Browsing Tag

ptt

e-günlük

Ağır Posta Servisi (APS)

ÖSYM‘nin üniversite tercih rehberi 2010’da açıköğretim fakültesinde psikoloji bölümü açılmadığını görmek benim için büyük bir hayal kırıklığı oldu. Bir öğretmen olarak kendim ve yetiştireceğim nesiller adına psikoloji bölümünü okumayı çok istiyordum.

Aydın’da hiç bu kadar sıcak bir yaz geçirdiğimi hatırlamıyorum. Duştan çıkıp kurulanma arasındaki sürede bile tekrar duş alacak kadar terliyor insan.

Geçende gördüğüm rüyanın neye çıkacağını hala merak ediyorum. O rüyayı, beklediğim bir başvuruya yormuştum ama PTT‘nin APS‘sinin 24 saatte gideceği yere 3 günde gitmesi rüyamı yanlış yorumladığımı gösterdi bana.  Mektubu APS ile göndermekle Aydın Devlet Hastanesi’nin acil servisine gitmek arasında bir benzerlik sezinledim ;) Birinden “acele”yi diğerinden “acil”i söküp almak lazım.

Bugün itibariyle Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği‘ne sunulan resmi blog desteği son buluyor. e-vren günlüğü’nün 6. yılına gireceği yarından itibaren yeni bir sivil toplum kuruluşuna sosyal sorumluluk gereği destek vermeye başlayacağız. TOFD’la gönül bağımız her daim devam edecektir. e-vren günlüğü ziyaretçilerine de bu projeye destek çıktıkları için teşekkür ediyorum.  Bugüne kadar e-vren günlüğü olarak TOFD’a destek adına yapılanları görmek adına {bu bağlantıya} gözatabilirsiniz. 365 gündür yapıldığı gibi TOFD’a destek notunu son kez bu yazının sonuna da ekliyorum.

evrengunlugu.net, 5. yılında sosyal sorumluluk gereği Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği‘nin kampanya ve projelerini destekleme kararı almıştır. Ziyaretçilerini de TOFD’a destek olmaya davet etmektedir. TOFD’a ulaşın; gönüllü olun; 3430‘a boş bir sms atarak Akülü Tekerlekli Sandalye Kampanyasına 5 TL’lik bağışta bulunun.

e-günlük

Blogger da Olsam İnsani Sıkıntılarım Var

İnternet diye bir şey olmasaydı, blog diye bir şey de olmayacaktı. Haliyle blog yazarı da olunmayacaktı :) Son bir aydır canımı sıkan olaylardan biriydi TTNET’in sebepsiz kesintileri… İnterneti zırt pırt kesilen bir blogger, ziyaretçileriyle ne kadar bütünleşebilir ki…

Bayramdan hemen sonra.. Ziya‘yı Kütahya‘ya götürmeden 1 gün önce. Bizim Efe‘nin ayakkabıcısındayız. Abi, su almayan bir ayakkabı lazım bana diyorum. Satıcı birkaç çeşit koyuyor önüme. Beğeniyorum bir tanesini; bunun önünde dikişi yok, su almasın sakın diye soruyorum. Şoklama yapılmış bunda, su alırsa getir, iki yıl garantisi vardiye teminatta bulunuyor. 3-5 gün yağmursuz havada giydim ayakkabıyı; rahat bir şey, sevdim derken cumartesi günü yağmur yağdı ve soluğu ayakkabıcı da aldım. Aldığım cevap ne oldu dersiniz? Bu yağmurda su almayan ayakkabı mı olur? Alacak tabi Hafif çapta sinir harbi, tartışma vs. Ben su almaz demedim ki diye inatlaşmaz mı bir de… Esnaflığı bilmiyor bizim insanımız. Sonra ağlıyor İskarpin açıldı, satışlarımız durdu diye.

İlk kredi kartımı Yapı Kredi Bankası‘ndan almıştım. Geçen gün bankaya gidip kartımı iptal ettirmek istedim. Müşteri temsilcisi bayanla iddiaya girdik neredeyse. O ,kredi kartlarından yıllık kart ücreti kesmediklerini dile getiriyor; bense her 6 ayda bir kart ücreti ödediğimi… Hangimizin haklı olduğu ekstrelerde belliydi. Bankaya adım atmadan, personelini meşgul etmeden bankacılık işlemlerini internetten/telefondan halleden bir müşteriden neyin hizmet bedelini alıyorlardı anlamış değilim. Müşteri temsilcisine göreaslında banka bize hizmet veriyormuş. Sinirimi alamayıp vadesiz hesabımı da iptal ettirip Yapı Krediyle yolumu ayırdım :)

Gelelim Yeni Dört Yol kavşağına açılan Garanti Bankası‘nın müşteri temsilcisine. Askerde yanında para taşımasın diye kardeşimin paralarını Garanti’deki hesabına yatırdık. İki gün arayla 2007 ve 2008’in yıllık hizmet bedellerini kesmesinler mi? Ben de gidip o suratsız müşteri temsilcisine sakın ola ki maaş hesabımdan yıllık hizmet bedeli kesersiniz ha! deyince müşterisinin yüzüne bakmaktan aciz yüzsüz müşteri temsilcisi Beyfendi maaş hesabından bahsediyorsunuz; biz maaş hesaplarından herhangi bir ücret kesimi yapmıyoruz demez mi? İnşallah öyledir dedim; dedim ama öyle olmayacağını biliyordum. İki hafta geçmedi tak bir e.posta: Garanti Bankasındaki vedasız hesabınızdan 2008 yılı birinci yarı yıl hesap işletim ücreti kesilmiştir.

