Browsing Tag

muzaffer tayyip uslu

e-günlük

Şair, Kelebeğin Rüyası’nda Neyi Anlatmak İstemiştir?

kelebeğin rüyası (3)

Yılmaz Erdoğan‘ın Kelebeğin Rüyası filmi vizyona gireli uzun bir süre oldu; hatta şu aralar televizyonda da ilk kez yayımlanmış olması gerekiyor. Ben de geçen aylarda seyretmeye başlamış ama ‘bu film not alınarak seyredilmeli’ diyerek Kelebeğin Rüyası’nı seyretmeyi bugüne kadar ertlemiştim.

Filmin konusu ve filmle ilgili eleştiler Kelebeğin Rüyası vizyona girdiğinden beri defalarca yapıldı zaten. Ben Kelebeğin Rüyası’nda hangi şiirler okunduğunu daha çok önemsedim ve filmin üç ana oyuncusunun canlandırdığı üç şairin dilinden dökülen şiirleri not ettim. Bu yazıda da görselliğiyle ön plana çıkan filme biraz daha yukarıdan bakıp kimin hangi şiiri okuduğu, hangi şaire daha çok şiir okutturulduğu ayrıntılarına ve çoğumuzun Kelebeğin Rüyası ile haberdar olduğumuz şairler Muzaffer Tayyip Uslu ile Rüştü Onur‘un kısacık hayatlarına yer vermeyi amaçladım.

Film boyunca okunan şiirleri ve dillendirilen güzel sözleri kronolojik sırayla vermek istedim ancak isimlerin altında o kişinin söylediklerini toplamanın daha düzenli olacağına karar verdim. Kronolojinin bilinmesi için de şiirlerin başına (1), (2) gibi bir sıra numarası verdim. Bu numaralar, o şiirin film içerisinde kaçıncı sırada okunduğunu gösteriyor. Filmde bazı şiirlerin tamamının okunmadığı notunu da buraya ekliyorum.

kelebeğin rüyası (4)

Muzaffer Tayyip Uslu (Kıvanç Tatlıtuğ)

Kelebeğin Rüyası’nda şiir okuyan ilk isim Kıvanç Tatlıtuğ’un hayat verdiği Muzaffer Tayyip Uslu. 1922 yılında İstanbul’da doğan Muzaffer Uslu, 1946 yılında -henüz 24 yaşındayken- Zonguldak’ta hayatını kaybediyor. Lise sıralarındayken Behçet Necatigil‘in öğrencisi olan Muzaffer Uslu, parasızlık ve hastalık yüzünden İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümündeki eğitimini yarıda bırakmak zorunda kalıyor. Şiirlerini yayımladığı dönem en iyi şairler arasında gösterilen Muzaffer Uslu, önce yakın arkadaşı Rüştü Onur’u verem hastalığına kurban veriyor, sonra da kendisi aynı hastalığa yenik düşüyor.

(1) Gülüşünüz desem, hanımefendi
Gülüşünüz haset veriyor kuşlara dizeleriyle açılışı yapan Şair Muzaffer, 11 şiir / söz ile film boyunca en çok şiir okuyan isim.

(5) Balıklar için deniz lazım,
Sevişmek için işsiz olmak
Ve geceleri yatakta
Duymamak için tabanların sızısını
Zengin olmak lazım.
Halbuki ıslık çalmak için
Bir şey lazım değil.

(6) Okuma yazması yoktu ama şiirin kıymetini biliyordu.

(7) Ölüler Konuşuyor
Dünyaya bir daha gelirsem
Aklı başında bir insan olacağım
Akşamları erken uyuyacağım
Ne işim var öyle meyhanelerde
Pazarları
Parklarda gezineceğim
Karımla..
Ben onu bunu bilmem
Bunu bilir
Bunu söylerim
Ölmek ya da ölmemekte
Bütün mesele
Yetişir ki insan ölmesin
Akşamları uyuyup
Sabahları uyansın
Ve saçları dağılsın rüzgârda
Yetişir.

(9) Sen çok güzelsin. Sebepsiz de gülebilirsin.

(12) Acı, bahanesidir şiirin.

(13) Bir koku var sende
Sıcak yaz akşamlarına mahsus
Ellerinde mi
Gözlerinde mi
Saçlarında mı
Bilmem
Bir koku var sende

(14) Kapalı duran penceremden
Odama giren sabah güneşi
Günaydın diyor
Sandalyenin sırtında ceketim
Dün gece olup bitenleri unutmuş
Uzun etme diyor işte
Peşinden lâfa karışıyor pencere
Günaydın Muzaffer Bey
Sokaklar seni bekliyor
-Sokaklar beni bekliyormuş-
Günaydın

(16) Diyecekler ki arkamdan
Ben öldükten sonra
O, yalnız şiir yazardı
Ve yağmurlu gecelerde
Elleri cebinde gezerdi
Yazık diyecek
Hatıra defterimi okuyan
Ne talihsiz adammış
İmanı gevremiş parasızlıktan.

(21) Bir güzele güzelliğini hatırlatmak isterdim
Aynalardan evvel

(26) Güzel olan yaşadığımızdır
Bir gün öleceğimiz değil.

Rüştü Onur (Mert Fırat)

Rüştü Onur (Mert Fırat)

Kelebeğin Rüyası’nda şairliğini konuşturan ikinci isim Mert Fırat’ın hayat verdiği şair Rüştü Onur. Rüştü Onur’un dilinden dökülen ilk dizeler

(2) “O kadar beyazsınız ki hanımefendi,
Gelinlik giydiğinizde hiçbir şey giymemiş gibi olacaksınız.” oluyor. 1920 yılında Devrek’te doğan Rüştü Onur, Zonguldak Mehmet Çelikel Lisesi’nde okurken yakalandığı verem hastalığı yüzünden okulu yarıda bıraktı ve  Ereğli Kömür İşletmelerinde Maliye Varidat Memur Muavini göreviyle çalışmaya başladı.

