Browsing Tag

şaziye nur ayan

e-günlük, VideoBlog

e-vren’in Zincirlerini Kırdığı Dakikalar

Sizi bir yerden tanıyorum; medyadan olabilir mi? diyen Çiçekköy’deki hanımefendinin bende oluşturduğu şaşkınlığın üzerineille de soyun e-vren, aman efendi çizginden taviz verme e-vrenli epostaların şaşkınlığı eklendi. Üstüne üstlük iki günlük İzmir’in yol yorgunluğu ve hemen üstüne gece 4’e kadar bilgisayar başında çalışmanın yorgunluğu… Haydar‘la gerçekleştirilen fotoğraf çekimlerinin birkaç video görüntüsünden bazılarını derledim. İşte Gizem‘in kamerasından, Haydar’ın objektifinden yansıyan eğlenceli görüntüler: {Yerinde oynamayanların yorumları onaylanmayacaktır :) }

Bu yazıda paylaşılan videoblogları hazırlamakla uğraştığım Cuma gününe korkunç bir başağrısıyla uyandım; Hüss‘le cuma namazına gittim; Fatih ve İlknur‘la buluştum; Şayzın‘ı karşılayıp bize götürdüm. Derken, 5. yıla 48 saat kala e-vren günlüğü’nde heyecan giderek artmaya devame diyor. Seni iyi ki seviyoruz e-vren günlüğü ;)

..
e-günlük

e-vren Yıllığı 2008

2008’in ilk 6 ayında asker ocağında oluşuma sık sık TTNET kesintileri ve aniden öğretmen olmanın getirdiği yoğun çalışma temposu eklenince e-vren günlüğü, geçmiş yıllara göre durgun bir yıl geçirdi. Ancak, askerlik sonrası hayalimdeki fotoğraf makinesi Canon 450 D’ye sahip olmamla beraber en renkli e-vren günlükleri de ortaya çıkmaya başladı.

2008 yılında 44 kişisel fotoğrafla desteklenen 146 e-günlüğün yayınlandığı ve 7 MisAfiR KaLeM’in renklendirdiği e-vren günlüğü toplam 93.100 kişi tarafından 146.840 defa ziyaret edildi.

Mayıs 2008‘de suskunluğuna son veren e-lektronik yaşam serüvenimde yer alan ve notu tutulamayan pek çok gelişmeyi daha önce yazılarda kullanılmamış sembol fotoğraflarla e-vren yıllığı 2008‘de sıralamaya çalıştım.

e-yaşam serüvenini yakından takip edip de acaba arada ne kaçırdım diyenleri ve belki benim adım da geçmiştirdiye merak edenleri şöyle ağırlayalım: Devamını Okuyun

e-günlük

Ankara’dan İzlenimler

26 Ekim günkü sabah 07.00’dan akşam 18.00’e kadar 11 saatlik Ankara gezisi için neredeyse 18 saatlik seyahati göze almak durumundaydım :) Bu, Ankara’ya normalde 3. gidişimdi ama gezi amaçlı 2. gidişim oldu.

Saat 8’de Demetevler’deyim. Metro’dan iner inmez beni karşında göreceksin dayıcımdiyen çılgın yeğenim Şayzın‘ı ben uyandırıyorum telefonla. Arif beylerse eve vardığımızda hala uyuyor. Bir taraftan perdeleri açıyorum bir taraftan daniye karşılanmaya gelinmiyorum, bu bekar halimle Evren abinizi oralarda bir başına bırakıyorsunuz! diye çıkışıyorum. Meğer çocuklar ben geleceğim diye sabaha kadar bazlama yapmışlar :) Güzel ve uzun soluklu bir kahvaltının ardından sokaklardayız. Saat 10.30 olmuş olmasına rağmen koca şehirde tek bir mağaza açık olmaz mı… Hadi bir tane buluyoruz, surat bir karış esnaf hanımlarda :) Aylardır gönlümden geçirdiğim buluşma için Arif ve Şaziye ile ayrılıp yola koyuluyorum.

