Monthly Archives

Eylül 2007

e-vreniyyat

Unuttursam Seni

Çalıp kapıyı girsem ansızın yanına… Hatta çalmadan açıp girsem içeri, dikilsem karşına… “Özledim seni” desem, susup kalsak sonra… Yine o mezarlığa gitsek… Dalından gülü koparıp uzatsan yine bana, “sevgiline ver” desen… Yine kızsan bana…

Bilardo topu gibi savruluyorum, oradan oraya vuruyorum. “Ey hayat dur!” diyorum, duruyor hayat. Durup durup sarsılıyorum, savuruyor beni hayat oradan oraya.

Hayat değil suçlu. Biliyorsun değil mi, sensin sarsıntılarımın sebebi. Oysa ben, kendime asılsız bahaneler uyduruyorum. Biliyorum, bir daha oturmayacağız aynı sofraya, omuz omuza vermeyeceğiz bir daha. Sırtımı dönüp gittim, yalamayacağım tükürdüğümü. Yürüdüğüm bu yollarda hep senin günahların var, attığım her adımın vebali senin boynuna. Sen başkalarına anlatmaya devam ederken beni; ben, anlattıklarıma unutturmaya çalışıyorum seni…

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni RSS abonelik

e-günlük

İftarı Ayağınıza Getirsek?

İki Ramazan önceydi. İftar olur, biz Emine Nine’ye gideriz deyip, onun yalnızlığını paylaşmıştık arkadaşlarla. Bu Ramazan, neden daha çok yaşlının iftarına misafir olmuyoruz ki dedik. Ve açılışı bugün Emine Ninemizin iftar sofrasında yaptık.


İftarı Yaşlıların Ayağına Götürmek

Uzun süredir aklımdaydı bu fikir. İstanbul ziyaretimde Zeytinburnu Gençlik Merkezi‘ndeki arkadaşların toplantısında da paylaşmıştım bunu. Erzak ya da kumanya toplayıp kapıdan bırakmak ihtiyaç sahiplerini mutlu edebilirdi elbette ama… En güzeli ekmeğinle, çorbanla, tatlınla onların kapısını çalıp iftar sofralarına misafir olmak çok daha büyük bir mutluluktu. Biz bunu iki Ramazan önce Emine Nine ziyaretinde tecrübe etmiştik. Onun yalnız geçen tek bir iftarına misafir olmamız, Emine Nine için aylarca anlatılacak güzel bir anı olmuştu. Tek bir gecenin mutluluğu, iki yıl gözünün önünde canlanıp durmuştu.

Biz dört hafta boyunca yalnız yaşayan dört yaşlının evinde iftarımızı açacağız. Birkaç gün önceden gidip kendilerine haber veriyoruz. Yediğimiz yemek ve ekmekten, içtiğimiz çaya ve şekerine kadar her şeyi biz götürüyoruz. Evine misafir olduğumuz yaşlı teyzeye sadece iftar sofrasını bize açmak kalıyor. Sofranın kurulumu, toplanması, bulaşıkların yıkanması dahil her şeyi arkadaşlarla biz yapıyoruz. Artan yemek, meyve ve tatlılar buzdolabına yerleştiriliyor ve neyin nerede olduğu ev sahibine gösteriliyor. Böylece biz gittikten sonra da bir iki günlük yemek ihtiyacı da sorun olmaktan çıkıyor. Kapıdan erzak dağıtıp gitme dönemi geride kalmalı artık. Dağıtılan gıdalarla yemek yapamayacak durumda olan ihtiyaç sahipleri var. Onlarla onların sofrasında yemek, iftar sonrası çay içip sohbet etmek ve böylece o akşamlarını hoşsohbet içerisinde değerlendirmek mutlulukların en güzeli oluyor. Tabi bunu yaparken hiçbir şekilde onları rencide etmemek ve onlara yük olmamak şartıyla…

