Virgüller şehri

BİR nokta (.)

                                                   BİR virgül (,)

Noktalar kondu aşklara. Kesin cümleler kuruldu her birinin ardından. Bitti denildi, Nuh denildi, Peygamber denilmedi. Yırtıp atıldı fotoğraflar. Yazılanlar silindi. Söylenen her şey, verilen sözler unutuldu. Bütün renkleri sevdanın, siyah beyaza çevrildi. “Ben” denildi; “yalnızım bundan böyle!

Bu gönül virgülün şehri. Noktalar bir aynadan ibaret sadece. Ağızdan çıkanın değil, yürekten geçenin önemi var burada. Gözyaşı, gözden akmıyor her zaman. Yürekten ağlanıp, içe akıtılıyor gözyaşları kimi zaman. 

Bir . kadar nefretim; sevdam bir , gibi… Boynu bükük,  sırtı kambur, gözü yaşlı, yüreği merhametli…

Kardeş Yürekler

Yukarıdaki fotoğraf  KaRDeŞ YüReKLeR Projesi kapsamında çekildi. [Teşekkürler Selda ARSAKYaratıcı Drama çalışması yaptığım Salavatlı İlköğretim Okulundaki minik arkadaşlarımla çekilmiştik. Biliyorum kızacaksın ama yine bir çıkmaza girdim gibi. Son dönemlerde fikrini aldığım büyüklerimin etkisi belki de. Ekim’de alıp formasyonu öğretmen mi olsam acaba? Dayanamıyorum bu fotoğraflara bakmaya…

İnsan bir şeyi ya ister ya da istemez değil mi? Beni görmek istediğin yeri biliyorum. Çoğu kişi de seninle aynı fikirde. Ama bazen.. Neyse, sen bahaneleri sevmezsin. Bahane üretmemeyi de bana öğretmiştin. Nihayet uzun bir aradan sonra yarın seninle birlikteyim. Konuşmamız gereken daha öncelikli konular varken, gelecek konusundaki bu kararsızlığıma sıra geleceğini sanmıyorum. Bu sebeple buradan yazıyorum . 

Daha da önemlisi, Salavatlı Köyündeki canlarımı özledim. Ahmet‘i, Ayşe‘yi, Merve‘yi, Hasan‘ı… Oynadığımız oyunları, güldüğümüz fıkraları, yazdığımız şiirleri, yakar topu, sizin boynum atlayışınızı…

Hüss gevrek yedi, ben de balık

Hüss’le yastık savaşı, Mart 2006

HÜSS EKMEĞİN NEREDE YAPILDIĞINI ÖĞRENDİ :)

Bugün pazardı ve kahvaltılar özel olmalıydı. Bir gece önceden Hüss‘e sabah fırına gidip sıcak ekmek ve gevrek alacağız diye söz verilmiş, şapur şupur öpülerek iyi geceler denilmişti. [Bu arada biz Aydınlılar simitgevrek deriz. Tıpkı çekirdeğe çiğdem dediğimiz gibi :) ] Hüss bugün ilk defa ekmek fırınına gitti ve hergün yediği ekmeğin nerede yapıldığını öğrenmiş oldu. Bu önemli keşfin sonunda bütün gevrekleri bedavaya getirdi :)

YILLAR SONRA YENİDEN BALIK !

Yediğimiz içtiğimiz anlatılmaz ama dün akşamki olay benim için son derece önemli bir gelişme. On küsür yıldır ağzına balık sokmayan ben, dün Ali‘nin marifetli elleri sayesinde bir balık ziyafeti çektim. Bizim eve balık hiç girmez. Annem balıktan, tadından ve kokusundan tiksinir. [Bu tamamen psikolojik, tek suçlu dedem :) ] Bir iki balık yemeğe yeltenmiş ama içim dışıma çıkmıştı. Son iki haftadır nedense Evren‘in canı balık yemek istedi. Cihan ve Ali, hemen bir operasyon düzenleyerek beni on küsür yıl sonra son derece özenle kızartılmış, nefis balıklarla buluşturdular. Netice: Kesinlikle midem filan bulanmadı; gayet iştahla yedim. 

Diğer bir netice ki bu en önemlisi: Balık yiyenlerin hafızalarının güçlendiği iddiasını çürütmüş oldum. Çünkü sofra muhabbeti esnasında Adnan Menderes için “koskoca cumhurbaşkanı” demiştim. Oysa o koskoca bir başbakandı; hiçbir zaman cumhurbaşkanı olmadı :)

Ölümün günlüğü yazılabilir mi?

