Monthly Archives

Haziran 2007

e-günlük

İMAMKÖY KAÇAMAĞI

Akşamüzeri İmamköy yollarındayız. Efe‘nin şoförlüğünde annem, Seda, Ziya ve Hüss’le atladık bizim turuncu Abdi’ye soluğu İmamköy Ilıcası’nda aldık. Bugün ÖSS varmış, üstüne üstlük babalar günüymüş kimin umurunda. Dört duvarın, beton evlerin içinde ömrümüz kısaldıkça kısalıyor, hem bizde klima başağrısı yapıyor :) Annem otu böceği, köy ortamlarını pek sever. Bir vadinin ortasındaydı gittiğimiz yer. Yemyeşil bir otam, kocaman ağaçlar :) Dere kenarına kurulmuş masalar, derenin içinde balıklar, yengeçler, su kaplumbağaları… Harika bir ortam. Bir ara yengeç avına çıktım, burcum da yengeç olunca bir adet yengeç yakalayıp evde besleme telaşına düştüm. Küresel ısınmayı bahane edip, bu fikrimden vazgeçtim gibi görünse de asıl sebep yengeci neyle besleyeceğimi bilemememdi :) Yedik içtik bit gibi şiştik derken, bir ailenin evine konuk olduk. Evde yok yok. Bıldırcınlar, onlarca ördek, yavru kediler, köpekler, böğürtlenler, papaz erikleri vs. Doğaya doyum olmuyor, gece yarısı eve döndük ama sık sık da kaçamıyoruz bir yerlere ailecek. Bugün bahaneyle bütün elektriğimizi atmış olduk.

e-vreniyyat

Sorsam, Sorgulasam Kendimi…

Ramazanlar gerekti Seni hatırlamak için. Oysa unutmak için Seni, ne çok bahanemiz vardı. Cuma’dan Cuma’ya koşmaya başlar olduk Sana. Halbuki Senden kaçmak için ne çok sebebimiz vardı. Huzursuzluğumuzun çaresini, huzurunda aramak varken bayramdan bayrama çıkar olduk huzuruna. Ezanlar günde 5 vakit kimin için okunuyordu? Benim için mi okunuyordu? 5 defa günde her ezan başkalarını mı davet ediyordu? Senden geldik, Son’a gidiyoruz. Ne söz verdik, ne halt işliyoruz. Sözümüzü dinlemeyen çocuğumuza kızarken, Sana verdiğimiz sözlerden dönerek ne çok çocukluk ediyoruz. Artık dara düşmedikçe hatırlayamıyor, canımız yanmadıkça anamıyoruz adını, açamıyoruz avuçlarımızı Sana. İyi ki öğrenmişiz “Elhamdulillah Müslümanım”ı. Yoksa hepten unutacakmışız Müslümanlığımızı!

facebook’evreni facebook sayfası ] twitter’evreni RSS abonelik

e-günlük

ÖSS Beni Gersene!

Sabaha karşı 05.30’da yatıp öğlen 12’de gözümü zor açtım. Uyku düzenim yerle yeksan. İçiyorum demli demli çayları, kendimi veriyorum kitaplarıma… Sabahı ediyorum sonra da :)

Öğleden sonra kütüphanedeyim. İki KPSS sorusu çözüyor, uzman kütüphaneci Ayşen ablamla 10 soruluk muhabbet ediyorum. 5 dakika ders, 55 dakika ara :) Bilmeyen de öğretmen olacağım sanır! Bugün Harun‘un kardeşleri İrfan ve Ümran‘a vakit ayırdım. ÖSS öncesi onlarla bir araya gelmek fena fikir değildi. Tabi bize Ayşen ablam da eşlik etti. Saat 6’ya kadar kütüphanede kalıp, memularla beraber kütüphaneyi kapatınca kendimi devlet memuru gibi hissettim. {Öyle ki Ayşen ablam KPSS’den sonra Çankırı‘ya AB projesine katılmam için bana 6 gün izin veriyor sonra kütüphane projesi için iş başı yapacağım. İlknur da yanıbaşımda :)} Neyse, sonra kendimizi attık yeme içmeye :) Ümran beyimiz sandviç ekmeklerini soğuk buldu, ortam kendisine gürültülü geldi, başı ağrıdı, gözleri acıdı, “su bardakları kirli, çaylar soğuk” dedi. “Haydi hesabı ödeyelim, gidelim” havaları… Oy oy oy! “İrfanım” dedim, “kardeşim” dedim, “bir dahaki sefere arkadaşı bir cami avlusunda bırak da öyle gel” dedim :)

Hayat boş, doldur doldur boşalt ne gezer! Yedik bitirdik seni ÖSS :)

e-günlük

Erken Doğum Günü :)

Birkaç gün önceden Deniz, bugün için hepimizi çaya çağırdı. {Biz derken ben, Ziya, Fatih, İlknur} Bugün de sabah 9’dan 14’e kadar dersim var. Yeni hocamızla tanıştık ilk defa. Rehberlik dersine giriyor, çok eğlenceli birisi. Haliyle ders de çok neşeli geçti. Dersten sonra ben de bir yorgunluk, bir uyku… Her öğlen mutlaka uyumaya alışkın olunca bünyem, biyolojik dengem sarsıldı haliyle. Hava çok sıcak, ta dağın tepesinden güneşin bağrında yürüyerek aşağı iniyoruz. Küresel ısınma karşısında son derece savunmasız yani.

