Browsing Tag

türk dili ve edebiyatı

e-günlük

Ağustos biterken benden birkaç havadis

ramazan_beduk

biristanbulhayali.com’un yazarı Ramazan Bedük’le ilk buluşmamızdan hatıra

Bir iş haftasını daha geride bıraktık. Haftaya iki önemli kişiyle tanışarak başlamıştım. Uzun süredir internet üzerinden tanışıklığımın olduğu fotoğrafçı Mürsel Yağcıoğlu ile blog yazarı Ramazan Bedük‘le (Kimdir?) Pazartesi günü ilk defa bir araya geldim. Mürsel, Karaköy’de Art-İstannbul Fotoğraf Kafe‘yi açtı; hem hayırlı olsuna hem de Mürsel’le yüz yüze tanışmaya gittim. Ramazan‘la da bloglarımız sayesinde bir iletişimimiz vardı ama artık onu gerçek hayata da taşıma vakti gelmişti. Ramazan’ı da oraya davet ederek fotoğraf ve blog dünyasından iki önemli isimle aynı gün tanışmış oldum. Devamını Okuyun

e-günlük

EDEBİYATÇI OLABİLMEK

İnci ARAL, kendisini karşılamaya gelen BESYO’lu gençleri görünce Adnan Menderes Üniversitesi’nde Edebiyat öğrencisi yok mu? diye sorduğunu söylüyor. Beden Eğitimi Öğretmenliği’nde okuyan öğrencilerin İnci ARAL’ı tanıyor olması güzel elbette ama belki de o bir yazar olarak en büyük hedef kitlesi Edebiyat öğrencilerini görmek istiyordu karşısında. Öyle de oldu. Ayak üstü dakikalarca sohbetler yapıldı…

Kendisi de Edebiyat bölümlerinin eğitimindeki aksaklığın farkında. Edebiyat okuyunca edebiyatçı olunmuyor. diyor. Hatta edebiyatçı olmak istemiyorsan Türk Dili ve Edebiyatı Bölümüne gitmek gerek tarzında da bir ifade kullanıyor. Edebiyat öğrencisi olduğumu söyleyince -sen iyi şiir de yazarsın- diyorlar hemen. Oysa bize şiirin nasıl yazıldığına dair bir eğitim verilmiyor. diyorum. O, yazar olmak isteyen ve bunun için Edebiyat Fakültelerine giden pek çok kişiden de duymuş bunu. Yazmak için gitmişler, daha az kitap okur olmuşlar. Biraz acı olacak ama ben bu durumu şöyle özetliyorrum: Türkiye’de en az kitap okuyanlar edebiyat öğrencileridir. Ama en çok korsan kitap okuyanlar da yine edebiyat öğrencileridir.

Bugün bir edebiyat dergisinde tek bir yazımızı yayınlatmak neredeyse imkansız bir şey. Çünkü sanki oralar isim sahibi olmuş, belli yazarlar / şairler tarafından zaptedilmişti. Haklısın dedi İnci ARAL; Yazar olmak için çok okumak, çok yazmak ama dehşet yazmak gerekiyor. Bunun için kültürün, edebiyatın kalbi İstanbul’da olmaya da gerek yoktu. Bak ben mesela taşrada yaşıyordum. Manisa’da kendi halinde bir yaşamım vardı. Birgün bir arkadaşımın ısrarıyla birkaç öykümü dergilere yolladım ve bütün o dergiler beni arayıp öykülerimi yayınlamak istediklerini söylediler diyor. Hatta Varlık Dergisi‘nin sahini Yaşar Nabi kendisine Siz Türk Edebiyatının en büyük isimlerinden, romancılarından biri olacaksınızbile demiş vakti zamanında.

Üstüne üstüne vurguluyor İnci ARAL, “dehşet yazacaksınız! Öyle dehşet yazacaksınız ki, yer bulamadığınız dergiler sayfalarını çarşaf gibi önünüze serecek…”

e-günlük

NEREYE BAKIYORUZ?

