servet tetik « …bir e-lektronik yaşam projesi

“Fikrim’den Zikrim’i Unuttum” Dile Geldi

Sevgili Salih, program yaptığı radyoda son yazdığım Fikrim’den Zikrim’i Unuttum başlıklı yazımı seslendirmiş; seslendirmekle kalmamış kaydı bana göndererek güzel de bir süpriz yapmış. Ben e.postalarını görmeyip, gündüz de telefonlarına cevap veremeyince bu güzel sürprizi akşam öğrenmek; kaydı da geç bir vakitte dinlemek durumunda kaldım. Bu Salih’in sesinden dinlediğim ilk yazım değil ama kaydı dinlerken çok heyecanlandım. Yazıyı yazarken iç sesim elbette farklı oluyor; bir başkasının sesiyle onu dinlemekse apayrı duygular yaşatıyor bana. Kendisine de her zaman söylediğim üzere çok beğendiğim sesiyle yazıma hayat vermiş; çok da güzel seslendirmiş.

Salih, e-vren günlüğü’nün ilk MisAfiR KaLeM‘i olma özelliğinin yanına e-vren günlüğü yazılarını ilk seslendiren kişi olma özelliğini de eklemiş oldu :) Hazır yeri gelmişken; ]fotoğrafhikayeleri[ projesinde ilk kez kendi çektiğim değil de çekimlerini çok beğendiğim Servet’in fotoğrafını kullanmıştım. Her iki kardeşime de e-vren günlüğü’ne kattıkları renkten dolayı teşekkür ediyorum.


 ]fh[ fotoğrafhikayeleri {Mart ’09}

Rahmetinle can bulduğum Ey Rab!

Yer toprak; toprak kara. Gök, parça parça bulut; kapkara… Bir avuç suyunda ruhum, acılardan kararmakta!

Dağları, gökleri ayakta tutsun diye dikmişsin; gönlümü dağlasınlar diye değil. Beni, soluk alıp vereyim diye yaratmışsın; soluksuz kalayım diye değil. Alem senin adını AŞK’la zikrederken, fikrimden zikrimi unuttum. Akların içindeyken, rengarenk düşlerle büründü gözlerim. Yüzerken, yürüyene imrendim; yürümeye çalışırken uçana…  Bir avuç suyunu, enginlere değişmez iken; kaydı gönlüm koca okyanuslara. Karasız, kıt’asız sular dar gelir oldu bana. Benim neslim değil bu yabani diyardakiler; benim dilimden konuşmuyor bu gurbet eldekiler.  Rengim renk değil; cismim kendi cismim hiç değil. Adım başka, sanım başka, ruhum karanlıklarda. Başımı öne eğdim utandım; kafi gelmedi gömüldüm yaban sulara.

“Ne oldum?” dedim; derken “ne olmam gerektiğini” unuttum. Başını toğrağa gömmüş bir deve kuşu misali kendimi ‘yer ile gök’ün arasında karanlık bir akıntıda buldum.

——–

Fotoğrafın Hikayesi: Servet TETİK’in objektifinden yansıyan yukarıdaki fotoğraf Şubat 2009′da Ankara Kuğulu Park’ta çekildi ve ”Saklambaç” ismiyle {şurada} yayınlandı. fotoğrafhikayeleri projesine katkısından ötürü Servet’e teşekkürler..


2008′in ilk 6 ayında asker ocağında oluşuma sık sık TTNET kesintileri ve aniden öğretmen olmanın getirdiği yoğun çalışma temposu eklenince e-vren günlüğü, geçmiş yıllara göre durgun bir yıl geçirdi. Ancak, askerlik sonrası hayalimdeki fotoğraf makinesi Canon 450 D’ye sahip olmamla beraber en renkli e-vren günlükleri de ortaya çıkmaya başladı.

2008 yılında 44 kişisel fotoğrafla desteklenen 146 e-günlüğün yayınlandığı ve 7 MisAfiR KaLeM’in renklendirdiği e-vren günlüğü toplam 93.100 kişi tarafından 146.840 defa ziyaret edildi.