“Evren git eve, üstünü başını değiştir, duş al, devir kafayı yat uyu” dedim. Bu yorgunlukla Denizler de keyfim olmayacaktı zaten. Esnemekten iki çift laf edemeyecektim :) Davete icabet etmek gerek, eve uğrayıp üstümü değiştirip, Hüss‘ün de elinden tutup soluğu Denizler de aldım. Meğer Ziya ve Deniz; Deniz’in kardeşi Ozan ve benim için sürpriz doğum günü hazırlamışlar. Ozan’la ben aynı gün doğumluyuz. Başka birini de tanımadım zaten benimle aynı gün doğan :) Deniz öyle güzel profiterol yapıyor ki, yerken kendimden geçiyorum. Ozan’la ikimiz profiterolü çok seviyoruz diye, doğum günü pastamızı da ondan yapmış Deniz. Üzerine de iki mum… Üfleye üfleye bir hal olduk mumları. Ozan aşka geldi, bana üfleyecek mum bırakmadı. Yaktık üfledik, yaktık üfledik.

Amma uzattım konuyu. 12 gün önceden kutlanan bir doğum günü olayını yazacaktım bir iki cümle, çenem düştü yine :) İyi ki varsınız çocuklar!

e-vreniyyat

Kul’dum Ne Ol’dum

Bu dünyanın insanı oldum. Her şeyi bildim, kendimden geçtim. Kuldum, Senin yok’sulun oldum. Kendimi doluya koydum olmadı, boşa koydum almadı. Senin Evrenin‘de zerre bir evren, dolup dolup boşaldım. Han oldum, hancı oldum; terzi olup kendi söküğümü diktim. Mecnun‘la Ferhat‘a soyunup Leyla‘yı da Şirin‘i de Senden öte aradım. Ne Aşk‘ı buldum ne de Tebrizi‘ye kavuştum. Ben bir garip Yunus olup, Mevlana misali döndüm durdum.

Ben bu dünyanın insanı oldum. Kul‘dum, ne ol’dum… Ama Seni, ama Seni, ama Seni Unutmadım!

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni RSS abonelik
e-günlük

KİTLESEL TEPKİ

Türk Silahlı Kuvvetleri Türk Milleti’nin kitlesel karşı koyma refleksini göstermesini istiyor resmi web sitesinden. Hüss sayesinde bizim evin balkonlarından 365 gün boyunca Türk Bayrağı eksik olmuyor. 1 değil, 2-3 tane üstelik. Evimizin çaprazındaki Subay Lojmanlarının bütün balkonlarında da haftalardır Türk Bayrakları asılı. Pencereye, cama bayrak asmak işin en kolayı belki de. TSK’nın arzu ettiği kitlesel tepkileri biz hala daha televizyon karşısında veriyoruz. Vermiyor muyuz? Diziler seyredilme rekoru kırmaya, yetenek yarışmalarına sms oyları yağmaya devam etmiyor mu? Diğer bir yanda da Şehit cenazelerinde binlerce insan toplanıyor, teröre karşı kinini kusuyor. Günlerdir, haftalardır bütün olanları hayretler içerisinde seyrediyorum. Bir tarafta kendinden geçercesine seçim hazırlıkları, bir tarafta oğlunu, kocasını, babasını bu vatana şehit verenlerin feryatları, bir tarafta OKS, ÖSS, KPSS diye başını kuma gömmek zorunda kalıp gündem dışlında kalan Türk gençliği, diğer bir tarafta da televizyon karşısında hipnotize olmuş geniş bir kitle. Bunca karmaşanın arasında lisansı bitirmenin bir işe yaramadığını gören biri olarak KPSS yolu gözlüyor, Aralık’ta asker olmaya hazırlanıyorum. Şu dünyanın haline bak. Bazen her şey ne kadar da boş geliyor.

Bugün yüksek lisansın üçüncü dönemi başladı. Bir’ken üç, dört’ken sekiz kişi olduk. Yine zorlu, dolu dolu bir program bizi bekliyor, bunu öğrendik. Amaç: Bizi donanımlı bir Edebiyat öğretmeni yapmak. Niyetler son derece güzel. Ama bu yıl yine 30-35 edebiyat öğretmeni alınacaksa KPSS’ye çalışmayı bırakacağımdiyen arkadaşımızı da, bir dersin finalindeyken koca bir işsizler ordusuyla karşı karşıyayım açıklamasında bulunan hocayı duymazlıktan gelmek pek mümkün değil. Öğretmenlikte gözüm olmadı hiçbir zaman ama insan artık aldığı eğitimin bir karşılığını, saygınlığını görmek istiyor.

e-günlük

Hepimiz İçin Küresel Isınmayı Ciddiye Al!

