Türkiye’de FEF Mezunu Olmak!

TÜRKİYE’DE

Fen Edebiyat Fakültesi Mezunu

OLMAK!

{Evren’in Aydın Life Dergisi Ekim sayısı yazısıdır}

Sanırım bundan iki yıl önceydi. Emekli bir sağlık personeli, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü öğrencisi olduğumu söylediğimde “işiniz zor” demişti. Formasyon verilip verilmemesinin belirsizliğinden dolayı mı işimizin zor olduğunu sorduğumda “Hayır, mesleki anlamda çok fazla alternatifiniz var.” diye cevap vermişti. O zaman için “aksine bunun bizim işimizi kolaylaştırdığını” söylemiştim. Aradan 2 yıl geçti. İddia edilen o çok alternatifli mesleki dünyaya elimdeki diplomamla giriş yaptım. Sanılanın aksine yüzleşilen gerçekler hiç de hayal edilen tozpembe bir dünya değildi. 

Fen Edebiyat Fakültelerinin bilim insanı yetiştirme amacıyla verdikleri dört yıllık zorlu bir eğitimin sonunda diplomayı aldığımızda şişirilmiş hayallerimizin nasıl da sabun köpüğünden ibaret olduğunu fark ettik ilk önce. Üniversite denen bu dev kapıdan girerken de çıkarken de sanki bütün iş’ler bizimdir sandık. İşverenlerin, bizi işe almak için mezun olmamızı dört gözle beklediği gibi boş bir hayale kapıldık. Zannettik ki, almış olduğumuz eğitime birileri saygı duyacaktı! 

Bir Fen Edebiyat Fakültesi [FEF] Türk Dili ve Edebiyatı [TDE] Bölümü mezunu olarak birinci ağızdan yazıyorum: FEF’liyiz diye birileri bizi fena halde KEK’lemeye çalışıyor! Daha net bir şekilde ifade edeyim: Birileri formasyonumuz yok diye bizi sömürmeye kalkıyor! Nasıl mı? 

Dört yıl boyunca “bilgi alarak/ bilgiyle yüklenerek” yetişen FEF öğrencisi, “bilgiyi aktarma” becerisi edinmeden eğitimini tamamlar. Ama alanıyla ilgili bilgiyi de ondan daha iyi bilecek kimse yoktur. Sonuçta bilim insanı mantığıyla yetiştirilmektedir. Pedagojik formasyonu olmadığı için mezun olduktan sonra ek olarak bir ya da bir buçuk yıl daha Tezsiz Yüksek Lisans (formasyon) eğitimi almak zorundadır. Böylece KPSS’ye girip öğretmen olarak atanma ya da bir dershanede öğretmenlik yapma hakkına sahip olacaktır. Ancak Milli Eğitim Bakanlığı FEF mezunlarına, özel dershanelerde formasyonsuz öğretmenlik yapabilme hakkını da vermiştir. Üstelik ihtiyaç duyulan okullarda ders ücretli veya vekil öğretmen olarak derslere girme imkanını da sunmuştur. Demek ki FEF mezunundan istenildiğinde iyi bir öğretmen olabilmektedir. 

Gelelim şu sömürülme olayına. Örneğin Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunu olarak formasyonunuz olmadan ülkenin pek çok yerinde şubesi bulunan zincir bir özel dershaneye başvurduğunuzda size sunulan ilk şart, en az bir yıl deneme sürecidir. Aydın’daki bir zincir dershane bu sürece dâhil olabilmeniz için sizi zorlu bir sınava tabi tutmaktadır: Öncelikle eğitim danışmanıyla yüz yüze görüşme, eğer görüşme olumluysa sonrasında alanınızla ilgili bir sınava girme, sınavda başarılı olursanız size verilen bir konuyu kurulun önünde anlatma. Sanki onlarca vize ve finali başarıyla geçip mezun olan siz değilmişsiniz gibi bir de dershanenin kendi içindeki sınavına girersiniz. Bütün bu aşamaları geçtiğinizde sanmayın ki size dolgun bir maaş bağlanacaktır. Aksine, 1 yıl boyunca sigortanız yatırılmaz, stajınız başlatılmaz, üstelik seneye stajınızın başlatılacağı konusunda ise asla bir garanti verilmez. Sahip olacağınız tek şey mesleki tecrübe ve çok az bir miktarda cep harçlığıdır. 

