Monthly Archives

Kasım 2005

e-günlük

LES, eğitimi felç ederse

Şahin Hoca’nın odasındayız ders çıkışı. Orta Türkçe Sınavında nerelerden sorumlu olduğumuzu soruyoruz. Çay söylüyor Ali’yle bana. Konu romanlardan başlıyor, genişledikçe genişliyor. Ve geliyor LES’e. 4 gün sonra 1. vizeler başlıyor. Vizeler bitiyor 6 gün sonra Lisan Üstü Eğitim sınavı var. Sınıfın çoğu sıraların altında test çözme durumunda. Matematik 5 yıl sonra yine bütün acımasızlığıyla karşımızda. LES’in korkunç bir yarışa dönüştüğü gerçeği de nefesimizi daraltıyor. Vizeleri finalleri başarıyla geçtik, mezun olduk diyelim, ya LES’te barajı geçemezsek ? LES’te başarılı olduk diyelim, ya okuldan mezun olamazsak? Devamını Okuyun

e-günlük

Hüss de hasta olursa

Bu sabah kalkıyorum ve bir de bakıyorum ki bizim Hüss alt dudağı dışarı sarkık kapının eşiğinde… Belli ki hasta…

Hüss hasta olursa n’olur ? Hüss hasta olunca evin neşesi kaçar. Gürültü patırtı azalır, alttaki yaşlı teyze ve amca rahat eder. Alt kattaki amca hiçbir zaman Hüss’ün gürültüsünden rahatsız olmadıklarını hep dile getirir durur ve bugün ses gelmemesi tuhafına giderek yukarı çıkar. Daha çok çikolata getirmiştir bizim CivCive.

Hüss hasta olursa ben daha çok kitap okurum. Çünkü günde 150 defa yanıma gelip “çijbibilm ac bene” demeye mecali olmaz. Alt dudağını dışarı büzüp garip garip bakar yüzümüze. Hüss de hasta olunca her istediğinin yapılacağını öğrenmiştir. Mızmızlanır, ağlar, hüzünbaz pozlar verir.

Bu gün, ikimiz de hastayız bizim evin Minik Efe‘siyle. Şimdi bütün ilgi benden ona kaydı. Ama ağzımızın tadı da kaçtı. Hüss bizim evimizin nur’u, yaşam kaynağımız, enerji küpümüz…

Hüss bir iyileşsin, birlikte cijbibilm seyredeceğiz bol bol :)

Bu yazı, 15.04.2017 tarihinde blogcu.com’daki ilk kaydından buraya taşındı.

e-günlük

Hastayım, üzerinize afiyet!

Hep böyle olur: Önemli bir iş teklifi alırsınız, görüşme için randevulaşırsınız, vizeleriniz başlayacak olur, hayati önem taşıyan LES, ÖSS gibi dev sınavlara az bir zaman kalır ve siz hasta olursunuz! Geçen yıl Mayıs ayında koordinatörlüğünü yürüttüğüm dev organizasyon ToG ATAK projesine saatler kala yine aynı rahatsızlığa yakalanmıştım. Türkiye’ nin farklı üniversitelerinden gelen gönüllü arkadaşlara gereken misafirperverliği yapamamış, organizasyon burnumdan gelmişti. Devamını Okuyun

e-günlük

Deli Dumrul Oyunu

Dün annemle Şükran Güngör Tiyatrosu’ndayız. Çok uzun bir süreden sonra ilk defa tiyatroya gidiyorum. Oyun, İzmir Devlet Tiyatrosunun sergilediği “Deli Dumrul“. Oyuna geçmeden önce geçtiğimiz yaz Yıldız KENTER’in ve Kültür Bakanı Atilla KOÇ’un katılımıyla açılan Şükran Güngör Tiyatro binasından bahsetmek istiyorum. Bina daha dışarıdan görkemiyle ve ışıklandırmalarıyla büyülüyor insanı. Devasa bir kapıdan içeri girince Şükran Güngör’ün dev fotoğrafı karşılıyor sizi. Kocaman bir sahne, eksiksiz bir ses donanımı, rahat koltuklar, klima sistemleri vs. Bir tiyatro salonu için her şey eksiksiz düşünülmüş. Üst balkona çıktığınız sağ ve soldan iki ayrı merdiven de son derece şık ve havalı. İnsanın o merdivenlerden çıkıp çıkıp inesi geliyor. Kendinizi Oscar Ödül Törenine gelmişsiniz gibi hissediyorsunuz. Engelli vatandaşların rahatlıkla binaya girebilmelerini sağlamak için özel rampa ve kapılar unutulmamış elbette.