Ne ilginçtir, dünyadaki bütün sorunlarda olduğu gibi Kürsel Isınma tehlikesinde de en ciddi ve somut adım yine Amerika’dan geliyor: Live Earth {Yaşayan Dünya} ! İllaki bazı gerçeklerin farkına varmamız için elin oğlunun gelip yüksek bütçeli, 2 milyar seyircili bir konser düzenlemesi gerekiyor. Gerçekten öyle mi acaba?Uygunsuz Gerçek belgeselini bilmeyen yoktur. Al Gore‘u da artık hepimiz tanıyor sayılırız. Küresel Isınma’ya dikkati çekmeye çalışan insanların başında geliyor kendisi. Bu konuda önce bir kitabı yayınlandı, sonra aynı isimle Oscar‘a iki dalda aday gösterilen belgeseli çekildi. Şimdi O, S.O.S. – Save Our Selves {Kendimizi Kurtaralım} hareketine ciddi anlamda kaynak elde etmek için Live Earth konser projesinin başını çekiyor. Her şey 7 üzerine kurulu: Dünyanın 7 büyük kentinde {Tokyo, Sidney, Şanghay, Johannesburg, Londra, New York ve Rio de Janerio} 2007’nin 7. Ayı’nın 7. Günü’nde bütün dünyayla aynı anda dünya starları konser verecek. Bu projeyle hem Küresel Isınma’ya dikkatlerin çekilmesi hem de S.O.S. oluşumuna kaynak sağlanması amaçlanıyor.

Peki ya Türkiye bu projenin neresinde? Konser zincirine Türkiye’nin dahil olmadığını farkeden bizimkilerin morali çok bozuluyor tabi. Elin oğlu dünya elden gidiyor! derken, bizimkiler Türkiye’nin reklam fırsatı elden gidiyor! deyip, 7 denklemini bozmak istemeyen organizatörleri ikna etmeyi başarıyorlar: Türkiye’nin 7 komşusu var ve İstanbul 7 tepeli. Üstüne üstlük Al Gore, kendisine gönderilen İstanbul fotoğraflarına da kayıtsız kalamıyor, çünkü adeta büyüleniyor.

Artık İstanbul da 07.07.2007 tarihinde yapılacak bu dev konserlere dahil kentlerden biri. Öyle ki dünyada 2 milyar insanın seyredeceği konserlerin İstanbul ayağından elde edilecek gelir TEMA, Doğa Derneği, Doğal Hayatı Koruma Vakfı ve Deniz Temiz‘e bağışlanacak. Bizim medya şimdilik işin maganiziyle meşgul. Bu organizasyonun Küresel Isınma konusunda kazandıracağı bilinçten, faydadan çok konserleri kaç milyar kişinin seyredeceği, İstanbul’un kaç saat reklamının yapılacağı, bunun turizm getirisinin ne kadar olacağı, Şebnem Dönmez’in basın sözcüsü olduğu, bunun iyi bir seçim olup olmadığı yazılıp çiziliyor.

Organizasyon dışarıdan bakılınca son derece profesyonel ve masum görünüyor. Öyle ki ilgili haberleri okuyunca ilk aklıma gelenböylesi büyük organizasyonda elektrik, su israfı, çöp sorunu da olacak soruları olmuştu. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu durumu söz konusu olabilirdi. Ama adamlar yola çıkış amaçlarıyla çelişmiyorlar: Çünkü kağıt israfını engellemek için konserle ilgili el ilanı ve afiş bastırtmıyor, organizasyon boyunca kullanılacak bütün ampulleri az enerji harcayan led ampullerden seçiyor, hatta sanatçıların kalacağı otellerdeki ampullerin de böyle olma mecburiyetini arıyor, sanatçıları güneş enerjisiyle çalışan tekne ve hibrid araçlarla taşımayı planlıyor, jeneratörlerin biyodizelle kullanılmasını istiyor, konser boyunca ortaya çıkan çöpün de mutlaka ama mutlaka geri dönüştürülmesine dikkat ediyor.

Çoğumuzun karşılaştığı bir durum: Apartman kapısını açar açmaz pek çok marketin haftalık bültenleriyle karşılaşıyoruz. Apartman 8 daireden oluşuyor belki ama yerde daire başına iki bülten. Hem de sayfalarca. Bütün bir sene boyunca bunları biriktirsen kışın odun almaya gerek kalmayacak. Apartmanlarımızı kirleten ve kağıt israfında bulunan marketlerin başında da Aydın‘da KİPA geliyor. Resmen har vurup harman savuruyor. Örneğin Tansaş son dönemde tüketicisini Kürsel Isınma konusunda bilinçlendirme projelerine imza atarken KİPA‘nın sırf daha çok müşteri – daha çok satış adına böylesine israfa ve kirliliğe sebep olmasını hoş karşılamak mümkün değil. Live Earth konserleri büyük ses getirecek kesin ama gidip konserde lay lay lom oynayıp ertesi sabaha Küresel Isınma’yı körükleyerek devam edeceğimizden hiç şüphem yok. Live Earth konserlerine şu el ilanı, reklam, broşür dağıtan firmaları mı göndermek daha faydalı olurdu acaba?