Bir başka zincir dershane de olaya “hem bizim dershanemizde çalışmanın ayrıcalığını yaşayacaksın hem de bizden para mı alacaksın?” mantığıyla yaklaşır. Onlara göre nasıl ki yabancı dil öğrenmek ya da diksiyonunuzu geliştirmek için bir kursa gider ve edindiğiniz beceriye karşılık para öderseniz, dershanelerinde 1 yıl boyunca edineceğiniz tecrübe de bundan farklı bir şey değildir. Bu dershane de sizi ilk yıl denemeye alacağından, 1 yılın sonunda göstermiş olduğunuz performansa göre zümre başkanının hakkınızda olumlu rapor vermesi durumunda ikinci yıl stajınızın başlatılabileceğinden bahseder. Üstelik siz hiçbir ücret ödemeden bu dershanede “tecrübe” edineceksinizdir. Oysa aynı dershanenin Muğla-Fethiye’deki şubesi size iyi bir ücret, sigorta ve staj kaldırmayı teklif edebilmektedir. Çünkü yeni açılmıştır, öğretmeni yoktur ve acilen bir TDE Bölümü mezununa ihtiyacı vardır. Formasyonunuzun olup olmamasının işte bu noktada o şube için hiçbir önemi yoktur. Bir dershanenin iki ayrı şubesinde sunulan bu farklı imkânların sebebini yine kendi ağızlarından duyarız: Aydın’da bir üniversite potansiyeli vardır. Senin stajını başlatıp, sigortanı ödeyip, sana iyi bir ücret ödeyene kadar bu imkânların hiçbirini sunmayacağı başka bir mezun mutlaka bulunacaktır! Mantık gayet düz ve basittir! 

Yine başka bir zincir dershane de aynı gözle bakar size. Formasyonunuz yoktur ve sizin yerinizi doldurmak için sırada bekleyen pek çok FEF mezunu Edebiyatçı vardır. En az 1 yıl dershane etütlerinde öğrencilerin sorularını çözecek, öğretmenlerin istediklerini getirip götürecek, gerekirse okullara dershane ilanlarını asacak, oradan oraya koşturacaksınız. 1 yıllık bunca emeğin ardından dershane – belki – stajınızı başlatabilecektir ama kesin değildir. 

Sabah 9’da geleceğiniz dershaneden çıkış saatiniz belli değildir. Zümre başkanıyla derslere katılacak, derslerden çıkıp etütlere girecek, bol bol soru çözecek, soru tarayacak, sınavlarda gözetmenlik yapacak, haftanın 6 günü çalışacaksınız. Kadrolu bir öğretmen kadar yorulacaksınız ve elde ettiğiniz tek şey “tecrübe” olacak. Oysa Milli Eğitim Bakanlığı’na göre FEF mezunları usta öğretici sayılmaktadır. FEF mezunları üniversiteyi bitirdiği için muhtemelen sağlık güvencesinden yoksun olurken diğer taraftan da aileye maddi anlamda daha fazla yük olmanın sıkıntısından da bir an evvel kurtulmayı arzulamaktadır. Bu sebeplerle formasyonu alırken bir dershanede ya da bir etüt merkezinde çalışmak istemektedir. Buna rağmen ticari mantıkla olaya yaklaşan özel dershanelerin sunduğu şartları kabul etmekten başka yapabilecek çok fazla bir şeyi yoktur. Çünkü dershanelerin yukarıda sıraladığım şartlarını kabul etmediği takdirde bu şartları kabul edecek çok fazla mezun, dershane kapısında hazır beklemektedir. 

