Browsing Tag

şahnalı köyü

ink_white_header-2.jpg
e-günlük

Bu İlkbahar Benim Baharım

Geçen haftaki cumartesiden bu cumartesiye kadar yaşadıklarımı yazsam roman olur ama geride bıraktığımız kışın bendeki tesirini yazsam birkaç roman çıkarabilirim. Aydın’da sıcaklık günlerdir 23-24 derecelerde ve güneş varsa keyfim yerinde ;) Bu kış benim için çok uzun, soğuk, karanlık ve bunaltıcıydı ama şükür ki ilkbahara ve güneşe kavuştum ;)

Geçen cumartesi Ziya tatile geldi; trafik yoğunlaştı. Pazartesiden cumaya kadar direksiyondan özel ders aldım. İlk şeftem ailecek Denizler’e akşam yemeğine gitmekti ;) İlk uzun yolculuğumsa Şahanlı Köyüne gidip gelmekti. İlk kez bizim çocuklarla bowlinge gittik. Ve ilk şehir dışı tecrübem de İncirliova’ya sabahçı kahvesine oldu. (Harun bunu duymamalı) Ve bugün Ziya’yı havalimanına bıraktık; dönüşte de ilk otoban tecrübemi edinmiş oldum :D İnsan 30’unda direksiyona oturmaya başlayınca attığı her adımı önemsiyor ;)

Geçen çarşamba Şahnalı’ya gitmişken Ziya ve Deniz‘in özel fotoğraflarını çektik. Dağ tepe tırmandık, en çok da yeğenim Raziye‘yi yorduk ama işlenmeyi bekleyen fotoğrafları görünce Ziya ve Deniz için yine güzel bir koleksiyon ortaya çıkacak gibi görünüyor. Şu an ise Şubat’ta çektiğim Serhat’ın fotoğraflarıyla meşgulüm.

Diğer taraftan fotoğrafevreni yavaş yavaş büyüyor; her yeni fotoğrafçıyla daha da gelişiyor. Fena halde Canon 5D Mark iii hayali kurmaya başladım ve işin daha da tuhafı birkaç haftadır “aşçı olmayı” kafaya taktım. Ben aşçı olsam kesin çok iyi bir aşçı olurdum ama bu hevese nereden kapıldım hiçbir fikrim yok ;)

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni RSS abonelik

e-günlük

İlknur Hanım’ın Çiftliğindeydik

İlknur‘un altın çilek hasat etkinliğine gittik de fena mı ettik? Yoo ;)

Mesela dalından koparıp bol bol taze altın çilek {ki bence bu meyveye altın kiraz denmeli, ona daha çok benziyor.} yemenin yanında Fatih ve Eşref‘le traktör kasasında yolculuk ettik :)

Hatta daha da öncesinde fotoğraf fotoğraf fotoğraf deyip e-vren’in objektifi ile İlknur Hanımın Çiftliği projesine imza attık ;)

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni RSS abonelik

e-günlük

Bazı İcatlar Benim İçin

Bazı şarkıların benim için bestelendiğini, bazı kitapların benim için yazıldığını, bazı filmlerin ve fotoğrafların benim için çekildiğini düşünür; onları yüzlerce kez dinlerim, okurum, seyrederim. Mesela insanoğlunun yer yüzüne armağan ettiği en muhteşem iki şeyin “dondurma” ve “kestane şekeri”nin ve Blog denen bu acayip dijital mecranın benim için icat edildiğini varsayarım ;)

Peki ya uçurtma? ipinden en son 20 yıl önce tuttuğum o harikulâde oyuncak da benim için icat edilmiş olabilir mi? Gayet tabi, tıpkı frizby gibi ;) Ben, bana çocukluğumu tepeden tırnağa hissettiren uçurtma mucizesini bugün Hüss‘le yeniden yaşadım. Şahnalı‘nın buğday tarlalarında rüzgarla dans eden uçurtmamızın peşinden ben de uçup gidecektim ve bu blogu bir uçurtma blogu yapacaktım.

evrengunlugu.net

2010-2011 dönemindeki yayın süresince Acil İhtiyaç Projesi Vakfı‘nı, AİP Vakfı’nın proje ve çalışmalarını gönüllü olarak desteklemektedir.

e-günlük

Yediririm O Fotoğrafları Size

Çiğdem‘e MisAfir KaLeM olmayı teklif ettiğimde, hatta kendisine yazısının yayınlanacağı günü söylediğimde 17 Ağustos depreminin yıl dönümü hiç aklımda değildi. Öyle bile olsa asla kendisinden gündeme uygun bir yazı yazması ricasında bulunmazdım. e-vren günlüğü’nün bu ayki MisAfiR KaLeMi konusunda ne kadar doğru bir insana teklif sunduğumu “Ceset Torbasından 3G’ye Geciş” elime ulaşınca görmüş oldum. Akıcı ve içten anlatımıyla e-vren günlüğü’ne yeni bir soluk katan Çiğdem’e bir kere de buradan teşekkür ediyorum; e-vren dünyası’na hoş geldi :)