Ve yıllardır merakla beklenen an.Kaan sen gerçeksin! diyorum Kızılay’da Karanfil Sokak çıkışında beni bekleyen Kaan‘a sarılarak :) 1 yılı aşkın bir süredir blogtan birbirimizi takip ettiğimiz, gerek dışsal gerekse içsel yönden pek çok konuda birbirimize benzediğimizi düşündüğümüz Kaan’la nihayet gerçek hayatta da tanışabiliyoruz. Kendinden emin, olgun oturaklı, page rengi 4 ve blograzzi’de kişisel blog kategorisinde 1. sırada yer alan bu ünlü blog yazarı arkadaşımla iki çay tiryakisi olarak hasbihal ederken işte beklenen o ikinci an yaşanıyor:

Servet‘i, kardeşim kadar o kadar benimsemişim ki ben askere gitmeden önce bloglarımızı keşfettiğimizi ve tanıştığımızı sanıyordum. Halbuki asker dönüşü Haziran gibi tanışmışız :) Soluk soluğa geliyor, malum saatler bir saat geri alınınca afallamış biraz. Benim için flickr’ın usta deklanşörlerinden olan Servet, fotoğraflarındakinin tıpkısının aynısı :) Yaşının benden epey genç olmasından dolayı karizması ve yakışıklılığını kendime rakip olarak görmemeye gayret gösterip blog muhabbetlerine dalıyoruz. Biz Kayhan ve Dilara‘dan bahsedip, malum blog servisini çekiştirirken Ankara radyolarının karizmatik haberci sesi, Nur beliriyor oturduğumuz kafenin önünde:

Ve hayal edilen 26 Ekim 2008 tarihli Ankara fotoğrafı tamamlanıyor:

Bir haber spikerinin başına gelebilecek en kötü şeyi yaşıyor Nur, bizimle buluştuğunda. Günlerdir gribal bir rahatsızlık yaşıyor olmasına rağmen Ankara’da beni yalnız bırakmıyor. Akülü Araç Kampanyamıza radyodan destek veren, e-vren günlüğü yazılarının altını üstüne getiren ve kısa zamanda sanal tanışmışlığı samimi bir arkadaşlığa dönüştüren Nur, 3 blog yazarının bloglama atladıkları blog muhabbetleri arasında biraz sıkılmış gibi görünse de Kocatepe Camii çıkartmasında objektiflerin kendisine çevrilmesiyle kendine geldi. Kendisini Servet’in usta fotoğrafçılığına bırakan Nur Hanımın ne hastalığı kalıyor ne de vücut kırgınlığı :)

Servet, kendinden geçiyor fotoğraf çekerken. Böyle çocuklar gibi şen, oradan oraya koşturuyor. O, Nur’un pozlarını çekerken biz de edebiyatçılığını MisAfiR KaLeM olarak  Kasım’da e-vren günlüğü için konuşturacak olan Kaan’la özel kareler peşindeyiz.

Safiye Sultan, abimi televizyondan canlı yayında seyrederken, kardeşim Ziya kendi arkadaşlarıyla GoKart yarışmasında stres atarken ben de blog dünyasının bana armağanı arkadaşlarımla çok zevkli birkaç saat geçirmekle meşguldüm. Sanal alemin arkadaşlık/dostluk getirisi/götürüsüne hiç değinmeden bunca zamandır yazılarıyla, fotoğraflarıyla ve mesleğiyle ruhunu ortaya koyan bu 3 arkadaşımla birebir tanışmanın ve vakit geçirmenin tadını çıkardım. Hepisini zaten seviyordum, yüz yüze tanışınca hepten sevdim.

Ankara’nın tek bir eksiği vardı; o da Harun. Lakin, Ulus’ta telefonun diğer ucundaydı. Saatler 18’i gösterip Ankara’dan ayrılma vakti geldiğinde Başkent’te bir ilki gerçekleştirmenin bu seferlik kısmet olmadığı Harun’la Aydın’da hasret gidermek için çoktan sözleşmiştik. Ebruların Sultanı’nın yol boyu Magnum Çikolata keşfi ve tadına doyulmaz yaşam tecrübesi ile 03.30’da yatağımda son bulan kısa ama uzun bir Ankara günü de hatıralarım arasındaki yerini almış oldu.

Ankara buluşmasından 24 fotoğrafa aşağıdan ulaşılabilir:

Ekim ’08 Ankara’dan Kareler
e-günlük

Bizim Mahalleyi Mehteran Takımı Basarsa

 

Bu haftasonu mahalleyi uyandırma görevi hangi komşumuzdaysa işini çok ciddiye almış herhalde. Mehteran takımının sebebi bu olabilir mi? Haydin millet, aşka gelin, uyanın, coşun!

İmren ablaya sabah kahvaltısına gidecektik. Evrenler sabah geç kalkar, işimi garantiye alıp evlerinin önüne bir mehteran takımı yollayayım diye mi düşündü acaba?