Gelelim oyuna. Dekor tek kelimeyle kusursuzdu. Bu kusursuzluğa profesyonel devlet tiyatrosu oyuncularının performansını da eklemek gerekiyor. Oyunun başında sizi canlı bir orkestra karşılıyor, çaldıkları büyüleyici müziklerle. Ve oyun boyunca bu ekip parçalarıyla sizi büyülemeye, oyuna değişik anlamlar katmaya devam ediyor. Yeri geliyor bir düğün marşıyla, yeri geliyor rap yapan oyuncularla karşılaşıyor ve şaşırıyorsunuz. Oyun süresince diyaloglar ve Anadolu Ateşi’ ni anımsatan dans gösterileri sürüp gidiyor. Adeta bir müzikal seyrediyorsunuz. Geçmiş ve gelecek çok güzel harmanlanmış oyunda. Kostümler ise inanılmaz derece güzeldi. 

Aydın’ın profesyonel tiyatro oyunlarına hatta böylesine konforlu bir tiyatro binasına aç olduğu tıka basa dolan  salondan belli oluyordu. Salonda tek kişilik bile yer kalmamıştı. Tiyatroya karşı ilgi beni çok memnun etti. Kasım ayı içerisinde devlet tiyatrosu sanatçılarının sergileyeceği 2 oyun daha var. Annemle karar aldık: Bundan sonra bütün oyunlara gideceğiz :)

e-günlük

Engellilerin Savaşı

e-vren günlüğü’nü günlüklerimi yayımlamak üzere açmıştım ilk önce. Kısa bir süredir e-günlüklerimin yerini gözüme takılan çarpıklıklar almaya başladı. Burası Türkiye’ ydi ve bu ülkede Otobüs Firmaları korsan araçlarla hayatımızı tehlikeye atıyor; online kitap siteleri tüketici haklarını çiğneyip, sizi enayi yerine koyuyordu. Son olay ise artık pes dedirten cinsten. Sözüm kendisini engelli diye tanımlayan ama eksik tanımlayan birileri hakkında!

yunusevren_26.09.2005_(4)29.08.2005 tarihinde bu sayfalarda kaleme aldığım “ÖZÜR’ ÜM VAR” başlıklı yazım bir engelli arkadaş tarafından okunmuş, kısa sürede e-postalarda dolaşmaya başlamış ve engelliler.net’ in forum sayfasına konu olmuştu. Haberi aldığım ve engelliler.net’ le tanıştığım günden beri bu siteden ve forumdan çıkmaz olmuştum. Ancak bir gün, hiçbirimizin tasvip etmediği bir durum patlak verdi. Engellilerin sesini duyuran bu site bir gecede ikiye bölündü. Tabiri caizse yer yerinden oynadı. Engelliler.Net ve Engelliler.Biz sitelerinin sanal savaşı arasında kalakaldık. Birbirini kötüleyen, suçlayan, kendisini öven e-posta bombardımanın şaşkınlığı içerisinde bocaladık önce bir. Her iki site de görüntü ve içerik olarak birbirinin kopyasıydı; yazılarımız her iki sitede de mevcuttu. Peki hangisi gerçekti, hangisi haklıydı ve hangisi ENGELLİ’ydi? 

Bu soruların cevabı elbette çok önemli değil bizim için. Dün Engelliler.Net’ in forum sayfasında rahatsızlığımı dile getirdim ve hiç karşılaşmadığım bir tavırla karşılaştım. Sitenin editörü işi polemiğe dönüştürdü, beni polemik yapmakla suçladı, yine diğerlerine çamur atmaya devam etti ve olan oldu: Maske düştü! 

Forum sayfasına rahatsızlığımı dile getiren, üyeliğimin iptalini ve e-posta gönderiminin durdurulmasını talep ettiğim mesaj bıraktım. Mesajımı da, “Benim tercihim Engelliler.Biz’ den yanadır.” şeklinde sonlandırmıştım ki, daha sonra baktığımda “Engelliler.Biz” uzantısı yerine “Engelliler.Net” yazdığını fark ettim. Net değil, Biz yazdığımdan emindim. Düzeltmek için mesajıma girdiğimde Engelliler.Biz yazıyordu ama düzeltme bölümünden çıkıp foruma geri döndüğünüzde Engelliler.Net’ le karşılaşıyordum.