Görev yaptığım kasabanın PTT’sine gidiyorum iki defadır. Küçük yerdir, gelen giden azdır, oradaki memurlarda gerilmiş sinirden eser olmamalıdır diye düşünürken burada da “devlet memuru” zihniyeti suratınıza bir tokat gibi vuruluyor. Şu işlemi yapabilir misiniz? Kredi kartı post makinemiz yok. Peki ya bunu?” “Bilmem, bir deneyeyim.” “İyi o zaman iyi çalışmalar(Teşekkür yok) Haydi şehir merkezindekiler aşırı yoğunluktan şikayet ediyor, peki sana ne oluyor be adam ufacık yerde boş boş oturmaktan mı yoruluyorsun!

Yok yok, bunlar beni sonunda Uğur Dündar yapacaklar ya, hayırlısı…

e-günlük

Halkla İç İçe Fatura Kuyruğu

21:30 Harun‘u Ankara’ya uğurlamak {neden yolcu etmek değil de uğurlamak?} için otogardayım. Kardeşi Ümran da var. Harun’un arkasından el sallarken “özel üniversitede tezsiz yüksek lisans yapan adamın hali de başka oluyor” diye dedidoku yapıyoruz. İnsan zengin olmaya görsün, bastın mı parayı alamayacağın pedagojik formasyon yok :) Hal böyle olunca “vay efendim otobüs bileti bulamamışım, vay efendim derslere girememişim” derdi de olmuyor haliyle.

20.00 Asker arkadaşım Haluk aradı. Sağolsun her seferinde benden önce arayıp beni mahçup ediyor. “Cumartesi Vedat’ın düğününe geliyor musun?” diye sordu. Ehim ehim… Vedat! Eğer ki e-vren günlüğü’nden haberdarsan ve bu satırları okuyorsan sağ üstteki kırmızı çarpı işaretine tıklayıp kapatabilirsin bu pencereyi ya da sık kullanılanlara ekle de ileride çocuklarına okutur okutur mahçup olur; “Evren amcalarının neden düğün fotoğraflarında olmadığını” da izah edersin!

Onca saat elektrik kuyruğunda boşa beklemişim. Telefon faturasını da yatırmam gerekirken yatırmamışım. Ben de diyorum ki “neden bu kadar çok para arttı”. İnsan mecnun olmayagörsün :P Elektrik kuyrugundayken sağ taraftaki su faturası sırasını da takip ediyorum. 962 numara yandı, gidip su faturamı da yatırdım. Döndüm, aynı sıradaki yerimi aldım. Ptt veznesindeki “Elif Şafak“a benzettiğim memure hanım “hoşgeldin hocam” dedi. Offff, benden bahsediyor, bizzat benden!

Bankalara otomatik ödeme talimatı vermeyip, halkla aynı sıraya girip aynı havayı soluyan ben acizane bloggerınız, önümüzdeki yerel seçimlerde belediye başkanlığına adaylığımı koyuyorum efendim. Bütün bu “sizden biriyim imajı“nın altında yatan amaç buydu :)

e-günlük

LeMaN mı Uykusuz mu?

Hayır PENGUEN! Mizah ve karikatür apayrı bir kültür. Zekanın çizgilerle ve esprilerle profesyonel bir şekilde bütünleşmesi gibi bir şey. {üfff ne cümle kurdum} Kıyaslama saçma olabilir. Leman‘ı iki haftada bir almayı tercih ediyorum. Komik bulup kesip ayırdığım 4-5 karikatür dışında koca dergiyi atıyorum. Uykusuz‘a bakayım bir de dedim, sıkıntıdan patladım :) Çok çalışmaları gerek daha, çok! PENGUEN, beni çok eğlendiriyor. Biraz hükümeti ve din konularını malzeme yapmaktan vazgeçse daha hoş olacak. Haddini aştığı durumlar olmuyor değil. Buna rağmen seviyorum seni PENGUEN.

PTT‘nin {PTT mi kaldı; ağız alışkanlığı işte} Denizli yolu üzerindeki şubesinde görevli memuresi pek komikti (!) {Aldığı maaşın karşılığını vermekle yükümlü asık suratlı bir memure ne kadar komik olabilirse…} Çarşı şubesi ana baba günüyken, merkez binadaki bayan tek başına olmasına rağmen, bir suratsız bir suratsız. Sanırsınız ki gelen gidenden başını kaldıramıyor. Çok şanslısınız dedim; benden önceki delikanlıya ters ters cevap verdikten sonra. Ne bakımdan?dedi, zahmet edip kafasını çevirdikten sonra. Demek dikkatini çekmek için gıcık gıcık konuşmak gerekiyormuş; iyi günler dilediğimde yüzüme bakmamıştı oysa. Çarşı nasıl kalabalık anlatamam, burası ne güzel bomboş(sunuz)dedim. Şu devlet memuru zihnityetini {memur zaten devletindir e-vren!} Bomboş şubedesin, insan azıcık güler yüzlü olur, iyi günler dileklerini alır. Alır mı alır!

Evren’in en muhteşem EFE’si İbrahim, dün Davutlar’da kampa girdi. Neden girdi: 26 Ekim’de İstanbul’da halkoyunları yarışması Türkiye finaline hazırlanıyorlar. Ziya da bugün Selçuk Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık‘tan yüksek lisansa yerleşti, 24 Ekim’de Konya yolcusu inşallah. Fatih‘i Edirne‘ye uğurlamıştık dönemin başında. Bu cumartesi de Sevil İngiltere’ye gidiyor. Haydi hayırlısı bakalım, dağılan dağılana.