Bugün önüme baktım

yunusevren_evrensss

Sabah uyandım…
13 Aralık‘ı unuttum, bugün 14 Aralık dedim.
Bugün önüme baktım.
“Bırak dağınık kalsın” dedim.
Dün söylenilenleri duymadım,
Verdiğim sözleri hatırlamadım,
Canımı sıkanları attım ardıma da
Dönüp bakmadım bir daha arkama!
13 Aralık‘ın üstünü örtüp,
14 Aralık‘a döndüm yüzümü.
Bugün önüme baktım…
Bıraktım…dağınık kaldı dün !

Bu yazı, ilk blogcu.com’da yayımlandıktan sonra buraya taşındı.

Ağlayabildiğim kadar

yunusevren_evrendua

NE KADAR AĞLARSAM O KADAR SENİNLEYİM SANKİ…

Babası kanserdi ve dedesine emanet edilmişti. Annesinin kokusunu bile duyamamıştı. Sokak ortasında can vermişti annesi. Babasının kollarında büyümüştü. Hayatın acımasızlığını ne kadar örtmeye çalıştıysa da babası, ölüm gerçeğini büsbütün silememişti onun dünyasında. Ve çocuk bir gün babasını da kaybetti… Film bitti…

Babam ve Oğlum filmi bitmişti ama benim için devam ediyordu. Bir baba hala yoktu. Ölüm dönülmez bir gerçekti. Kanser, bizi de babamızdan ayırmıştı ve babamın bizi emanet edecek kimsesi yoktu. Buna vakti de olmamıştı.

Film devam ediyordu. Ben ağlıyordum. Yol boyu, hayat boyu… Kendimi bildim bileli… O dönem neler hissetti, bize ulaşamayınca ne acılar çekti hiç tahmin edemedim. Ben yürüdüm yol boyu… Ağladım, babamı yaşarcasına…

Fotoğraf: Denizli/Sarayköy/03.12.2005 (Teşekkürler Ali GÜNEŞ)

Bu yazı, ilk blogcu.com’da yayımlandıktan sonra buraya taşındı.

Denizli günlüğü

yunusevren_denizligunlugu

Denizli’ye gidiyorum diye bas bas bağırdım bu sayfalardan. 8 Aralık Perşembe başlayan gezim 12 Aralık Pazartesi Aydın topraklarına ayak basmamla sona erdi :) Diğer Denizli ziyaretlerime nazaran bu defa daha fazla eğlendim, insan gördüm ve zevk aldım. İşte Denizli’den kısa kısa notlar:

Ramazan, Suzi, Zeynep, Harun, Yahya, Halamlar, İbrahim ve Mustafa abim vs vs vs… Herkesi gördüm, herkesle bir kaç kelam ettim. Amma en çok dedikoduyu Suzi’yle yaptım :)

yunusevren_evrensuzi

Yukarıdaki fotoğrafta da görebildiğiniz üzere Suzi (sağdaki) benim Hülya AVŞARIM’dır. Biri ayaküstü, ikisi oturarak olmak üzere 3 defa görüştük. Canım arkadaşım Zeynep’le de görüşmek kısmet oldu. Eskilerden bir muhabbet bir muhabbet. Laf lafı açtı, adı anılmamış kişi, yad edilmemiş hatıra bırakmadık. Ayrılık zor oldu Suzi ve Zeynep’ten. Eski sınıfımdan Denizli’ye geldiğimde görüşebildiğim tek onlar kalmıştı.

evrensoyucok_ampulramo

Ramazan her zamanki gibi benim moral sponsorumdu. Yalnız bu defa özel sebeplerden dolayı canı epeyce sıkkındı. Neyse ki bir kaç gün de olsun moralini sağlam tutabildik (gibime geldi). Evini baştan sona temizleyip, dekorasyonunu değiştirme planlarımız her seferinde başarısızlıkla sonuçlandı ama bizi güzel sürprizler bu hale getirdi. Tek bir sorun vardı: Ramazan’dan o çok güzel cüzdanını alamadım bir türlü. Nasıl gerildim, nasıl üzüldüm anlatamam :)

yunusevren_yahya

Yahya (fotoğraftaki) ve Mustafa abiyle de görüşmek büyük keyifti. Gönülden sevdiğim ama çok sık görüşemediğim biri abim diğeri kardeşim olan iki değerli insanla buluşmak gerçekten çok güzeldi. Gerçi Mustafa abimle biraz ayaküstü oldu ama bunu telafi etmesini de bilirim ben :)

Halamlarda akşam yemeği, İbrahim abimde akşam yemeği, gece yatısı, sabaha kadar sohbet, gırgır şamata… Hüseyin’le oyunlar vs vs. Amcaoğlumu, Düriye ablamı, bizim Hüseyin’i, Fatma Yengemi nasıl da özlemişim. Geceler az geldi, yetmedi bize. Her zamanki gibi İbrahim abimle çay üstüne çay içtik. Güldük, eğlendik, zaman zaman Türkçe üzerine derin sohbetler yaptık..