Çağlar bir gün yazdı ve gitti. Günlerce yeni yazı eklemedi. Yorum üzerine yorum bırakıldı sayfasına. Kimse onun ölmüş olabileceği ihtimalini düşünmedi. Blogger küsebilir, yazmayı bırakabilir, ara verebilir, işlerinin yoğunluğundan yazı ekleyemeyebilir ama ÖLEMEZDİ sanki…

Sahi, yakından takip ettiğiniz bir blogger’ın sayfası günlerce, haftalarca, aylarca güncellenmezse aklınıza artık onun ölmüş olabileceği gerçeği gelir miydi? Bir zamanlar Batumania‘nın sayfasında okumuştum. Çok yakın arkadaşının beyin tümörüne yakalandığını ve yaşadığı şoku yazmıştı. Bunu arkadaşının ölüm haberi takip etti diğer günlüklerinde. Bir başka olay da adresini hatırlamadığım bir blogta çıkmıştı karşıma. Blog sahibi çok şiddetli bir trafik kazası geçirmişti. Son derece ciddi bir beyin ameliyatına girecekti. Ameliyattan günler önce yazdı, yazdı, yazdı… Sonra kesildi yazılar… 

Bütün bunlar beni “yazıyorum ama ne zamana kadar?” sorusunun cevabını aramaya yöneltti. “Çağlar DEMİR’i Biz mi Öldürdük?” başlıklı yazıma yaptıkları yorumlarında benimle aynı duyguları paylaşan iki blogger arkadaşa insanı bir an felç eden yukarıdaki soruyu sordum ve işte böyle bir proje çıktı ortaya…

Evren öldüğü zaman e-vren günlüğü de son bulacak… Sağlığım el verdiği müddetçe yazmaya devam etmeyi düşünüyorum. Olur da ölüm dışında yazmama engel olacak herhangi bir durum çıkarsa karşıma yine bu sayfalardan “bundan böyle yazmayı bırakıyorum” diye paylaşırım… Fakat ölüm kapıyı çalıp da sonsuz yolculuğa çıkarttığında beni yapabileceğim hiçbir şey yok. Messenger’im açılmayacak, yeni yazılar eklenmeyecek, ziyaretçiler bir gün uğrayacak, iki gün uğrayacak, bunu haftalar aylar takip edecek ve unutup gidecekler e-vren günlüğünü. Peki ya e-vren günlüğü? Son eklenen, hayat kokan son yazıyla servis dışı bırakılana kadar gösterimde olmaya devam edecek. Ölümün yüzü hiçbir zaman değemeyecek buraya. Ne ailem ne de dostlarım, Evren‘in ölümünü yazmaya yanaşmayacak, akıllarına bile getiremeyecekler… Birgün kesilirse yazılarım sebepsiz ve habersiz, sitem edilmesin… Hak’lar helal edilsin…

[siyahceketimincebi]

Ben! 

Yazmıyorum artık. Her gün bloguma giriyorsun ama yeni bir yazı göremiyorsun. Muhakkak cevap verdiğim yorumlara da bir şey yazmamışım. Allah Allah… Nasıl olabilir böyle bir şey? Neredeyim ki ben? Bir sessizlik hâkim. Ciddi bir sessizlik. “Gelir gelir, dersleri yoğundur” diyen sesler çıkıyor komşu bloglardan. E insanlık hali, HAYAT hali… Her şey olabilir, olamaz mı yani? Belki internet bağlantımda bir sorun çıktı (internet cafeler ne işe yarıyor der bir ses) Belki sıkılmıştır yazmaktan (Ama düşünceli kızdır o, bunu muhakkak yazardı sayfasında der diğer bir ses) Hımm… Belki de şifresini kırdılar ve giriş yapamıyor kontrol paneline (Yeni bir blog alırdı o zaman ama… :( diye çaresiz bir ses, ses verir derinlerden) Bir gün geçiyor… İki gün geçiyor… Bir hafta oluyor… Takip eden kitle, hatırı sayılır bir kitle. Dostlar telaş etmeye başlıyor hafiften. Yorumların ardı arkası kesilmiyor.

[herhazansensiz]

Ölüm Gün[lüğ]ümüz

Ölüm günlügümüz diğer günüklerden farklı olmayacak, tek farkı; son günlüğümüz olmasıdır…

Belki mazimizden hatırladığımız ufak bir anıyı paylaşacağız, belki geleceğe dair kurduğumuz hayalleri, bir başarımızdan bahsedeceğiz belki, bir müze gezisinden, yüreğimizden kopanlardan, belki yarin gözlerine yazılmış bir şiir, hayata düşülmüş bir not ekleyeceğiz…

Ölüm günlüğümüzün diğer günlüklerden farkı olmayacak, tek farkı; son günlüğümüz olmasıdır…  son kez ´yazi ekle´ye tıklamış olmamızdır…

Bir müze gezisinden yansıya(maya)nlar

 Müze dönüşü bir grup TDE öğrencisinden kareler. Hiç müze gezmiş öğrenci havası var mı :)

