıhhatli versin de ne olursa olsun. Yok, yok ben kız istiyorum. Tamam o zaman siparişi veriyorum tövbe tövbe. Canım, efendim, aşkım. Beni çok sev olur mu? Ben, ben seni hep çok sevdim bir tanem.  Canım. Ne? Ne mi? Efendim bir tanem. Ben senin neyinim? Sen benim hem bugünüm hem de yarınımsın. Hayaller, sözler bir anda yok olup gidiyor bir elveda kelimesi ile.

Son olarak. Sevgilerinizi şüpheler üzerine değil de güven üzerine kurunuz. Kanıtlanmamış bir şey üzerinden karşınızdaki insanın üzerine gitmeyin. Sevdiklerimizde mükemmelliği arasak da unutmayalım ki kimse mükemmel değildir. Sevdiklerimizi doğrularıyla yanlışlarıyla sevelim. Sonuçta doğrularla yanlışlarla her şey biz insanlar için.

—-
e-vren günlüğü’nün Eylül MisAfiR KaLeM‘i İbrahim MERİÇ 1974 Giresun doğumlu. Bir zamanların internet fenomenlerinden biri olan, yazılarıyla blogcu camiasını kasıp kavuran Meriç,  sanal alemde onemsiziletilerim.comadresinde yazmaya devam ediyor. Çok sevdiği bir arkadaşının soyadını alıp internet dünyasında kendisini İbrahim Meriç olarak kabul ettirmesine rağmen yazılarında kendi fotoğraflarını kullanmaktan çekinmiyor. Özel bir şirkette müşteri hizmetleri departmanında görev yapıyor.

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni ] RSS abonelik

16 Comments

  1. Değerli İbrahim Meriç,
    Yazını empati kurup okuduğumda içim titredi, gözlerim doldu ve satırların, ruhumun en naif yerine dokundu. Ancak empatiden vazgeçip kendi dünyama döndüğümde bazen insanları olduğu gibi kabul edip, o şekilde sevmeye ve hatta sevdirmeye çalışmaya devam etmenin ömrümüzü nasıl törpülediğini görüyorum ve ne yazık ki biliyorum. Bana göre bir ilişki, yürek atışından yürek sızısına, ileriye dönük hayallerden sis bulutlarına, bizcillikten bencilliğe dönmüşse o ilişkiye “elveda” demek lazım ki günümüzün vebası pek çok hastalık sizi yiyip bitirmesin… Hayat birine esir olmak veya kendini esir edecek kadar vazgeçilesi bir süreç değildir…

  2. 3. paragraf neydi öyle ya:) gidenin arkasından bakakalmamak gerektiğini ne güzel anlatmış…çoğumuz göremiyoruz sanırım bi bitişin ardındaki bu apaçık aynı zamanda atgözlükleriyle baktığımız için göremediğimiz vahim gerçekleri…

  3. yok, olmuyor. son paragrafta yazdıkların bende işlemiyor. sende işliyor mu? yani son günlerde sıkça kullandım ama ‘terzi kendi söküğünü dikebiliyor mu?’ ben baktım başa çıkamayacağım yama vurmaya başladım… klasik gül-diken edebiyatına girmiyorum ama… dün bi ablam bana hayat arkadaşının verdiği sözleri tutmayışını anlattı.. ablam güldü…dikenler hüküm sürüyordu… dilerim ki kendi söküğümüzü dikebiliriz gün gelirde.. var ol ibrahim abi…

  4. Sevgili blogcu arkadaşım İbrahim’in yazısını yine keyifle okudum. Hak verdiğim sözleri de oldu, haksız olduğunu düşündüğüm kısımlar da. Çünkü bazen kalamıyorsun bir insanın yüreğinde kalman gerektiği gibi. Yıpratıyorsan, yıpranıyorsan ve düzelemeyecek kadar yaralar açıyorsa gelen günler ELVEDA demek bence büyüklük olur .. Ama eğer ki dimdik kalabileceksen , o hayallerini kurduğun güzellikleri yaşatabileceksen ve yaşayabileceksen kaçmak gitmek tabii ki aptallık olur. Yani herşey ,verilen her karar , o oyunun bir parçasıyken anlamlı . Uzaktan akıl yormak çok yerinde bir davranış değil belkide.. Ama bence hâlâ büyük sevdâlar var . Uzakta olsanda sevebilen, Saçının teline dünyaları değişmeyen sevdalar var.. Orada bir yerde , elini uzatsan tutacaksın, başını çevirsen göreceksin… Bakıyorumda yalnızlıktan şikayetçi bir sürü insan . Herkes aynı dertten muzdarip “sevecek insan mı var”, “evlenecek adam mı var” , “evlenecek kız mı var” . Bunlar ne kadar çok duyduğumuz sözler değil mi? Bence bakan gözlerde sorun var. Eğer insanların kalbine bakmayı öğrenemiyorsanız, kaşınla , gözünle en fazla iki üç gün oyalanıp üçüncü gün uzaklaşırsınız.. AŞK HÂLÂ VAR . SEVDÂ HÂLÂ VAR. YETER Kİ BİZ BAKMASINI BİLELİM.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir