AYDIN LIFE’TAKİ İLK YAZIM

Öğlenin bir vakti Halil arayıp, “Evren, Aydın Life’taki Evren sen misin?” diyor? Ben şaşkınlıkla “çıkmış mı nihayet dergi?” diyebiliyorum sadece :) O da ekliyor hemen: “Yüzün pek belli olmamış ama fotoğrafta.:) Mart’ta çıkacak denilen ve bir yılan hikayesine dönen Aydın Life Dergisinin doğuşu Temmuz’un ilk haftasında gerçekleşmiş oldu. Gerçi yazımız güncelliğini, tazeliğini yitirdi ama verilen emeklere ulaşılmış oldu, önemli olan da bu. İşin ilginç tarafı derginin çıktığını başkasından öğreniyorum, üstelik dergiye bir türlü ulaşamıyorum :) Sağdan soldan elbet birileri ulaştırır dergiyi de, biz de okuyabiliriz umarım.

[Aydın Life Dergisi’nin ilk sayısındaki e-vren günlüğü]

Yorum dışı iletişim: evrengunlugu [et] gmail.com

YARATICI ŞİİR PROJESİ SONUÇLARI

ONLAR EVREN’LE ŞİİR YAZDILAR !

Onlar “Evren’le Şiir Yazmak İster misin?” çağrısına, gönderdikleri kelimeleriyle cevap verdiler. Birbirini tanımayan “Yaratıcı Şiir Projesi” katılımcıları, birbirlerinin kelimeleriyle, birbirlerinden habersiz, kendilerine verilen süre içerisinde şiirlerini yazdılar. İşte kelimelerin sahipleri ve ortaya çıkan şiirler:

Kapı (prenstenes@…), Hüzün (gokcesair@…), Yalnızlık (yhuseyin@…), Kardelen (hsahinozel@…), Yüksek (dozgun13@…), Yabancı (smp18@…), Hülya (hulyanoack@…), Sevmek (mustafadiniz@…), Çöl (saydam@…), Zeytin (ozeribrahim2006@…), Hoşgörü (nuray@…), Ay (zeynepteket@…), Çorba (dincerbasdemir@…), Elli sekiz (bbasdemir55@…), Sonsuzluk (belma@…), Sevgi (appak@…), Yürek (yunusevren)

[NOT: Şiirler epostayla geliş sırasına göre eklenmiştir.]

EZO GELİN
Kapıdan
kovdum
Bacadan girdi hüzün
Yalnızlık
yağdı
Kardelen oldu yüzün
Yüksek yüksek tepelere
Ev kuran yabancı
Yeter, hülyaya dalma, bak:
Sevmenin altı yandı

Çölde vaha gelinim
Zeytin dalından tacın
Aç duvağını, bir bak, busem: hoşgörürü/mlüğün
Ayışığında utanan
Çorbası acı Ezom,
Ellisekiz düğmene kurban olayım, soyun!
Sonsuzluk yatağına
Sevgi akıtırsa kutsanır
İki sevdalı yürek yürek

[Sultan GÜNEŞ / Prenstenes]

AŞKIMA
Sevmek sen olsan gerek
Hüzün sen olsan gerek
Benim çöldeki zeytin ağacım
Ay ışığında sonsuzluk
Dağ başında kardelenim
Aşk sen olsan gerek

[Mustada DİNİZ]

Kapıyı kilitledim
Hüzünlü ayaklara,
Yalnızlıkla kirlenmiş.
Kardelen gibi beyaz ayaklar
Yükseklerden vazgeçse,
Yabancı ellerle
Müdahale etse hülyama.
Sevmekten uzak
Çölde susuz kalmış bedenler,
Zeytin dalını kaktüs sanan
Hoşgörüsüz akıllar var.
Ayın karınlık yüzünde
Çorbaya düşen sinekler,
Elli sekiz dakikada öleceksiniz.
Sonsuzluk burada,
Sevgiyle yoğurulmuş
Yürekler garında.
[deniZZ / dozgun13@…]

bütün kapılarını kapatmışsın yüzüme
asılı duran hüzünlerini çalıp kaçıyorum çocuklar gibi.

yaralarım var güzden kalma, yalnızlık kokan
içimde bahara inat bir kardelen ağrısısın

yükseklere özenmiş ipine sevdalı uçurtmam.

kimsesiz bir yabancı gibiyim ikliminde

defter arasında tedirgin, gülkurusu bir hülya

mevsimsiz bir sevmek anısı giderken düşürdüğün.

hangi çöllerinden getirdin o kızgın bakışlarını
her sofrayı doyuran zeytin karası gözlerine.
 

hoşgörüsünü yitiren bir bekleyişim artık akşamlarda
her gece bardağımda sarhoş olurken ay

sesini çorbama doğrayıp, martılara atıyorum seni.

artık inanmam, eylülün ellisekizinde geleceğine
hem eylül sonsuzluk çeker, bilmez miyim

koparılmamış bir sevgi durur takvim yaprağınızda

yüreğimde bir çocuk koparmak ister, görmez misin. 