Peyami Safa‘nın ilk romanı olan Sözde Kızlar‘ı bitirdim. Kurtuluş Savaşı yıllarında işgal edilen Manisa’dan İstanbul’a kaçıp Yunanlıların kaçırdığı babasının izini süren Mebrure’ye hayran kaldım. İstanbul’daki akrabalarına sığınan Mebrure vasıtasıyla o dönemim  lüks hayat özentili, zevk-sefa maksatlı ilişkiler yaşayan sözde kızlarını tanıyor; hala günümüzde öylelerinin var olduğuna kanaat getiriyoruz :) Sıkılmadan okuyacağınız çok sıcak bir roman, tavsiye ederim.

Özdemir ASAF‘ın  toplu şiirlerinin yer aldığı YKY’den çıkan Çiçek Senfonisi ille de kütüphanemde yer almalı dediğim bir kitaptı. Büyük bir heyecanla satın almıştım ve aylarca sırasını bekledi. Sözde Kızlar’la aynı gün okumaya başladım, sindire sindire de okuyorum. Oktay Rifat‘ın biraz ağır ilerleyen Danaburnu romanı var şu an elimde. Otuzuncu sayfadayım, bitince güzel şeyler yazabilirim hakkında inşallah… Devamını Okuyun

e-günlük

e-vren günlüğü 5. Yılına Hazırlanıyor

e-vren günlüğü 5. yıla hazırlanıyor

Türk blog aleminin en uzun soluklu ve en kişisel elektronik günlüklerinden biri olan e-vren günlüğü, 5. yılına girmeye hazırlanıyor. Sanal e-vren’in sanal doğum günü olan 27 Temmuz‘u Ege’nin mavi sularında 12 saatlik bir yat gezisinde kutlamayı planlıyoruz :)

4. yılın son MisAfiR KaLeMi de 17 Temmuz’un ilk dakikalarında e-vren dünyası’ndaki yerini resmen alacak. Yeni isim, zaten hayatımda yer alıyor ve pek çok kez de e-vren günlüğü’ne konu olmuştu.

Dün bütün gün Şahnalı Köyü‘ndeydik. Güzel köy yemekleri yedim; bol bol kitap okudum ve uyudum :) Hüss, hayatında ilk kez bir kaplumbağa gördü ve çok heyecanlandı.

Köyde odun ateşinde yapılan kızartmaları yiyince Aydın’a döner dönmez her gün yaptığım yürüyüşe daha bir istekle çıktım :)  Yedinci günün sonunda toplam 60.4 km yol ve 74.966 adım yürüyüş yapmış oldum :)

Grigoriy Petrov‘un Beyaz Zambaklar Ülkesinde kitabını okumaya başladım.

e-günlük

Erteliyorum Her Şey ve Herkesi

İlhan Berk‘in ölüm haberini alır almaz yazmalıydım bir şeyler. Özdemir Asaf‘ı keşfedene kadar en sevdiğim şairdi. Yüksek lisansta onunla ilgili bir projem bile vardı. Yaşayan en büyük şairi Bodrum’daki evinde bulmak zor değildi. Biraz cesaretsizlik etmiştim. Oysa Tarık, bütün bağlantıları sağlayabileceği konusunda beni yüreklendirmeye çalışmıştı. Fethi Naci‘den sonra bu kadar kısa sürede edebiyatta koca bir delik daha…

Öyle tuhaf bir ruh halindeyim ki… Birkaç iyi dostla sohbetin dışında en sıkıntılı dönemlerimden birini yaşıyorum oysa. Kendimi Şahnalı Köyü’ne attım. Yıllar sonra binlerce yıldızın altında uykuya daldım.

Ne çok şey yazdım, sildim, tekrar yazdım. 3-4 gündür önemli olaylar yaşadım ama keyifsizliğim yüzünden kaleme almadım, yayınlayamadım.

Dün gece bir dost’la sohbet ettim, dertleştim. Sabah bloguna girince msn yazışmalarının bir kısmını deşifre ettiğini gördüm. Şaşırdım… e-vren günlüğü, artık farklı bir boyut kazandı, bunu bu kez çok iyi anladım. Yazamadıklarım, başka internet günlüklerinde yer alıyorsa artık benim bir türlü sırrını çözemediğim bu sahiplenme duygusu hepten karmaşık bir duruma dönüşmüş demektir. Bahsi geçen dost’a kızmadım, yanlış anlaşılmasın. Fethi Naci’nin saygıdeğer eşi Lale Hanım‘ın dünkü ikinci yorumunu da okuyunca kafamı toparlamam zor olmuştu. Bu e-yaşam yolculuğunun sonu nereye varacak merak eder oldum.