Cuma sabahı başlayan Turgut Hocamla görüşmem fakülte kampüsünden Denizli’nin çeşitli mekanlarına taşındı. Sordum cevapladı, sordu cevapladım. Bir kere daha Turgut Hocanın dünyasında kaybolup gittim. Kariyer planlarım gözden geçirildi ve yeni bir yol haritası çizildi. Üzerine de kabak tatlısı yenildi. Turgut Hocamdan bir çanta dolusu hoş anıyla ayrıldım yine. Bir de yüreğimde kocaman heyecanlarla…

yunusevren_evrenharun

Ve Paşa, Harun’un evinde… Yağsın dedi de yağmur, dinmesin dedi sonra. Görüşemediğimiz günlerin acısını çıkardık. En çok yapmayı istediğim şeyi yaptım: Harun’la sabaha kadar çay içip sohbet ettik. Gezdik dolaştık. Yedik içtik. Babam ve Oğlum filmine gittik. Ağladım, yürüdük, ağladım, oturduk, ağladım, konuştum, dinledi… Harun, benim dünyama girdiğinden beri Evren’in yeni gizlerini keşfetmeye devam etti. Yine en güzel şekilde ağırladı beni evinde, bu kentte, yüreğinde…

Bu yazı, ilk blogcu.com’da yayımlandıktan sonra buraya taşındı.

Kısa bir süreliğine

yunusevren_evrenay

Yarın sabah erkenden Denizli’ye gidiyorum. Hem EFE’nin resmi bir işini halledeceğim hem de bir dönemime damgasını vuran Denizli’de tatil yapacağım (!)

Bu zaman zarfında Harun’da kalacağım. Bol bol dedikodu yapacağız, sabaha kadar çay içip sohbet edeceğiz :)

Cuma sabahı Turgut (TOK) hocamla Edebiyat Fakültesinde buluşacağım ve kendisiyle Osmanlıca dersine gireceğim. Denizli’ye her gidişimde 2 yılımı heba eden Fen-Edebiyat Fakültesine mutlaka uğrarım. Turgut Hocamı da görmeden asla dönmem.

Blog sayfamın Ocak ay’ı misafir kalemi Ramazan (TEKKOYUN)’la da buluşacağız elbet. Bloguma yazacağı yazıyla birlikte kullanmak için kendisiyle fotoğraf çekimi yapacağız :)

Cuma akşamı canım SUZİ’ nin pastasını, böreğini yemeğe evine gideceğim. Eski sınıf arkadaşlarım (kim kaldıysa artık) SUZİ’nin evinde toplanır muhtemelen. Lay lay lom yapar, eski günleri yad ederiz hep beraber :)

Cumartesi EGS Parka bowling oynamaya gideceğim mutlaka. İlk defa EGS Parkta sınıf arkadaşlarımla gitmiştik oynamaya. Son da oldu, bir daha oynamak kısmet olmadı bowlingi. Amma eğlenmiş, gülmüştük. Bu defa kafaya koydum, gideceğim.

Pamukkale’de okuduğum dönemde tek başına kaldığım evim Kalp Merkezinin oradaydı. Canım sıkıldığında kitabımı alır Kalp Merkezinin bahçesinde oturur, kendimi dinlerdim saatlerce. Moralim bozuk olduğunda, kendimi yalnız hissettiğimde gidip oturduğum ve Tavas yolundan geçen arabaların ışıklarını seyre daldığım bu -özel- yere bu sefer mutlaka gideceğim. Yine tek başıma gideceğim, yine saatlerce arabaların ışıklarına dalıp, yoldan hızla geçerken çıkardıkları sesleri dinleyeceğim. Dalıp gideceğim…

Akraba ziyaretleri vs vs vs diye Denizli programım uzayıp gidiyor. Ama Turgut Hocamla gireceğim ders, Suzi’yle büyük buluşma, Harun’la yapacağım sohbet beni en çok heyecanlandıranlar.

Bunca yazıdan sonra heveslenme DENİZLİ! Seni sevmiyorum, benim gönlüm AYDIN’da!

Not 1: Fotoğraf AYTEPE / Ağustos ’05
Not 2: Prens Tenes‘in iddiasına göre “deşifre ettiğim” isimler örgütlenip bana karşı birleşmişler. Kendisi de örgütün başıymış. Ayrıca iş yerindeki arkadaşları Y. Evren S. hayranı olmuşlar (kendisine rağmen) Bu yazımı da bloke etmek için çok uğraştı. Öyle ki iddiaya bile girdik. Ama eminim ben kazandım ! Çok da kötü bir şey çıkmadı değil mi ortaya ? Görüşmek üzere… :)

Evlenen evlenene

yunusevren_evrenbogaz

Yalnızlıktan da kurtulup yalnız kalmak isterim*

Fakülteye çıkmak için minibüs durağında beklerken liseden sınıf arkadaşım Ayvaz‘la karşılaştım. Askerden geleli 10 gün olmuş. Askere gitmeden önce de evlenmiş.Şu anda bir esnafın yanında çalışıyormuş. Duyduklarıma inanamadım. “Ayvaz ne kadar hızlısın” dedim :)

Dün akşamsa eski dostlarımdan Kerim‘i askere uğurladım. O da iş güç sahibi oldu. Yanlış hatırlamıyorsam 1 yıl önce evlenmişti. Dün askere uğurlarken öğrendim, küçük bir bebekleri de olmuş.

Dersahaneden sınıf arkadaşım Ali (AKTAŞ) da bu sömestride nişanlanıyor, yazın evleniyor. Pamukkale Ünv.den sınıf arkadaşım Melda da bu yaz dünya evine giriyor. Alperen Haziran’da, Ferit Eylül’de bekarlığa veda ediyorlar. Kızların çoğu daha erken evlenip çoluk çocuğa karıştı bile. Erkekler de birer birer ya askerliği ya da evliliği aradan çıkarmaya başladılar.

Normal şartlarda 2007 Haziranı’na kadar hala öğrenciyim :) Kıskandığım falan yok arkadaşlarımı, ben halimden gayet memnunum.

*Attila İLHAN/ Kaptan 1

Bu yazı, ilk blogcu.com’da yayımlandıktan sonra buraya taşındı.