Oysa ne acıdır ki ÖSS’ye hazırlanan bir öğrenciyi dershaneye kaydettirmeye gittiğinizde 100-200 YTL indirimi bile zor yaptırabilmekte ya da bu indirim çoğu zaman mümkün bile olmamaktadır. Hatta “çocuğumuzu size 1 yıl süreyle gönderelim, dershanenizi bir deneyelim, bakalım ÖSS’yi kazanacak olursa dershane ücretini verelim” demek gibi bir hakkınız asla yoktur. Gülerler size! Oysa emek harcayıp, iyi bir bilgi donanımıyla dört yıllık bir eğitimin sonrasında mezun olan bir FEF’liyi dershanelerin 1-2 yıl süreyle denemesi hiç de komik değildir. 

Fen Edebiyat Fakültesi TDE Bölümünden henüz mezun olmuş biri olarak olayların içinde/ortasında/merkezinde bulunsam da ezbere yazmak istemedim. Şaşkın ördek yavrusu misali sahaya inilerek, bizi nelerin beklediği bizzat tecrübe edilerek bu yazı hazırlandı. Şu bir gerçek ki yukarıda bahsettiklerim sektördeki bütün dershaneleri kapsamamaktadır. İçlerinde “aldığımız eğitime” “saygı duyanlar” da yok değil. Tamamen “tecrübeyle sabit” bu yazdıklarımı “saygı görmek”, “sömürülmemek”, “saygın bir meslek edinmek” ve “sahip olduğu bilgiye değer verilmesini” isteyen Fen Edebiyat Fakültesi mezunlarına ithaf ediyorum.

AYRILDI MI YOLUMUZ?

“Hem yıkarsın berk-ı şemşîr-i sitem ile âlemi
Hem döner dersin ser-i kûyumda feryâd olmasın”

Böyle yazmışsın iki bin altı‘nın haziranı‘nın otuzu‘nda, bir pazartesi günü. Aylar sonra gördüm bir kere daha, okuyup düşündüm manasını. O zaman da sormuştum sana, “nedendir bu dizeler?” diye. Haklıydın belki, yer yüzünü titretirdim isminin uğruna. Şimdi titremiyor değil mi yüreğin bile…

Yolda beklediğimi sanma seni. “Yağmur’un dindi” dedim; dindi sevdam. Ayrı düştük, ayrı yollarda…

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni ] RSS abonelik

DÜŞ-İDİN/DÜŞ-DÜM/DÜŞTÜM

Dalıp gittiğimde, hep yalnızdım. Çok uzun bir süre sonra senden konuştum. Uzun uzun seni anlattım bir arkadaşıma. Bana yaşattıklarını, hissettirdiklerini, kaybettirdiklerini sıraladım. Adını vermedim, rengini almadım ağzıma. Ve seni görmedim bile…

Düş-idin / düş-düm / düştüm / düşündüm / öğrendim!

Şimdi bana seni sormuyor artık kimse. Önce ben unuttum adını sanını, sonra diğerleri. Hani hep şikayet eder dururdun ya birilerinden. Onlar da yoklar. Sen varsın diye var oluyormuş onlar. Öylesine dalıp gittim. Yaşadım / kandım / yandım / ben aşkı böyle tattım / sevdayı ben böyle olur sandım!

İki yürek var karşımda. Biri hayatımın çizgisini değiştirdi, yitip gitti. Diğeri gözlerimi açtı, çekip gitti. Bakıp kaldım hayatın oyunu karşısında. Yoluma devam ederken, yoluma çıkmasınlar diye bütün duam. Gönlüm benim, öyle seviyor ki, öyle eziliyor ki, basmasın kimse üzerine istiyorum. Bayramlar geçiyor, geceler nurlanıyor… Aramıyorum. Bu böyle gidecek. Yolum başka yol benim. Yüreğim başka seviyor / başka türlü seviyor / başkasını seviyor / bu yürek belki yeniden âşık oluyor…