Bu akşam, o hep ertelediğim, ihmal ettiğim Huzur’a çıkma vakti. Yatsı ezanıyla beraber hasretle yolunu gözlediğim Ramazan, yeryüzünü kuşatmış olacak. 30 gün boyunca ruhsal yönden kendimi güvende hissedeceğim. Bu Ramazan, her teravih namazını farklı bir camide kılmayı arzuluyorum. Ama bir de şu bir türlü neticelenmeyen iş görüşmeleri kesinliğe kavuşsaydı da düzenimi kurmuş vaziyette 11 Ayın Sultanı‘nı karşılamış olsaydım… Anlaşılan bu Ramazan da Aydın’dayım. Hayırlı Ramazanlar :)

e-günlük

Şahnalı’da Biten Çocukluğumuz

Şahnalı Köyü‘ne en son ne zaman gittiğimizi bir türlü hatırlayamadım. Kimse de hatırlayamadı zaten. Arabayla o yokuşlu uzun köy yolunu çıkarken “dolmuşa binmek için az mı indik bu yollardan” diye düşündüm. Köy yerleri şehirlere göre yavaş değişiyordu. İyiki de yavaş değişiyordu. Sol taraftaki koca dut ağacı, hemen yanındaki sıralı yalaklar aynı duruyordu. Kimbilir kaçıncı gelişimizdi Şahnalı’ya. Ömrümüzün pek çok dönemine tanıklık etmişti bu köy. En çok da çocukluğumuzu bilir buranın dağları, ovaları, eski yıkık köy okulu… Mehmet abimlerin evine gelir gelmez, kardeşlerim ve Mehmet abimin çocuklarıyla soluğu eski köy okulunda alırdık. Sonra günü bir anda bitiren delice oyunlara dalardık. 

O oyunlardan sıyrılalı yıllar oldu. Tıpkı Raziye gibi. “Bizim kız”lardan biriydi Raziye. Mehmet abimin iki böceğinin yanında tek çiçeği. Şahnalı’daki çocukluk oyunlarımızın “körebesi”, “ortada sıçanı” da büyümüş, sözleniyordu artık. Çocukluktan sonra belki de doğup büyüdüğü yerlere vedanın ilk adımıydı bu haftasonundaki cemiyet. Biz, biz de ailecek oradaydık… Yeni hayatının başlangıcında Bizim Kız’ı yalnız bırakmadık.

Son derece keyifliydi arada bir görebildiğimiz akrabalarımızla beraber olmak. Lezzetli köy yemekleri, demli ocak çayı… Kıkır kıkırız her dakika. İnsanın böyle zamanlarda derdi tasası kalmıyor. Ya da belli insanlarla birlikteyken böyle düşünüyoruz. Ortadaki şahsiyet, e-vren günlüğü’nün bilinçli ziyaretçileri tarafından az çok tanınır: Ramazan Bey. Bey diyorum çünkü kendisi artık bir memur :)

Hayat değişiyor. Ya da değişmiyor, biz değişiyoruz.

Yazdığım bir konunun devamına sonradan yeni bir yazı eklemek adetim değildir ama Safiye Sultan, yazıyı yayına soktuktan saatler sonra Raziye’nin söz kurdelesini çantasından çıkartıp binbir tembihle bana verince bundan bahsetmek farz oldu. Dün akşam gençlerin sözü kesildikten sonra Safiye Sultan’ın ilk işi kurdeleden kesmek oldu. “Mümkün olduğunca kısa kes, Eylül’e yetişsin!” diye bağırınca da yüzümde bir flaş patlasa hayatımın en utanç fotoğrafı çekilmiş olacaktı sanırım :) Kurdele parçası az önce peçetenin içinden çıkartılınca yaşadığım hayal kırıklığını tahim edemezsiniz. Allah’ım bu istediğimden de uzun; değil 1 ay içinde 1 yıl içinde bile zor kısmet çıkar bu uzunluktaki kurdele yüzünden :) İşin şakası bir tarafa, bu batıl inanç doğru olsaydı yıllar önceki Alperen’in nişan kurdelesi bir işe yarar, şimdi evli barklı adam olurdum :) {Gerçi o gün 5 yıl sonra gerçekleşecek uzunlukta bir kurdele temennisinde bulunmuştum ama neyse} Nokta