Rüştü Onur’un hastalığı 1941 – 1942 yıllarında en ağır evresindeydi, bu süreçte yakın arkadaşı Muzaffer Tayyip Uslu ve öğretmeni Behçet Necatigil ile birlikte şiir peşinde koştu. Zonguldak’ta çıkan dergi ve gazeteler ile İstanbul’da yayımlanan Değirmen mecmuasında şiir ve yazıları yayımlanan Rüştü Onur, hastalığından dolayı çok uzun yaşayamayacağını bildiği için bu ruh haliyle şiirler yazdı. 2 Aralık 1942 tarihinde Beşiktaş’ta Şair Leyla Sokaktaki evinde yaşamını yitirdiğinde henüz 22 yaşındaydı. Ortaköy mezarlığına defnedilen Rüştü Onur, Kelebeğin Rüyası’nda seslendirdiği şiir sayısı açısından Muzaffer Uslu’dan sonra ikinci sırada geliyor. Ancak, Suzan karakterinin okuduğu şiirin de Şükrü Onur’a ait olduğu göz önünde bulundurulursa her iki şairden de eşit oranda şiirin filme serpiştirildiği ortaya çıkmaktadır.

(4) Aşk, bahanesidir şiirin

(10) Kimden sual ettimse halimi
Güldüler
Anam bile şiir yazdığım için
Bakmadı yüzüme
Yalnız bir ölü üstü sofrada
Ölüm mukaddermiş dedi.
Halbuki yaşamak alnımın yazısı

(11) Acıyı çağırma,
bizde ondan çok var.
Sen şiirine bak,
Bizden bir şey olmayacağı belli

(18) Şiir, bahanesidir hayatın

(19) Ben bir şehirdeyim ki
Mesut akşamları beyaz kuşlar taşır gagalarında
Ben bir şehirdeyim ki
Mevsim boyunca seni düşünürüm
Sen varken
Yalnız değilim bu şehirde oturup konuşabiliyorum
Hatta gezinebiliyorum sokaklar boyunca
Ya sen olmasan?

(20) Yaşadığına sevinenler iyidir.
Ölmediğine sevinenler değil.

(23) saadet biliyorsun ki karanfilim kaybedenler arasındadır.

(24) Senin varlığın her şeyin tam manasıyla kötü olmasına mani oluyor.
Yoksa senden başka her şey kötü be karıcığım.

(25) Tanrım açamadık içimizi
Arık buluşmak mahşere kaldı.

Ne yelken ne gemi var limanda
Kaçmak bir uzun sefere kaldı.

Mercan bir sahildeymiş gemiler
Bulmak kasvetli günlere kaldı

Behçet Necatigil (Yılmaz Erdoğan)

Behçet Necatigil (Yılmaz Erdoğan)

Behçet Necatigil’in (Yılmaz Erdoğan) Okuduğu Şiirler:

(3) Yolcu vedalaşmayı bilecek
Ne kısa tutacak
Ne lüzumunda fazla uzatacak
Onu başka bir kanaatle aldatmaktan geçer bir fikirle vedalaşmak
Yolcu vazgeçmeyi bilecek
Kendisinden bile
Yoksa gölgesi boyunu aşar.

(8) Yılların çarmıhında vücudumu günler,
Taşa tuttu.
Çivilenip kaldı ufkumda,
Mevsimler var, yağmur bulutu.

Kapalı kaynar tencerem bilinmez,
Et mi pişer, dert mi pişer.

(15) Sen takma kafana Muzaffer
Senin savaşın sana yeter.

(17) Tek yaptığımız tutanak tutmak, gerisi takdir-i mutlak

(27) Sana onları neden anlatmadım
bilmiyorum
Belki herkes kendi telaşına düştü
Belki sen yoktun
Belki bu mektup hiç yazılmadı
Belki de bir kelebek
o kadar memnun ki rüyasından
Hiç uyanmak istemiyor uykusundan

kelebeğin rüyası (2)

Suzan (Belçim Bilgin)

(22) Ne Tanrıdan haber
Ne dallarda meyva
Ve ne kucak açar
Hâtıralar tekrar
Ve ne de dönerler
Gemiler bir daha

Muzaffer ile Rüştü, Suzan’ın kimin şiirini beğeneceğine dair iddiaya girer. Bundan habersiz olan Suzan, beğendiği şiirin bir kısmını Muzaffer’e okur ancak o şiir Rüştü Onur’undur. Şiirin tamamı ise şöyle:

Ne Tanrıdan haber
Ne dallarda meyva
Ve ne aynalarda
Mevsimle beraber
Çizilen dünya
Ve ne kucak açar
Hâtıralar tekrar
Ve ne de dönerler
Gemiler bir daha
Selâm bizden Yuana
Selâm selâm Allaha

Ben bu yazıyı hazırlamadan birkaç gün önce Kelebeğin Rüyası, Arnavutluk’un Dıraç kentide bu yıl 7’ncisi düzenlenen Durres Film Festivali‘nde “Balkanlar’ın En İyi Filmi” ödülüne layık görüldü.




 

Bireysel bir çabanın ürünü olan bu blogun daha da gelişmesi için küçük bir destekte bulunmak ister misiniz?