[Halil GÖKÇE / gökçeşair]

Yürek kapısını kapattı sessizce,
Giderken yanına aldığı bir tek hüzün,
Soğuk aşklarda delerken yalnizliği,
Ağlamaklı kardelen çiçekleri,
Narin su damlası sıçrattı yüksek topuklar,
Yabancıydı hepsi çiğ tanelerinin örttüğü aşklara,
Akıl hülyasını anlamadı yaşam,
Gerçekliğin kendinde kaybolan sevmelerde,
Çölün vahası kadar hayaldi,
Tek zeytinli sofralar kadar gerçek
Bir umudun hoşgörüsüydü
Yürekleri ısıtan ay ışıksız gecelerde,
Bir tas sıcak çorbaydı mutluluk,
Veda ederken henüz ellisekizinde,
Sonsuzluk bekledi ruhunun nöbetini,
Geride bıraktığı bir demet sevgi çiçeği,
Biri kadın, ikisi kız, üçü oğlan,
Tam beş öksüz yürekti….
[Barbaros Epikmen TUNÇ]

HÜZNÜN AŞK NOTALI ATEŞİ

Kapıyı kapatınca
bir yaban çiçeği gibi açıldı hüzün
balçık bir renkle yayılıyordu içime yalnızlık
işte o anda bir kardelen buldum en derinimde
Kokusu ve sesi ile şiirin yüksek ovasında tanıştık
Önce yabancı bir tını
Yerini hülya dolu bir şölene bıraktı
Ortada kocaman bir ateş hem de harmanı sevmek
Çölde serinlik aramak gibi gereksizdi, büyüyü bozardı uyanmak
dalına sıkıca tutunmuş zeytin misali tutundum rüyama uyanmadım
Hoşgörü ile öptü annem
Gül yüzlü annem çekilince ay vurdu yüzüme
Sıcacık çorbadan bir yudum tadar gibi daldım yeniden
Şimdi tam elli sekiz kişi olmuştuk
Boncuk boncuk etrafındaydık sonsuzluk ateşinin
Yüzümüzü alev alev aydınlatıyordu sevgi

Yüreğimizdeki o ısıyla yanıyoruz nicedir, aşk notasıdır içimizdeki ateşin…
[Çiğdem TUMKAYA]

Birbirinden farklı kapılar var bu gönülde, 
Biliyorum ki biri hüzne açılıyor, bir diğeri neşeye,

Ya yalnızlığa açılan kapı, seçer mi gerçekten gönül bunu, 
Elimde kardelen çiçekleri, beyaz gelinliğimle karışsam mı kalabalığa.

Güneş yükselirken günün  sevinci  kaplar içimi, 
Batarken ise, hayata yabancı hissederim kendimi,
 
Ümitler, hayaller, hülyalar gün ile tükenebilir mi,
 
Ya seven gönül ayırır mı gündüz ile geceyi.

Gönül sevmez ise susuz çölden ne farkı var, 
Haydi uzan bir zeytin dalına, ısıt içini,
 
Yıkan, barış, huzur, hoşgörü, aşk ile,
 
Bilir misin ay vurmuş gümüşi yapraklarda neler saklı.

Kattım borç çorbasına tüm duygularımı,
Elli sekiz
tane de yıldız ekledim, gökyüzünden borç aldığım,
Elli dokuz, altmış, gerisi sonsuzluk, aynı okyanus gibi,
 
Bu gönül sevgiden vazgeçmiyor.

Anladım ki yüreğim, yanılsa da, aşk için atıyor. 