Biz bir grup TDE 4 öğrencisi Sanat Tarihi Hocamız Mükerrem KÜRÜM’le birlikte Müzeye gittik bugün. Gönül isterdi ki, müzeden çekilmiş bir kaç pozu paylaşayım ama yasaktı (mış daha doğrusu) Çaktırmadan bir iki kare çekelim dedik ama her yer örümcek denilen güvenlik kameralarıyla doluydu :)

Hava öyle bir soğuk, öyle bir yağmurlu ki… Daha önce de yazmıştım: Aydın kış mevsimini Mart ayına sıkıştırır. 5 ay ilkbahar modundadır. Havanın yağmurlu olmasından mı yoksa kafamın başka şeylerle meşgul olmasından mıdır bilmiyorum cep telefonumu kaybettim diye fakülteyi ayağa kaldırdım. Tam da bizi müzeye götürecek servis gelmiş, arkadaşlar araca kurulmuşken. Bir kantin, bir sınıf dört döndüm. Pelin’in çantası, benim ceplerim altına üstüne getirildi. Telefon ortaya çıktı ama karizmayı çizdirmemek adına detayını vermiyorum. Pek bir mahcup oldum :) Gerek çağrılarıyla gerekse mesajlarıyla telefonumu bulma gayreti sarf eden bütün sınıf arkadaşlarıma gönülden teşekkür ediyorum :)

Ne zamandır yazayım diyordum, aklıma gelmişken buraya not düşeyim. Çocukken (ki ben hiçbir zaman çocuk olamadım) dizi ve filmlerde neden insanlar yemekten sonra ellerini yıkamaz ve de tuvalete girmezler diye düşünürdüm. Kalkıp bir de anneme sorardım. Hayatın gerçeğini yansıtmaya çalışırlardı da bizim her gün yaptığımız ayrıntıları nedense hep atlarlardı. Sonra sonra anladım. Ticari amaç güden yapımlar bunlar. Neden gereksiz ayrıntılarla reklam pastasından paylarına düşeni eksiltsinler :)

Nereye kadar?

Ne Aydın Life‘ın tanışma toplantısı ne de Önder‘le buluşma… İnsanın gönlü düğüm düğüm bağlı olunca sevdaya, yaşadıkları bir anda bir yalandan ibaret oluveriyor…

                                                          Nereye kadar bu maske…

                  Nereye kadar bu yalanlar…

                           Nereye kadar bu gereksiz dostluk….

Hoş, dostluk da denir mi sen ve ben arasındaki bu ilişkiye. Aşk, sevgi, sevgili, sevda, arkadaş… Hepsi birbirine karışmışken zaten, Evren tam da seni unutmuşken… En olmadık zamanda, en olmadık yerde sen başka birilerinin kolunda…

Her şey çok güzeldi. Aydın Life toplantısı, Önder‘le görüşmemiz.. Ama nedense, bir türlü öğretemedim kendime insan merkezli yaşamamayı. Öyle derinden yara aldım ki tam da cumartesinin bitimine doğru… Aykut‘un görüşme teklifini bile reddettim.

Bunca yazı yazıldı ismine diye, sakın böbürlenme… Her bir kelime, ne kadar da senden uzaklaştığımın kanıtıdır. Artık bir remz olarak bile yoksun e-vren’in günlüğünde. Evren‘in dünyasında yer alamamak olmalı senin en büyük acın.

Gönüllüyüm ama karnım da acıktı

Adnan Menderes Ü. Fen-Edebiyat Fak.

Saat 10’dan 12’ye kadar Deniz Feneri Gönüllülüğü… Saat 14’ten 20’ye kadar ADÜ Toplum Gönüllüleri :) Sonunda bu da geldi başıma. Gönüllüysen, gönüllüyüm diyorsan, bunlara alışmak zorundasın :)

Sevgili Betül‘le 5 aileyi ziyaret ettik önce. Yardım talepleri doğrultusunda sosyal tespitlerini gerçekleştirdik, formlarını doldurduk. Deveyi havuduyla yutan ben, yemek yemeğe çok az bir zaman bulabildim. Apar topar Arife‘ye söz verdiğim üzere üniversitenin yolunu tuttum.

ADÜ ToG ATAK Beyin Takımı 

ADÜ ToG‘un Mayıs ayında gerçekleştireceği ToG ATAK organizasyonu için 14 gönüllü arkadaşla bir atölye çalışması gerçekleştirdik. Ama ne atölye çalışması. Tam 6 saat süren bir proje beyin fırtınası… Her şey bitip de saatime baktığımda anladım -anlamadan geçen- süreyi :) Sonra hep beraber yemek yedik. Sulu bir şeyler :) Ben ki açlığıma dayanamayan biri ne iyi dayanmışım : )