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni ] RSS abonelik

TESTERE 3 ÜN DAYANILMAZ DEHŞETİ

Dün akşam Ziya ve Semih‘le Testere 3‘e gittik. İlk filmini seyrettiğimde senaryodaki muhteşem zekaya hayran kalmış, korku ve gerilim filmlerinde Testere benim için apayrı bir yere sahip olmuştu. Sonra ikincisi, üçüncüsü derken film, seriye dönüştü; iyi de oldu :) Testere 3’e gelince: Filmin çoğunu gözlerim kapalı seyrettim :) Artık adamlar olayı aşmışlar, daha nasıl iğrençleşebiliriz deyip ellerinden geleni yapmışlar. Midemizi yerinden oynatan inanılmaz görüntüler, tüylerimizi diken diken eden sesler vs. Filmin sonundan da anlaşılıyor ki Testere 4 yolda! İşin ilginç tarafı Testere serisine hayranım filan ama filmi seyrederken içim kaldırmıyor, dehşet korkuyorum ve çoğu sahnede gözlerimi kapatıyorum :) Yarım yamalak seyrettğim bir filme de para ödüyorum :)

MEHMET ALİ ERBİL, YENİDEN DOĞMAYA MI HAZIRLANIYOR?

Testere başlamadan önce vizyona girecek sinema filmlerinin reklamları vardı. Bunlardan biri de “Dünyayı Kurtaran Adamın Oğlu” filmi. Cüneyt ARKIN ve M.Ali ERBİL başrolde. Fragmanlara bakılırsa M. Ali ERBİL, TV ekranlarındaki “don indirme” rezaletinden sonra Çarkıfelek‘in bile düzeltmeye yetmediği imajını sinema filmiyle yerine getirmeye çalışıyor. Sadece birkaç dakikalık reklamda G.O.R.A‘yu görür gibi oldum. Gibi değil, görüntüler vs neredeyse aynı. G.O.R.A film stüdyosu ya da dekorları bozulmamış da, sanki yönetmen Kartal TİBET‘e hibe edilmiş gibi görünüyordu. Kırk yılda bir, harika bir uzay filmi çektik ya, bunun da furyası başladı anlaşılan. Babam ve Oğlum tarzı filmleri, hiçbir gerçekliği olmayan Türk filmlerine her zaman tercih ediyorum…

ÖĞRETMENİMİ ARIYORUM

İlkokul öğretmenim Aynur DURMAZ‘ı arıyorum… 1991 yılında bizi mezun edip Antalya’ya tayini çıkmıştı. Eşi savcıydı, ama bir türlü adını hatırlayamıyorum. Anıl isminde sapsarı bir oğlu vardı, 1984 doğumlu. Kardeşim Ziya ile aynı sınıftaydı.

İlkokul öğretmenime ulaşabilmek için denemediğim yol kalmadı. Bugün tekrar ilkokuluma gittim. Dosyalar taranırsa en azından eşinin adını öğrenir, telefon numarasına da bu yolla ualaşabilirdik ama dosyalar arşive kaldırıldığı için uğraşmak istemediler.

Öğretmenim büyük bir ihtimal emekli olmuştur. emekli.gov.tr’den sicil numarasına ulaşmaya çalıştım. İki ayrı kişinin bilgilerine eriştim. Sonra da ilses.meb.gov.tr’den “kişisel bilgileri sorgula” kısmından bazı bilgilere ulaşamaya çalıştım. Yine olmadı. Ne öğretmenim Aynur DURMAZ’ın ne de oğlu Anıl DURMAZ’ın koskoca internet dünyasında tek bir kaydı yok. google da bile arama yaptığımda hiçbir sonuç çıkmıyor.

Olur da birgün bu yazıyı biri okur, arama motorlarından birileri bu sayfaya ulaşır da 24 Kasım Öğretmenler Günü’ne kadar öğretmenimi bir tanıyan çıkar. İmkansız değil sonuçta. Arama motorları da iyice kaydetsin diye tekrar yazıyorum. İlkokul öğretmenimin adı Aynur DURMAZ. Aydın’da Yahya Kemal Beyatlı İlkolulu’nda öğretmenlik yaptıktan sonra 1991 yılında Antalya’ya tayini çıktı. Eşi savcıydı, oğlunun adı Anıl DURMAZ.

Not: Yukarıdaki yazıdan yaklaşık 3 ay sonra ilkokul öğretmenim Aynur Durmaz’ı buldum ve yıllar sonra onunla gerçekleştirdiğim ilk telefon görüşmesi heyecanımı {burada} paylaştım.