Bugün ders arasında arkadaşlarla üst üste yığılmış Melik‘in dizüstü bilgisayarında film seyrediyoruz. Filmi bu kadar ilgiyle seyretmemizin ve e-vren günlüğü’nde bunu konu edinmemin ise önemli bir sebebi var:

Hiç Kimse ve Benzeri… 10 dakika 34 saniyelik bir kısa film. 2005 yılında çekilmiş ve bu yıl Altın Portakal‘a başvurulması düşünülen savaş çocuklarına ithaf edilen harika bir eser. Onu bizim için önemli kılan en önemli ayrıntılardan biriyse sınıf arkadaşımız Melik’in (yanımda, duvar kenarında oturan) filmde oynuyor olması. Üstelik filmin merkezinde… Türkçe bilmeyen, Arapçayla da derdini anlatamayan bir Filistinli kendisi. Filmin aynı ekip tarafından ikincisi çekilmiş. Melik’in rol aldığı ve bugün seyrettiğimiz film ise henüz internete yüklenmemiş. Belki ilk defa Antalya’da görücüye çıkar.

Burada vermek istediğim mesaj gayet açık: Türk Dili Edebiyatı okuyup illa ki öğretmen olmak gerekmiyor. Soner arkadaşımız gibi başarılı bir şair, Melik arkadaşımız gibi harika bir oyuncu olabilmek adına önemli adımlar atabilirsiniz. Edebiyat eğitimi alıp da, kendinizi sadece öğretmen olmaya şartlandırırsanız iyi bir haber spikeri, yazar, şair, editör, radyo sunucusu vb olma ihtimallerinizi de baştan yok etmiş olursunuz. Uzun lafın kısası (sözüm önce kendime) sınırları geniş, hedefleri yüksek tutmalı. Yapabildiğinin en iyisini yapmak, bu ülkeye de en iyi hizmet olacaktır. {Helal bana, son derece sosyal içerikli bir mesaj verdim kamuoyuna :)}

Aydın Life Yazıları

Türkiye’de FEF Mezunu Olmak!

TÜRKİYE’DE

Fen Edebiyat Fakültesi Mezunu

OLMAK!

{Evren’in Aydın Life Dergisi Ekim sayısı yazısıdır}

Sanırım bundan iki yıl önceydi. Emekli bir sağlık personeli, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü öğrencisi olduğumu söylediğimde “işiniz zor” demişti. Formasyon verilip verilmemesinin belirsizliğinden dolayı mı işimizin zor olduğunu sorduğumda “Hayır, mesleki anlamda çok fazla alternatifiniz var.” diye cevap vermişti. O zaman için “aksine bunun bizim işimizi kolaylaştırdığını” söylemiştim. Aradan 2 yıl geçti. İddia edilen o çok alternatifli mesleki dünyaya elimdeki diplomamla giriş yaptım. Sanılanın aksine yüzleşilen gerçekler hiç de hayal edilen tozpembe bir dünya değildi. 

Fen Edebiyat Fakültelerinin bilim insanı yetiştirme amacıyla verdikleri dört yıllık zorlu bir eğitimin sonunda diplomayı aldığımızda şişirilmiş hayallerimizin nasıl da sabun köpüğünden ibaret olduğunu fark ettik ilk önce. Üniversite denen bu dev kapıdan girerken de çıkarken de sanki bütün iş’ler bizimdir sandık. İşverenlerin, bizi işe almak için mezun olmamızı dört gözle beklediği gibi boş bir hayale kapıldık. Zannettik ki, almış olduğumuz eğitime birileri saygı duyacaktı! 

Bir Fen Edebiyat Fakültesi [FEF] Türk Dili ve Edebiyatı [TDE] Bölümü mezunu olarak birinci ağızdan yazıyorum: FEF’liyiz diye birileri bizi fena halde KEK’lemeye çalışıyor! Daha net bir şekilde ifade edeyim: Birileri formasyonumuz yok diye bizi sömürmeye kalkıyor! Nasıl mı? 