Emine Ninemizin evinde kurduğumuz iftar sofrasını bu Cuma yalnız yaşayan bir başka yaşlı teyzemizin evine taşıyacağız. Bizimle bir yaşlının evine iftarını götürmek isteyenlere ya da bu Ramazan ne yapabilirim? diye düşünüp harekete geçemeyenlere güzel bir fikir olması ümidiyle… Bizim soframız çok geniş…

e-günlük

Kuşadası’nda İlk Ramazan

Sanırım ilk defa ilk iftarımızı Aydın dışında yaptık. Ramazan’ın ilk dört günü Kuşadası’ndaydık. Oruçlu oruçlu denizi seyretmek, yüzenleri görüp de yüzümemek tuhaf bir duygu. Her yıl 11 gün geri gelen Ramazan, önümüzdeki yıllarda hepten yaz aylarına denk gelecek ve işte asıl ağır sınav sanki o zaman verilecek. İki gün arka arkaya denizi seyretme şansım oldu. Pazar günü tek başıma yola düşüp gazetemi alıp bugüne kadar keşfetmediğim bir tepeyi keşfedip orada 1 saate yakın bir süre oturdum. Kuşadası Devlet Hastanesi‘nin hemen altında bakımsız ama muhteşem bir manzaraya sahip bir parktaydım bu sabah. Büyük bir turist gemisinin limana yanaşmasını seyrettim dakikalarca. Deniz dalgalı, hava rüzgarlı ancak bir o kadar da yakıcı bir güneş…

Artık akrabadan da öte, anneannemiz yerine saydığımız Huriye Teyzenin evindeyiz. İlk iftarımızı onunla açtık. Ramazan’ın ilk dört gününü beraber geçirdik. Bulunduğu yerde ezanı duymak mümkün değil. Genelde ingiliz komşularla çevrili etrafı. Birkaç Türk komşusu var. Hatta Ramazan Ayına girildiğinden haberi olmayan Türk komşuları bile var… İlk gün imsakiyemiz olmayınca ben ve kardeşlerim Kuşadası’ndaki arkadaşarımızdan yardım istiyoruz :) Ada’ya Ramazan pek uğramamış. Yollarda sigara içenler, yemek yiyenler çoğunlukta. Gözünü turizmle açıp turzimle kapatan bir şehir olmak Ramazan’ı unutmayı gerektiriyor sanki. Birkaç büyük otelin Ramazan geceleri düzenlediğini görüyorum reklam afişlerinde. Sadece otellerde var Ramazan. Şehir büyük bir uykuda sanki. Akşamüzeri Huriye teyzemizi de alıp geri dönüyoruz Aydın’a.

e-vreniyyat

ÖĞRENİRİM ELBET

Yalnız yürümeyi de öğrenirim. Öğrenirim elbet, Dünya yalnızken kalabalık olabilmeyi de…

Sana küçük bir itiraf, boyumdan büyük bir gerçek… Sen ve ben, BİZ iken; ben bir başkasını sevdim. Sana seni sevdiğimi söylerken, bir başkası sevdiği insanı aldattığını söyledi. “Tek sen değilsin aldatan” dedim.

Sana seni sevdiğimi söylerken asıl sevdiğim insan, “hayatımda biri var” dedi. Tek ben değilmişim oyun oynayan. Bu aldatmak mıdır, aldanmak mı? Nasıl bir oyunun içinde, ne biçim oyuncularız? Dört kişinin arasında dönüp duran bir dönme dolabız.

Tek doğrum şu an, seni sevmediğim. Bu, asıl sevdiğim insanın beni sevmediği kadar gerçek… Bu sefer gerçek…

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni RSS abonelik

e-günlük

Ramazan’ı Yeniden Yaşamak

Bugün bütün gün İzmir‘deydim. Merve‘yle kahvehane gibi bir yerden çıkıyoruz :) Konak Piere‘e doğru giderken fotoğraf çekilesimiz geliyor. Merve’nin objektifinden şiir gibi bir fotoğraf çıkıyor ortaya. Evren bak sevgilileri de aldım. Sen ve onların arasındaki boşluğa da bir şiir ekle diyor :)

İzmir, pek Ramazan‘a hazır gibi görünmüyor. Konak Piere gözüme çok tenha geldi ilk defa. Belki akşama ilk teravih heyecanından dolayı boşalmış olabilir :) Onun dışında dışarıda bir curcunadır gidiyor. Kimse çalışmıyor, herkes gezip tozuyor sanki.