Mayıs 2008‘de suskunluğuna son veren e-lektronik yaşam serüvenimde yer alan ve notu tutulamayan pek çok gelişmeyi daha önce yazılarda kullanılmamış sembol fotoğraflarla e-vren yıllığı 2008‘de sıralamaya çalıştım.

e-yaşam serüvenini yakından takip edip de acaba arada ne kaçırdım diyenleri ve belki benim adım da geçmiştirdiye merak edenleri şöyle ağırlayalım: {Devamını oku}


26 Ekim günkü sabah 07.00′dan akşam 18.00′e kadar 11 saatlik Ankara gezisi için neredeyse 18 saatlik seyahati göze almak durumundaydım :) Bu, Ankara’ya normalde 3. gidişimdi ama gezi amaçlı 2. gidişim oldu.

Saat 8′de Demetevler’deyim. Metro’dan iner inmez beni karşında göreceksin dayıcımdiyen çılgın yeğenim Şayzın‘ı ben uyandırıyorum telefonla. Arif beylerse eve vardığımızda hala uyuyor. Bir taraftan perdeleri açıyorum bir taraftan daniye karşılanmaya gelinmiyorum, bu bekar halimle Evren abinizi oralarda bir başına bırakıyorsunuz! diye çıkışıyorum. Meğer çocuklar ben geleceğim diye sabaha kadar bazlama yapmışlar :) Güzel ve uzun soluklu bir kahvaltının ardından sokaklardayız. Saat 10.30 olmuş olmasına rağmen koca şehirde tek bir mağaza açık olmaz mı… Hadi bir tane buluyoruz, surat bir karış esnaf hanımlarda :) Aylardır gönlümden geçirdiğim buluşma için Arif ve Şaziye ile ayrılıp yola koyuluyorum.

Ve yıllardır merakla beklenen an.Kaan sen gerçeksin! diyorum Kızılay’da Karanfil Sokak çıkışında beni bekleyen Kaan‘a sarılarak :) 1 yılı aşkın bir süredir blogtan birbirimizi takip ettiğimiz, gerek dışsal gerekse içsel yönden pek çok konuda birbirimize benzediğimizi düşündüğümüz Kaan’la nihayet gerçek hayatta da tanışabiliyoruz. Kendinden emin, olgun oturaklı, page rengi 4 ve blograzzi’de kişisel blog kategorisinde 1. sırada yer alan bu ünlü blog yazarı arkadaşımla iki çay tiryakisi olarak hasbihal ederken işte beklenen o ikinci an yaşanıyor:

Servet‘i, kardeşim kadar o kadar benimsemişim ki ben askere gitmeden önce bloglarımızı keşfettiğimizi ve tanıştığımızı sanıyordum. Halbuki asker dönüşü Haziran gibi tanışmışız :) Soluk soluğa geliyor, malum saatler bir saat geri alınınca afallamış biraz. Benim için flickr’ın usta deklanşörlerinden olan Servet, fotoğraflarındakinin tıpkısının aynısı :) Yaşının benden epey genç olmasından dolayı karizması ve yakışıklılığını kendime rakip olarak görmemeye gayret gösterip blog muhabbetlerine dalıyoruz. Biz Kayhan ve Dilara‘dan bahsedip, malum blog servisini çekiştirirken Ankara radyolarının karizmatik haberci sesi, Nur beliriyor oturduğumuz kafenin önünde:

Ve hayal edilen 26 Ekim 2008 tarihli Ankara fotoğrafı tamamlanıyor:

Bir haber spikerinin başına gelebilecek en kötü şeyi yaşıyor Nur, bizimle buluştuğunda. Günlerdir gribal bir rahatsızlık yaşıyor olmasına rağmen Ankara’da beni yalnız bırakmıyor. Akülü Araç Kampanyamıza radyodan destek veren, e-vren günlüğü yazılarının altını üstüne getiren ve kısa zamanda sanal tanışmışlığı samimi bir arkadaşlığa dönüştüren Nur, 3 blog yazarının bloglama atladıkları blog muhabbetleri arasında biraz sıkılmış gibi görünse de Kocatepe Camii çıkartmasında objektiflerin kendisine çevrilmesiyle kendine geldi. Kendisini Servet’in usta fotoğrafçılığına bırakan Nur Hanımın ne hastalığı kalıyor ne de vücut kırgınlığı :)

Servet, kendinden geçiyor fotoğraf çekerken. Böyle çocuklar gibi şen, oradan oraya koşturuyor. O, Nur’un pozlarını çekerken biz de edebiyatçılığını MisAfiR KaLeM olarak  Kasım’da e-vren günlüğü için konuşturacak olan Kaan’la özel kareler peşindeyiz.