Dört yıl boyunca “bilgi alarak/ bilgiyle yüklenerek” yetişen FEF öğrencisi, “bilgiyi aktarma” becerisi edinmeden eğitimini tamamlar. Ama alanıyla ilgili bilgiyi de ondan daha iyi bilecek kimse yoktur. Sonuçta bilim insanı mantığıyla yetiştirilmektedir. Pedagojik formasyonu olmadığı için mezun olduktan sonra ek olarak bir ya da bir buçuk yıl daha Tezsiz Yüksek Lisans (formasyon) eğitimi almak zorundadır. Böylece KPSS’ye girip öğretmen olarak atanma ya da bir dershanede öğretmenlik yapma hakkına sahip olacaktır. Ancak Milli Eğitim Bakanlığı FEF mezunlarına, özel dershanelerde formasyonsuz öğretmenlik yapabilme hakkını da vermiştir. Üstelik ihtiyaç duyulan okullarda ders ücretli veya vekil öğretmen olarak derslere girme imkanını da sunmuştur. Demek ki FEF mezunundan istenildiğinde iyi bir öğretmen olabilmektedir. 

Gelelim şu sömürülme olayına. Örneğin Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunu olarak formasyonunuz olmadan ülkenin pek çok yerinde şubesi bulunan zincir bir özel dershaneye başvurduğunuzda size sunulan ilk şart, en az bir yıl deneme sürecidir. Aydın’daki bir zincir dershane bu sürece dâhil olabilmeniz için sizi zorlu bir sınava tabi tutmaktadır: Öncelikle eğitim danışmanıyla yüz yüze görüşme, eğer görüşme olumluysa sonrasında alanınızla ilgili bir sınava girme, sınavda başarılı olursanız size verilen bir konuyu kurulun önünde anlatma. Sanki onlarca vize ve finali başarıyla geçip mezun olan siz değilmişsiniz gibi bir de dershanenin kendi içindeki sınavına girersiniz. Bütün bu aşamaları geçtiğinizde sanmayın ki size dolgun bir maaş bağlanacaktır. Aksine, 1 yıl boyunca sigortanız yatırılmaz, stajınız başlatılmaz, üstelik seneye stajınızın başlatılacağı konusunda ise asla bir garanti verilmez. Sahip olacağınız tek şey mesleki tecrübe ve çok az bir miktarda cep harçlığıdır. 

Bir başka zincir dershane de olaya “hem bizim dershanemizde çalışmanın ayrıcalığını yaşayacaksın hem de bizden para mı alacaksın?” mantığıyla yaklaşır. Onlara göre nasıl ki yabancı dil öğrenmek ya da diksiyonunuzu geliştirmek için bir kursa gider ve edindiğiniz beceriye karşılık para öderseniz, dershanelerinde 1 yıl boyunca edineceğiniz tecrübe de bundan farklı bir şey değildir. Bu dershane de sizi ilk yıl denemeye alacağından, 1 yılın sonunda göstermiş olduğunuz performansa göre zümre başkanının hakkınızda olumlu rapor vermesi durumunda ikinci yıl stajınızın başlatılabileceğinden bahseder. Üstelik siz hiçbir ücret ödemeden bu dershanede “tecrübe” edineceksinizdir. Oysa aynı dershanenin Muğla-Fethiye’deki şubesi size iyi bir ücret, sigorta ve staj kaldırmayı teklif edebilmektedir. Çünkü yeni açılmıştır, öğretmeni yoktur ve acilen bir TDE Bölümü mezununa ihtiyacı vardır. Formasyonunuzun olup olmamasının işte bu noktada o şube için hiçbir önemi yoktur. Bir dershanenin iki ayrı şubesinde sunulan bu farklı imkânların sebebini yine kendi ağızlarından duyarız: Aydın’da bir üniversite potansiyeli vardır. Senin stajını başlatıp, sigortanı ödeyip, sana iyi bir ücret ödeyene kadar bu imkânların hiçbirini sunmayacağı başka bir mezun mutlaka bulunacaktır! Mantık gayet düz ve basittir! 

Yine başka bir zincir dershane de aynı gözle bakar size. Formasyonunuz yoktur ve sizin yerinizi doldurmak için sırada bekleyen pek çok FEF mezunu Edebiyatçı vardır. En az 1 yıl dershane etütlerinde öğrencilerin sorularını çözecek, öğretmenlerin istediklerini getirip götürecek, gerekirse okullara dershane ilanlarını asacak, oradan oraya koşturacaksınız. 1 yıllık bunca emeğin ardından dershane – belki – stajınızı başlatabilecektir ama kesin değildir. 