Aydın’a geldikten 10-15 dakika sonra yatsı ezanı okunuyor. Ben hala üzerimi değiştirmekle meşgulüm. İlk teravih namazını çocukluğumun camii Konak‘ta kılmayı planlarken yan taraftaki mescite zor atıyorum kendimi. Namaz boyu komşumuzun oğlu İrfan‘ın abi şimdi ne diye niyet edeceğiz, kaç rekat kılacağız? sorularına cevap yetiştiriyorum.

Her yıl ağlamaklı bir şekilde uğurladığım Ramazan’a yeniden kavuşmak büyük bir mutluluk. Her günün ayrı ayrı kıymetini bilip, tadını çıkara çıkara Ramazan günlerini yaşayabilmeyi ümid ediyorum. Bu yıl arkadaşlarla her hafta bir yaşlının evine Ramazan’ı götürme projemiz var. İlkini pazartesi günü gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Geçen yılın aksine sokakta yürürken oruç tuttuğumu ve Ramazan ayında olduğumu hissedebilmeyi diliyorum.

VideoBlog

Bir Anchorman Denemesi

Çankırı‘daki “Dünyanın Tadı: TUZ” Avrupa Birliği Eylem 3.1 Projesinde gizli saklı çektiğimiz haber bülteni görüntülerini daha önce iki bölüm halinde yayınlamıştım. Ancak o görüntülerde çok önemli bir eksik vardı: Yüzbinlerce insanın önünden bağlanan muhabirimiz Merve Öztaş :) Merve’nin bende olmayan bu görüntüleri geçen haftalarda Taner’in yolladığı proje dvd’sinde çıkınca yeni bir güncelleme yaptım. Gülmekten çekimleri yarıda kesmiş, onlarca tekrar yapmak zorunda kalmıştık. Görüntülerde geçen siyasi partinin seçim mitingini malzeme olarak kullanmak isteyip, proje ekibinden 15 dakikalık izin istediğimizde yüzümüze tuhaf tuhaf bakmışlardı. Evrenlerin o partinin mitinginde ne işi olabilirdi ki?dedikoduları arasında biz asıl amacımız için kolları sıvamıştık. Ve çevredekilerin şaşkın bakışları arasında profesyonel gazeteci edasıyla bu amatör ruhlu haber bültenimizi hazırlamıştık: 

e-günlük

Hüss’ün Okula Alışma Günü

Sabah 9’da Hüss‘ün yeni okulundayız. O okuldan teyzem, abim, ben, Ziya ve İbrahim mezun olduk. Abim, mezun olduğu ilkokulda seneler sonra kendi çocuğunun da okuyacağını hayal eder miydi acaba? Sordum: Etmezmiş :)

Yeni anasınıfı 17 Eylül’e hazırlandığı için şimdilik normal bir sınıfta okula uyum sürecini tamamlayacak olan Hüss, tebeşirle ilk tahta deneyimini gerçekleştiriyor. Tahtaya “KÖAV” yazıyor. Söylediğine göre o, “öğretmen” yazmış oraya. Ufaklıkların “tebeşir” kelimesini bilmeyip “tutulan şey” diyerek tebeşiri kastettiklerini farkettim.

Canım kardeşlerimden bir tanesi, e-vren günlüğü’nün ilk MisAfiR KaLeM’i, Salihim gelmiş Konya’dan ailesiyle. Hasret gideriyoruz, öğretmenlikten radyo programcılığına kadar pek çok konuya dalıp çıkıyoruz. Her nedense bir türlü fotoğraf çekilmeyi beceremiyoruz gülmekten :)