[Mine DERVİŞOĞLU]

Bir kapı kapanır diğeri açılır derler,
Hüzün kapının arkasındadır hep,
Yalnızlıksa hep önünde…
Kardelenler kadar beyaz aşkımız nerde..
Yüksek tepelerden bakma aşkımıza,
Yabancı olmak varsa sonunda,
Hülyalara hiç dalmayalım, sevmek sonsuzluktur bence,
Çöllerde kalmayalım
Zeytin dalı uzattım hep sana,
Hoşgörü ile gelmedin bana,
Aylar geçti sayamadan,
Çorba içmiştik bir kapdan,
Yaş oldu ellisekiz, sonsuzluk
Denizinde kaldık, sevgisiz..
Yüreksiz….
[sevo / smp18@…]
Hayat kapısından girdik evvel zaman önce
Nedeni bilinmez bir hüzünle geldik ağlamaklı
Yalnızlık korkusu muydu bizi ağlatan
Yada kardelen gibi açamamak mıydı? Bilinmez.
Yükseklerde değildim hiçbir zaman
Yabancısıyım oraların daim
Hülyalara dalmaya gerek yok
Gerçeği sevmek yeter belki

Çölde ki bir baha olmalıyım
Zeytin dalını uzatmalıyım bedevilere
Daim hoşgörü ile birlikte
Ay değilim ki uzaklarda

Çorba misali yudumladım hayatı
Kaldı elli sekiz adım sırata
Sonsuzluk beni bekler sabırla
Sevgi ile geldim öbür diyara
Yüreğim ve bedenim senin artık, köprüden sonra.
[Edip Ölmez Yurdakul]

Açılmayan kapıların ardında
Gözlerimde hüzün
Yalnızlık da derinimde
Kardelen çiçeği misali
Yüksek dağların eteklerinde
Yabancısı olduğum duygularla
Hülyalara dalıyorum
Sevmek nedir, diye sorarken kendime
Çölde bir serabın içinde buluyorum kendimi
     [mikado / yhuseyin@…]
ON YEDİ KELİME
Gönlünün kapısını aralayıp, hüzünle
“Al” dedi, “on yedi kelimeni de ver şiirimi.”
Başımı kaldırıp bakmadım bile.
Başbaşayım yalnızlığımla, bir başıma
Kar’ın bağrındaki kardelen misali.
Ne yüksekteyim, ne alçakta,
Bir garip yabancıyım yüryüzünün ortasında.
Derin bir hülya gibi seni sevmek,
Çölün ortasında
bir küçük zeytin ağacının gölgesi kadar imkansız
senin şiirini yazmak.
Hoşgörü[p], hoşgörü[nü]p, hoşgörü[yle]
İsmini andım yüzümü ay‘a dönüp.
Aşk denen bir tas çorbada
Benim de sevgim olmalı tuz misali, elli sekiz tane
On yedi kelime alıp
Sonsuzluğunla yoğurup,
Sevgimle yüreğine yolluyorum,
Al şiirini…
[yunus evren / e-vren günlüğü]
“Yaratıcı Şiir Projesi” Ortakları : Presntenes / Gökçeşair / Yeşil Elma / Kuşadası Adabiyat Atölyesi
Yorum dışı iletişim için: evrengunlugu [et] gmail.com

TEK KAHRAMAN BENMİŞİM

Tek başına ayak bastın bu şehre. Ne sen vardın, ne ben ne de diğerleri..
Yine bir başına ayrıldın bu şehirden… Ne sen kaldın, ne ben ne de diğerleri…
Kendi masalımızda kendimizden çok başkaları yer aldı. Zor bir  roldü bizimkisi. Durup durup dinlenmek gerekti. En iyi yaptığım şey susmaktı, seninse şikayet etmek.
Birgün, başka birileri ağzını açınca senin ve benim masalımız üzerine, tek başına dönmek zorunda kaldın geldiğin yere.
Ardından bakacak, el sallayacak, ağlayacak tek bir yürek, tek bir masal kahramanı bırakamadan,

gittin…

İşte en zoru bu rolü oynamak oldu senin için… Her şey yalan oldu, kocaman bir dert derman buldu. Ben yaşamaya da, yazmaya da devam ediyorum. İçinde son kez “sen” olan cümlelerimle…
Bir kızıl sevda masalının tek kahramanı benmişim…

Yorum dışı iletişim: evrengunlugu [et] gmail.com

EFELER DİYARI’NDA REKLAMLAR

[Fotoğraf: İzmir Universiade]

Kuşların Doğum Gününde Olacağım” kitabıyla uzun bir aradan sonra yeniden buluştum İlhan BERK‘le. “Ad her şeydir. Sil beni.” diyor. Nasıl bir şeydir dokunduğunu şiir kılabilme becerisi..