Forumundaki üyeye kendi tercih özgürlüğünü göstermeyen, sizden habersiz sizin mesajınız üzerinde oynama saygısızlığını gösteren bir zihniyet var ortada. Ve ne yazıktır ki bu zihniyet, engelli kardeşlerimizin haklarını savunmak, onların sesini duyurmak, onlara destek olmak amacını güttüğünü iddia ediyor. 

Engelliler.Biz ya da Engelliler.Net ! Kendi savaşlarını sanal alemin gerisinde verip, biz duyarlı insanları da, üyelerini de böylesine yormasalar, yıpratmasalar, kaybetmeselerdi keşke!

e-günlük, e-vreniyyat

Senin Derdin Ne ya da Gerçekten Bir Dert mi Seninki?

senin derdin ne

“Tüm kurşun kalemleri kırdım bir daha ressim çizmek yook! Kırıldım hayata yok bir daha renk hayatımda” diye yazmış Ümit ENGİN kardeşim maTRa adlı sayfasında…

Yukarıdaki fotoğrafı milliyet.com.tr’ de “50 Yılın En İyi Fotoğrafları” sayfasında gezinirken gördüm. Uganda’ da açlıktan ölmek üzere olan bir çocuğun karesi bu…1980 yılında birinci seçilmiş bir kare… Hayatın gerçeğini bize hatırlatan bir kare…

Aradan 25 yıl geçmiş. O çocuk, fotoğrafı çekildikten belki saatler belki de günler sonra öldü büyük ihtimalle. Bizim hiç tatmadığımız acılarla, yaşamadığımız zorluklarla…

Öyle basit, öyle komik olumsuzluklarla sinirleniyor ve hayatımızı alt üst ediyoruz ki… Bizim derdimiz ÖSS’den yüksek puan alamamak, MP3 çalarlı bir cep telefonuna, beşinci bir kot pantolona sahip olamamak… Ömrümüz boyunca hiç NIKE marka ayakkabı giyemediğimiz için üzülür; dolgun maaşlı ve saygın bir mesleğe sahip olamadığımız için dertleniriz. LGS, ÖSS, vize, final, LES, KPSS, KPDS vs derken bu dünyaya asıl gönderilme amacımızı unutur, asıl “İlahi Sınavı” aklımızın ucundan bile geçirmeyiz. ÖSS’ yi de KPSS’ yi de kazanır ama cenneti kaybederiz!

Bizim derdimiz böyle saçma sapan binlerce gereksiz şeydir işte! 1980 yılında objektiflere yansıyan bu çocuğun derdi bunların hiçbiri değildi elbette. Şu an Pakistan’ da hayatı alt üst olan milyonlarca insanın derdi de bizim dertlendiğimiz dertlerden değil. Onların derdi, her gün yeni dertlerle dolu bir sabaha başlamanın korkusu; kaybettikleri yüzlerce sevdiklerinin ölüm acısı; ekmek bulamamanın, su içememenin sıkıntısı; banyo edememenin rahatsızlığı… Kış geldi; çocuklar donacak, çamurda yatıp kalkacak ve biz Kurtlar Vadisinin yeni bölümünde uyuşup gidecek, daha lüks bir evde oturamadığımıza üzüleceğiz.

Ve biz; Pakistan’ da aç susuz ölen bir çocuğa üzülmeyeceğiz; tuttuğumuz takımın yediği gole üzüldüğümüz kadar!

MisAfiR KaLeM{LeR}

Batmaya Yüz Tutmuş Güneşimizin Üzerine

{Kasım ’05 MisAfiR KaLeM yazısıdır}

Batmaya yüz tutmuş güneşimizin üzerine…

Öyle insanlarız ki, hep iyiyi, doğruyu, güzeli bulmaya çalışırız. Ancak elimizdekiyle yetinmeyi bilmeden ve bununla kalmayıp elimizdekinin de kıymetini bilmeden yaşarız çoğumuz. İlkinde bahsettiğim durum için asla kimseyi suçlamam. Çünkü en iyi, en doğruyu bulmaya çalışmak bir erdemliliktir.Benim asıl sözüm ikinciyi yapanlara… Devamını Okuyun