Sağ bacağımda iki gündür tuhaf bir acı var, markete bile zor gidip geldim. Bu yüzden dayımların erik bahçesine gidemedim. Herkes orada. Ben bütün gün evde…

Garip Hareketi‘ni okumaya devam ediyorum. Bugün Mesnevi‘den hiç bölüm okumadım. İkinci Yeni Olayı kitabına da aylar var sanki. İlk defa iki kitap birden okuyorum, ondandır.

Şaziye‘nin Ankara’da çektiğim fotoğraflarını Flickr‘daki sayfama ekledim. İlk defa e-vren günlüğü facebook‘taki arkadaşlarla sohbet ettim. Çok güzel bir duyguydu. Sizi tanımaktan mutluluk duyuyorum.

Sıfır Dediğimde filmini seyrettik Ziya‘yla. Sonu olmayan, belirsiz biten modern Türk filmleri geleneği bozulmamış. Ama müzikler, görüntü efektleri ve özellikle Oktay Kaynarca‘nın ses tonu muh-te-şem bir hava katıyor filme.

Merak merak içinde kaldığım, seyretmek için can attığım Yumurta, büyük bir hayal kırıklığı yarattı bende. Güzel şeyler yazmak isterdim burada. Ben bir şey anlamadım.

Futbol için “modern savaş” demek pek de yanlış olmaz sanırım. Çek maçından sonra Türkler Tarih Yazdı, Çılgın Türkler, Türk Mucizesi gibi başlık atıyorsa yabancı basın… 1453 İstanbul’un fethinde bile Avrupa böyle değerlendirmemiştir başarımızı eminim. Bu arada Milli Takım maçını sadece insanlar seyrediyor sanırdım. Tek ilgi duyan biz değilmişiz. Gol atınca balkona çıkıp demirlere vurmak da ne oluyor! Sevincin de bir sınırı var değil mi?

MisAfiR KaLeM{LeR}

Kalp ve Gözler Hiç Konuşmadı

{Haziran ’08 MisAfiR KaLeM Yazısıdır}

Aşk insana tarihler yazdırır… Aşk insana acılar yaşatır.. Ama yine de en güzeli aşk tattırır.

…ve sonra alır başını bir yalnızlık. Ulaşamadıkça büyür aşkın sonsuz olur kalbinde ve acıyı çeken yine kalbin olur. Aslında yoktur kalbin suçu, gözlerin cezasını “O” çeker ve yanmaya başlar içi, kor gibi. Kalp gözlere sitem etmektedir artık. Bu sitem aşkın daha da alevlenmesine sebep olacaktır ki, ne kalbin ne de gözlerin hiç farkında bile olmadan. Devamını Okuyun

e-günlük

AYAĞIMIN TOZUYLA…

Askerden yeni gelmişim, otursam ya oturduğum yerde. Ya da birkaç yüz test sorusu çözüp kaçınılmaz gerçek KPSS’ye hazırlansam ya. Dünya dönüyor, zaman akıp geçiyor, 4 Haziran gecesi Ankara‘ya doğru başlayan yolculuğum 8 Haziran günü Balıkesir dönüşüyle sona eriyor. 

Yeğenlerim Arif ve Şaziye‘yle beraberdim Ankara’da. Arif, e-vren günlüğü’nün Ekim 2005 MisAfiR KaLeM‘iydi. 

Abisinin ardından Şaziye, e-vren günlüğü’nün yeni döneminde ilk MisAfiR KaLeM olacak 9 Haziran Pazartesi günü. Bu sebeple yazıda kullanmak için fotoğraf çekimleri yaptık Ankara parklarında. 

Ankara’dan Aydın’a, oradan da ayağımın tozuyla Balıkesir’e… Yine e-vren günlüğü’nün MisAfiR KaLeM{LeR}inden Hikmet‘le beraber kısa bir Balıkesir turu yapıyoruz. 5 yılını geçirdiği Balıkesir’e veda etmeden önce son birkaç kare fotoğrafını çekiyoruz. Aydın, Hikmet’in dönüşünü bekleyedursun; ben, bu akşam ailem, İlknur ve Fatih‘le Leman SAM konserine gitmeye hazırlanıyorum.

e-günlük

Fotoğraflarla 2006

Ocak 2006‘da Kurban Bayramı’nı kutlamışız. Henüz lisans son sınıf öğrencisiymişim ve sınıf arkadaşlarım Selda ARSAK ve Dilek SAĞIR, bize bayramlaşmaya gelmişler. 