Sabah 9’da geleceğiniz dershaneden çıkış saatiniz belli değildir. Zümre başkanıyla derslere katılacak, derslerden çıkıp etütlere girecek, bol bol soru çözecek, soru tarayacak, sınavlarda gözetmenlik yapacak, haftanın 6 günü çalışacaksınız. Kadrolu bir öğretmen kadar yorulacaksınız ve elde ettiğiniz tek şey “tecrübe” olacak. Oysa Milli Eğitim Bakanlığı’na göre FEF mezunları usta öğretici sayılmaktadır. FEF mezunları üniversiteyi bitirdiği için muhtemelen sağlık güvencesinden yoksun olurken diğer taraftan da aileye maddi anlamda daha fazla yük olmanın sıkıntısından da bir an evvel kurtulmayı arzulamaktadır. Bu sebeplerle formasyonu alırken bir dershanede ya da bir etüt merkezinde çalışmak istemektedir. Buna rağmen ticari mantıkla olaya yaklaşan özel dershanelerin sunduğu şartları kabul etmekten başka yapabilecek çok fazla bir şeyi yoktur. Çünkü dershanelerin yukarıda sıraladığım şartlarını kabul etmediği takdirde bu şartları kabul edecek çok fazla mezun, dershane kapısında hazır beklemektedir. 

Oysa ne acıdır ki ÖSS’ye hazırlanan bir öğrenciyi dershaneye kaydettirmeye gittiğinizde 100-200 YTL indirimi bile zor yaptırabilmekte ya da bu indirim çoğu zaman mümkün bile olmamaktadır. Hatta “çocuğumuzu size 1 yıl süreyle gönderelim, dershanenizi bir deneyelim, bakalım ÖSS’yi kazanacak olursa dershane ücretini verelim” demek gibi bir hakkınız asla yoktur. Gülerler size! Oysa emek harcayıp, iyi bir bilgi donanımıyla dört yıllık bir eğitimin sonrasında mezun olan bir FEF’liyi dershanelerin 1-2 yıl süreyle denemesi hiç de komik değildir. 

Fen Edebiyat Fakültesi TDE Bölümünden henüz mezun olmuş biri olarak olayların içinde/ortasında/merkezinde bulunsam da ezbere yazmak istemedim. Şaşkın ördek yavrusu misali sahaya inilerek, bizi nelerin beklediği bizzat tecrübe edilerek bu yazı hazırlandı. Şu bir gerçek ki yukarıda bahsettiklerim sektördeki bütün dershaneleri kapsamamaktadır. İçlerinde “aldığımız eğitime” “saygı duyanlar” da yok değil. Tamamen “tecrübeyle sabit” bu yazdıklarımı “saygı görmek”, “sömürülmemek”, “saygın bir meslek edinmek” ve “sahip olduğu bilgiye değer verilmesini” isteyen Fen Edebiyat Fakültesi mezunlarına ithaf ediyorum.

e-günlük

Matematikçilerin Sınıfında Edebiyatçıların Tarih Dersi

yunusevren_evrenedebiyaT

Tuhaf bir duygu, fakültenin en büyüğü olmak. Son sınıf olmanın sıkıcılığıyla geçiyor dersler. Kimse eski havasında değil. Eski neşe eski curcuna yok.

LES’miş, tezli miymiş, tezsiz miymiş, vizeymiş, biter miymiş bitmez miymiş dertleriyle yüzler gülmüyor eskisi gibi. Fakülte bir tuhaf zaten bu yıl. Gıcır gıcır bir bina yapıldı ve fencilere tahsis edildi ama hala matematikçiler bizim binada, bizim sınıflarımızda. Fotoğrafta tam net görünmüyor belki ama tahtamız matematik işlemleriyle dolu. Sanki matematikçi arkadaşlarımız gizliden gizliye mesaj veriyorlar bize : “4 Aralık’ taki LES’e az kaldı. 4 yıl sonra yine matematik sorularıyla karşı karşıyasınız!”

Sınıf matematikçilerin sınıfı. Biz edebiyat öğrencileriyiz. Bu keskin alaka sınıfta göreceğimiz ders Genel Türk Tarihi. Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde okuduğumuz için doğal olarak bize 4 yıl boyunca edebiyat dersleri veren devletimiz, öğretmen olmamız için LES’ te matematik soracak bize.

Matematik sınıfında Tarih dersi gören bir Edebiyat öğrencisinin mutlu mesut hallerini okudunuz :)