Baş başa kalmak istedim kendimle. Oturup çay içeceğim, kitabımı okuyacağım dediğim an her ay çılgınlar gibi aradığım Kitap-lık dergisinin yeni sayısıyla karşılaştım. Doğru ya, Temmuz ayına girmiştik. Dikkatimden kaçmadı, son sayıda Temmuz-Ağustos yazıyordu. Yazın rehaveti dergi çalışanlarını zorladı ki dergiyi iki aylık çıkarmaya karar verdiler sanırım. Kitap-lık‘ın son sayısında hayal kırıklığına uğradım. İçerik baştan savma hazırlanmış. Oradan buradan şiirleri toplayıp yeni sayıyı şiir antolojisine çevirmişler adeta. Editöriyal kadro yıllık izin kullanıyor sanırım. 

REKLAMLARDA OYNAMAYA KARAR VERDİM.

Eurovision’daki Sibel TÜZÜN fiyaskosundan sonra seneye Türkiye’yi Eurovision’da temsil etme işine soyunmuştum hatırlarsanız :) Malum, beni ciddiye alan çıkmadığı gibi hiç bir sanatçı da bestesini filan göndermedi bana :) Şaka bir tarafa Efe Rakı‘nın yazılı basında boy boy yayınladığı dejenere olmuş Efe içerikli reklamları şöyle bir sarstı geçti bizi. Aradım taradım ama internette facia reklam fotoğraflarına ulaşamadım. Efe Rakı‘nın resmi internet sayfasına girdiğinizde yine bir saçmalık: “Efeler Diyarına Hoş Geldiniz!” sloganı. Şimdi de şu reklam işine soyunmaya karar verdim. Kendimi her şeyin en iyisini bilen zannettiğim için değil, bu ülkede her işi keskin alakalı kişiler yaptığı için :) Aydınlıyız, efeyiz, en azından biliriz bir rakı reklamında nasıl oynanacağını (!)

BENDEN YAZAR OLUR MU?

[Fotoğraf: Kitap Okuyoruz Projesi / Adnan Menderes Ün. Merkez Kampüs]

BENDEN YAZAR OLUR MU?

Son derece orijinal bir fikir atıldı ortaya. Dünyada ilk defa gerçekleştirilecek bir proje, plan, organizasyon vs. Ne bunu karşılayacak bir kavram ne de heyecanımı tarif edecek kelime bulabiliyorum. Uzun lafın kısası 11 aydır yayında olan e-vren günlüğü -dünyada ilk mi bilemem ama- Türkiye’de örneği ilk  defa sergilenecek bir projenin merkezinde yer alıyor.

Hatırlarsınız, Ocak ayındaBenden Köşe Yazarı Olur mu?” diye sormuştum size. Cyprus Life dergisinden köşe yazarlığı teklifi gelmişti. Hemen ardından benzer bir teklif Aydın Life dergisinin editöründen gelmişti. Aynı anda her iki dergide e-vren günlüğü ismiyle köşe yazarlığına soyunuyordum ki Kıbrıs’taki dergi daha ilk yazımı yazamadan kapanmıştı :) Aydın Life ise yazımı teslim etmeme rağmen Mart ayından beri basım aşamasında. Sanırım seneyi bulacak çıkması :) Ancak bu defa muhteşem bir proje ile karşı karşıya e-vren günlüğü.

Ne siz sorun ne de ben söyleyeyim. 27 Temmuz‘da 1. yaşını dolduracak olan  e-vren günlüğü‘nün 25 Temmuz‘da büyük bir sürprizi olabilir ziyaretçilerine :)

KELİMELERİN BÜYÜLÜ DÜNYASINDA

Yaratıcı Şiir Projesi için kelime gönderimi Cumartesi gecesi sona erdi. “Evren’le Şiir Yazmak İster misin? çağrısına kelimeleriyle yanıt veren herkese yürekten teşekkür ediyorum. Birbirinden habersiz onca insan birbirlerinin kelimeleriyle yepyeni şiirler yazacaklar. Blog dünyasında ilk defa gerçekleşecek bu proje ile aynı kelimelerin farklı yüreklerde nasıl da değişik şekillerde yorumlandığına şahit olacağız hepimiz. Kelimesini göndererek projede yer almak isteyen katılımcılara bütün kelimeler ve proje detayları postalandı. Şimdi herkes kelimelerin büyülü dünyasında yolculuğa çıktı. Bakalım ben dahil 16 e-vren günlüğü ziyaretçisinden nasıl şiirler ortaya çıkacak…