Safiye Sultan, abimi televizyondan canlı yayında seyrederken, kardeşim Ziya kendi arkadaşlarıyla GoKart yarışmasında stres atarken ben de blog dünyasının bana armağanı arkadaşlarımla çok zevkli birkaç saat geçirmekle meşguldüm. Sanal alemin arkadaşlık/dostluk getirisi/götürüsüne hiç değinmeden bunca zamandır yazılarıyla, fotoğraflarıyla ve mesleğiyle ruhunu ortaya koyan bu 3 arkadaşımla birebir tanışmanın ve vakit geçirmenin tadını çıkardım. Hepisini zaten seviyordum, yüz yüze tanışınca hepten sevdim.

Ankara’nın tek bir eksiği vardı; o da Harun. Lakin, Ulus’ta telefonun diğer ucundaydı. Saatler 18′i gösterip Ankara’dan ayrılma vakti geldiğinde Başkent’te bir ilki gerçekleştirmenin bu seferlik kısmet olmadığı Harun’la Aydın’da hasret gidermek için çoktan sözleşmiştik. Ebruların Sultanı’nın yol boyu Magnum Çikolata keşfi ve tadına doyulmaz yaşam tecrübesi ile 03.30′da yatağımda son bulan kısa ama uzun bir Ankara günü de hatıralarım arasındaki yerini almış oldu.

Ankara buluşmasından 24 fotoğrafa aşağıdan ulaşılabilinir:

Ekim ’08 Ankara’dan Kareler

4 yıllık e-günlük yolculuğum 22-23 Eylül’den itibaren wordpress tabanlı 3. mekanında devam etmeye başlamış bulunuyor. Bu zaman zarfında epey aksaklık oldu. Bütün bir içeriğin yeni hosta taşınması mümkün olmadığı için ilk etapta Eylül ayında yayınlanan yazıları ve sonrasında sırayla MisAfiR KaLeM{LeR} ile fotoğrafhikayelerini taşımayı uygun buldum. Can sıkıcı diğer ayrıntı ise ne yazık ki {Devamını oku}


Türk blog yazarlarından e-vren, dün akşam pek çok blog yazarı arkadaşına evrengunlugu.net adresinde bir iftar yemeği verdi. Aralarında Umar, Kayhan, Kaanİbrahim, Servet, Dilara, Buğra ve Başak gibi ünlü bloggerların davetli olduğu iftar yemeği çıkışı görüntülenen e-vren, kameralarımıza saldırdı. Kendini bilmez blog yazarı olayla ilgili henüz bir açıklama yapmazken, olay anında orada bulunan adı geçen diğer blog yazarları da görevini yapan basın mensubu arkadaşlarımıza sahip çıkmayıp olay yerinden hızla ayrıldılar. [AHA]

{Burada, işte tam burada neyin gerçek neyin kurgu olduğunun ayırdına varamıyoruz. Bunu neden yazıyorum: Canım, yakaladığım bir kareyi hem kullanmak, hem eğlenmek hem de gelen tepkileri sorgulmak istiyor. Bir taraftan eğlence bir taraftan iş de diyebilirim buna. Kimine göre sosyal bir ağ, sanal bir dostluk, interkatif bir cemaat bu blog alemi. Hepimiz birbirimizden besleniyor, bir şeyler öğreniyor, hatta birbirimize yeni şeyler öğretiyoruz. Yazılan bir yazı, çekilen bir fotoğraf “sahibi” ne derse desin okuyucu tarafından kendi dünyasında kendi bakış açısıyla harmanlanıp anlamlandırılıyor. Tam da bu noktada ne e-vren günlüğü ne de bir başka blog adresinin, ürettiğini sorgusuz sualsiz paylaşmak ve bunun peşine düşmemekten başka bir durumu olmuyor. Gerçek yaşantılardan olduğu gibi, gerçekleşmesi ümit edilen hayallerden de ibaret bütün bu e-vren dünyası. Tıpkı çekilen o fotoğraf, yenildiği söylenen iftar yemeği ve üzerine yapılan espride olduğu gibi… Bir kere daha altını çizmeye gerek var mı: bu bir e-lektronik yaşam projesi’dir}