Şubat 2006‘da Hüss‘le, o çok konuşulan elma rendesi’ni yapıp, e-vren günlüğü’nde paylaşmışız. Tarihinin en yüksek ziyaretçi sayısına o gün ulaşmışız :)

Mutlu‘nun yanına İzmir’e gitmişim. İzmir kazan biz kepçe gezmişiz.

Çılgın yeğenlerim Şaziye ve Arif‘le bizim evde sabahlayıp, zıvanadan çıkmışız. Abuk sabuk ama çok eğlenceli fotoğraflar çekilmişiz. Gül gül, ölmüşüz.

Mart 2006‘da eski adıyla ADÜ ToG, şimdiki adıyla ADÜ Genç Gönüllüler‘le sosyal sorumluluk projeleri için atölye çalışması yapmışız. Bir kaynaşmış bir kaynaşmışız ki hem çalışmışız hem bol bol fotoğraf çekilmişiz. Apayrı bir arşiv çıkmış ortaya. Sağlam bir proje de cabası…

Nisan 2006‘da üç kardeş merkez kafeteryada öğle yemeği yemişiz. Aynı kampüste okuyor olmamıza rağmen birlikte yemek yememiz 2006’da ilk ve son defa objektiflere yansımız :) Hangi üç kardeş aynı üniversitede okuyup da, aynı yemekhaneden yemek yiyebiliyor ki :)

Mayıs 2006‘da mezuniyet hazırlıklarına girişmişiz. Bizim sınıfta her şeyin “toplu”su başlamış. Mezuniyet andacı için toplu fotoğraflar çekilmişiz. Dağınıklığı epey bir toparlamışız :)

Mezuniyet gecesine katılmışım. Bunun için abimin düğününden sonra ilk defa bir takım elbise almışım. Ama bütün gece boyunca kendimi dünyanın en tipsiz erkeği hissetmişim :) Buna rağmen istemediğim kadar oynayıp zıplamışım.

Bütün sınıf, Paşayaylası’na mezuniyet pikniğine gitmişiz. Üç arkadaş semaveri yakmayı ve onda çay demlemeyi bütün piknik boyunca becerememişiz. Bol bol ip atlamış, yakar top oynamışız. Ekmeğimiz bitmiş, aç kalmışız.

Haziran 2006‘da o çok beklenen an gelmiş, mezun olmuşum. Ailem başta olmak üzere en yakınlarım o gün beni yalnız bırakmamış. Hayatımda en çok o gece dur duraksız oynamışım. Resmen zıvanadan çıkmışız :)

Harun‘un mezuniyet gecesine katılmışım. Eski sınıfımdan arkadaşlarımla aynı masada yemek yemişim. Eski hocalarımı görmüşüm ama tanımazlıktan gelmişim. sadece biriyle sohbet etmişim.

Temmuz 2006‘da Aydın Life dergisinde yazmaya başlamışım. Okuyuculara ilk Kısmetten Öteye Geçilmiyor Madem diyerek seslenmiş, derginin birinci sayısının piyasaya çıktığını bir arkadaşımın telefonuyla öğrenmişim :)

Ağustos 2006‘da göçmen hayatları konu alacağım yazı için Bulgaristan göçmeni Hatice nineyle söyleşi yapmışım. Sonra bu yazıyı Aydın Life dergisinin Ağustos sayısında yayınlamışım.

Eylül 2006‘da Çine‘ye çılgın yeğenlerimin yanına gitmişim. Meşhur Çine köftesi yemişiz, akşam film seyretmişiz, komik fotoğraflar çekilmişiz, balkonda dizüstü bilgisayarla internet bağlantısı yakalamaya çalışmışız.

Ekim 2006‘da Ramazan Bayramı‘nı kutlamışız. Dedemin kamerasıyla objektife poz vermişim. En çok o bayram ziyaretlerde bulunmuşum. Ama kimlerin geldiğini not etmeyi unutmuşum :)

En yakın arkadaşlarla kardeşim Ziya‘nın doğum gününü kutlamışız, canlı müzik yapılan bir yerde. Eğlenememiş olacağız ki alt kattaki discoya inip kurtlarımızı dökmüşüz.

Kasım 2006‘da teyze oğlumun düğününü yapmışız. Davetlilere yemek yetiştirememişiz. Kapıda misafir karşılamaktan kundura ayakkabı, ayağımı çok sıkmış :) Düğün vesilesiyle takım elbiseye biraz daha alışmışım…