KISMETTEN ÖTEYE GEÇİLMİYOR MADEM

{Evren’in Aydın Life Dergisi Temmuz sayısındaki yazısıdır}

İnternette başladığım blogger’lık (elektronik günlük tutan kişi) maceramın, harika bir dergide, üstelik henüz Temmuz 2006’da doğan bir dergide devam edeceğini hiç düşünmemiştim. “Gel” dediler, Evren’in Günlüğü’nü Aydın Life’ta da tut.” Kısmetten öteye geçilmiyor madem, sizinle bu sayfalarda buluşmak kısmetimizmiş demek ki…

e-vren günlüğü ile yeni bir çocuğun doğumuna tanıklık etmek, onun ilk kokusunu hissetmek, ilk defa dokunmak ona… Şu an aylardır süren bir hayalin, beslenen umutların meyvelerini tutuyorsunuz ellerinizde. Ömürlü olsun denildiği gibi her yeni bebeğe, Aydın Life’a da uzun uzun yıllar diliyoruz. İnsana en anlamlı geleni ise derginin ilk sayısında, henüz o taptazeyken başlamak yolculuğa. Siz, biz, hepimiz e-vren günlüğü ile bir anlamda Aydın Life’ın günlüğünü de tutacağız. Onun büyüyüp gelişmesine hep birlikte tanık olacağız.

***

Geride bıraktığımız aylarda dünya gündemine damgasını vuran en önemli olay Karikatür Krizi’ydi. Bu krize “olay” değil, “REZALET” vb. tanımlamalar yakışıyor daha çok. İnsanoğlu kimliklerinden sıyrılıp çok büyük bir sınavdan geçiyor ve her zaman ki gibi sınıfta kalıyor. Kainatın son ve en büyük peygamberiyle dalga geçen Avrupa, verdiği tepkilerle de İslam ülkeleri… Doğru ve yanlış her şey için geçerli; karikatürlere gösterilen tepkilerde de olduğu gibi. Yüzyıllar öncesinde aramak lazım bugünkü yanlışların sebebini. Neden Avrupa bu kadar cesure ve de küstah? Ve neden İslam ülkeleri her seferinde Batı’nın görmek / dünyaya göstermek istediği görüntüleri sergiliyor? Protestolarda yine bizim insanımız ölüyor, bizim mallarımız zarar görüyor, bizim devletimizin ekonomisi zedeleniyor. Onu bunu eleştirmekten ziyade takınılacak en akıllıca tavır, önce kendimizi sorgulamak olmalıdır. Kimseyi yargılamadan, ilk kendimizi hesaba çekmek… Ve sonra kırıp dökmeden, paranın egemen güç olduğu bu medeniyette oyunu kurallarına göre oynamak: “ekonomik ambargo” uygulamak! Çocukluğumuzdan beri sadece ilkokul sıralardında 1 günlüğüne kutladığımız “Yerli Malı Haftası” gün gelir işte böyle elimize yapışır. “Yerli Malı, Herkes Bunu Kullanmalı” sloganını hayatımızın 365 gününde tatbik etseydik, bugün Moder batı bu kadar küstah olabilir miydi bebek mamasını bile kendisinden Doğu’ya karşı?

***

Gittin, “gitmem” dediğin halde. Unuttun, “unutmam” diye söz verdiğin halde. Sözlerinitutmadın, yemin ettiğin halde. Ve ben bekledim; “sen dönene kadar beklerim.” dediğim için. Seni yazdım buralara, remz’lerle donattım her bir cümlemi. Her bir cümlemin anlamına seni yükledim. Ve sen hala dönmedin, “döneceğim” dediğin halde… Sevda ulaşılamayacak uzaklarda olunca, ne yağan yağmur ne esen yel umurunda oluyor insanın. Okunan şiirler daha bir anlamlı oluyor, şarkılar daha çok dokunuyor yüreğe. Ve sevgiliyle yaşanan onca olay, silinmiyor hafızadan. Gönülden edilen dualarıma, senden başka istek girmiyor artık.

Bilsem gidip de dönmeyişinin sebebini, bütün sebepler ben olurdum inan. Tutup getirirdim, tutamadığım yokluğunu. Varlığını bir sır gibi saklardım, ayrılık denen musibetten. Yanıp kavrulurdum, kor olur kendimi unuturdum. Ve bütün cümlelerimi sonlandırıp, sessizliğe gömülürken son sözü şaire bırakırdım:

Ölünceye kadar
seni bekleyecekmiş,
Sersem.
Ben seni beklersen ölmem ki..
Beklersem.*

*Özdemir ASAF